Hızlı tren izlenimleri



Hızlı tren izlenimleri :Eylül sonunda bir görev seyahati için Ankara’ya gitmem icab edince normal güzergahı değiştirerek Eskişehir üzerinden Ankara’ya gittim. Tabiatıyla esas amacım Eskişehir’i görmek değil ( Gerçekten görülmeye değer bir şehir olan Eskişehir’e birkaç gün ayırmak lazım) uzun zamandır bir hayli merak ettiğim Yüksek Hızlı Trenin ( YHT ) nasıl birşey olduğunu görebilmekti.
Güneşli, sıcak bir eylül günü otobüsle yola çıktığımda bu kadar güzel doğal manzaralar görebileceğimi tahmin edemezdim. Çok iyi bildiğim ve devasa bir sanayi sergisi olan İstanbul- Kocaeli arası hariç tutulursa Sapanca’dan Bilecik’e kadar olan yol güzergahı doğal manzaralarıyla adeta insanı büyülüyor. Otobüsün camından görebildiğim kadarıyla yeşillikler, dağlar, tepeler; İstanbul- Ankara otoyolu yerine insana bu yolu tercih ettirebilir.Ancak Bozöyük’e gelmeden yeşillikler birdenbire kayboluyor ve Orta Anadolu bozkırları karşınıza çıkıyor. Zaten Eskişehir’de bu bozkır tarafından yutulmuş gibi birdenbire karşımıza çıkıverdi.
Bir taksiyle otogardan Eskişehir tren istasyonuna giderken YHT’nin kalkış anına daha 1,5 saat vardı.Bu kadar kısa bir zamanda şehri gezemezdim ama daha fazla ücret vermek pahasına kısa bir şehir turu yaparak Eskişehir istasyonuna vardık. Eskişehir gerçekten denildiği kadar vardı. Temiz, düzenli caddeler ve Porsuk’ta seyreden modern tekneler..Gerçekten Büyükerşen bu kente çok şey katmış.
Ancak istasyon civarı için aynı şeyi söyleyemeyeceğim.Başta gar binası olmak üzere her şey köhne ve yenilenmeye muhtaç.
Hareket saati yaklaşınca havaalanına benzer bir geçişten sonra hızlı trenin içine duhul ettik. Gerçekten çok modern bir araç. Geniş pencereleri olmasa uçağa benzetebilirsiniz. Ancak ne kadar uçağa benzediğini şehirden çıkıp anahata girince anladım.Aman Yarabbim! Bu şey trenden çok uçağa benziyor.Tıpkı ” Take off’dan ” önce çılgın bir koşuya başlayan jet uçağı gibi..Büyülenmiş gibi pencereden dışarı bakınca yakın çevre kalın ve kocaman bir çizgi gibi sanki .Ancak 100 metre uzaklar ayrıntılı görülebiliyor. Ve trenimiz baş döndürücü bir hızla alaca karanlığa doğru atılırken uzaklarda kocaman ateş böcekleri gibi harman ateşleri göze çarpıyor.
Derken karanlık çöktü. Artık dışarıdan ok gibi uzaklaşan elektrik direkleri dışında hiçbirşey göze çarpmıyor. Ankara şu karanlık ufkun gerisinde.Ancak bu araçla o kadar yakın ki Eskişehir- Ankara arasında ancak bir gazete okuyabilirsiniz.
Ne diyelim? Darısı İstanbul’un başına.Yüksek hızlı tren İstanbul’a gelirse ilk işim bir bilet alıp Konya’ya gitmek olacak. Yüzyıllardır ” Gel, gel ” diye çağıran Hazreti Mevlana’ya koşacağım.

Kaynak : blog.milliyet.com.tr

Reklamlar