Haydarpaşa Garının muhafazası

Restorasyonunu yüklenen taşeron firmanın çıkardığı yangınla ‘finanslaşmanın’ kucağına düşeceği belli olan Haydarpaşa Garı, taşıdığı bütün ‘tarihsel ruhuyla’ satılığa çıkartılıyor.
‘Muhafazakar toplum yaratma’ söylemine bu kadar yüklenen iktidarın, tarihsel mekanların estetiğine, kamusallığına, kent kültürüne derince yerleşmiş karakteristiğini ‘muhafaza etmeye’ yanaşmaması, zamana ve mekana karşı ‘yabancılaşmayı’ değil de peki neyi gösteriyor?
İşte siyasi alanı kaplayan ‘muhafazakar popülizmle’, değil İstanbul’un Türkiye’nin tarihsel sembol mekanı Haydarpaşa Garı’nı pazarlamaya çıkaran birikimci kapitalist zihniyet arasındaki uçurum kendini böyle ele veriyor.


Elbette halkın karşısına çıkıp vurgulu belagatle ‘dindar nesiller yetiştireceğiz, imam hatiplilerin önünü kapadılar’ deyip, sonra da ne Osmanlı modernleşme mirası ne de Abdülhamid Han yadigarını dinleyip geçmişin silüetlerini ve tarihsel dilini bir çırpıda ‘pazarlamanın’ adı da Haydarpaşaport projesi oluyordu.
Anlaşılan otokratik kalkınmamız söz konusu olunca geçmiş ve gelenekle ilişki ‘piyasaların huzuru yani sıcak dış kaynak’ için bir ayak bağından başka bir şey ifade etmiyordu.

Osmanlı mimarlığının canlandırıldığı konut projeleri milyon milyon dolarlara satışa sunulurken, Osmanlı son döneminin ‘hakiki’ ihtişamlı bir mimarlık eseri bütün etrafındaki alanlarla topyekun ‘özelleştirilerek’ spekülatif finans operasyonuyla ‘ruhunun’ öldürülmesi…

Kesinlikle ‘bölgeye getirilen ekonomik ‘canlılık’, tarihi ve kültürel ortam düzenlenmesi’ diye tanıtılacaktı…
12 Eylül’de Haydarpaşa Garı ve Limanı için düzenleme kararı daha İstanbul Büyükşehir Belediye Meclisi’nden geçmeden, Türkiye Cumhuriyet Devlet Demiryolları (TCDD) kendine ait araziyi Özelleştirme İdaresi’ne devretme kararı almıştı.TCDD, SİT alanı olarak tescillenen Haydarpaşa Garı’nın da içinde bulunduğu 1.000.000 metrekarelik alanı Özelleştirme İdaresi’ne devrederken TCDD, 1.000.000 metrekarelik taşınmazı İstanbul’un tarihi, sosyal ve kültürel yapısıyla bütünleşerek ülke ve kuruluş açısından gelir getirmesi yönünden aldığını açıklıyordu.

Bu ‘gelir getirici’ ifade aslında yaklaşık 1.3 milyon metrekare Harem-Moda arasındaki alana kondurulacak AVM, otel, kruvaziyer liman projelerini imliyordu.

İstanbul’un kent kimliğine protez gibi eklemlenecek, tüketim sahasının çekeceği küresel yatırım belli ki TCDD’in Haydarpaşa Garı’nı 1 Şubat 2012’de ana hat yolcu ve yük tren seferlerine kapatmasıyla oldukça uyumluydu.

Yani Başbakan, son parti kongresinde ‘Yolumuz Sultan Alpaslan’ın yolu’ diyerek 2071 yılını hedef olarak gösterirken daha 100 yıl önce yapılmış bir kamu mirasını Haydarpaşa Garı’nın özelleştirilmesini ve sermayeye katık edilmesini, 100 yıl sonraya kalacak hangi kültürel tarihi ve ‘millet’ değeriyle ‘kendimizi’ hatırlayacağımız sorusunu sordurtmuyor muydu?
Yoksa aslında neyi muhafaza ettiğimizi tarihsel mekan hafızamızın zayıflığından unutmuş mu olacaktık?

Kaynak : Akşam



sohbet

İlk yorum yapan olun

Yorumlar