Çılgın proje değil, felaket çılgınlığı



Çılgın proje değil, felaket çılgınlığı :İSTANBUL geçmişte bir su kenti iken giderek bir kara kentine dönüştü. Bu gidişte hep politik hamleler etken oldu.
3. köprü, 3. havalimanı ve Kanal İstanbul ile bağlamındaki yerleşme projesi ise bu gidişin en vahim son üç halkası.
Projelerin ne zaman başlayıp hangi süreçlerden geçtiğine baktığımızda büyük bir hukuksuzluğa, şehir ve bölge planlama biliminin hiçe sayıldığına tanık oluyoruz.
Son dönemde dava açmanın da pek anlamı yok. Gerek hâkim değiştirmeyle, gerek bilirkişi raporlarının hilafına kararlarla bu projeler devam ediyor.
Yıldız Teknik Üniversitesi’nden Prof. Dr. Betül Şengezer’in Kanal İstanbul projesiyle ilgili yaptığı çalışma durumu ortaya koyuyor.
Kanal İstanbul projesinin alanı 30 bin hektar. Yani İstanbul’un tüm yerleşik alanının yarısı kadar bir yer Bakanlar Kurulu kararıyla proje alanı ilan edilmiş durumda.
Bu çılgın projenin maliyeti 10 milyar dolar deniyor, ama ortada bir fizibilite yok. Zaten bu para nereden çıkacak, orası da soru işareti.
Hem Panama hem de Süveyş Kanalı dünya deniz transitinin yapıldığı aksın üzerinde. Bu kanallar mesafeyi kısaltarak toplamda 40 bin kilometrelik taşımacılık maliyetini azaltıyor.
47 kilometre uzunluğundaki Kanal İstanbul ise taşıma maliyetlerini azaltmayacak. E niye yapıyorsunuz?
Deniyor ki “Kanal İstanbul’da gemiler beklemeyecek, patır patır geçecekler, bu önemli bir maliyet kaybıydı, bunu azaltacağız”.
Oysa Panama Kanalı’nda da resimlere baktığımızda tankerlerin sıra sıra beklediğini görüyoruz.
Hadi varsayalım ki yeni kanaldan tankerler patır patır geçti, Çanakkale Boğazı’nı ne yapacağız? O zaman ona da mı bir alternatif açacağız? Orada tankerler beklemeyecek mi?
Bu kanalın üzerinden geçmek için neresinden baksanız 3-5 köprüye ihtiyaç olacak. Bunlar bu maliyetin içinde mi, düşünüldü mü? Sanmam.
Ayrıca Montrö gibi uluslararası bir anlaşmanız var. Bu kapsamda diğer uluslar sizin yaptığınız diğer kanaldan paralı olarak geçmeyi kabul edecek mi? Bu uluslararası düzeyde hukuki sorun yaratabilir. Bu kadar yatırımı yaptıktan sonra Rusya “Ben geçirmiyorum” derse ne yapacaksınız? Boru hatlarına bu kadar masraf yapıldıktan sonra adam niye tankerle taşısın?
Diyorsunuz ki “Boğaz’ı rekreaktif amaçla kullanacağım”. Ama planlara bakıyoruz, Küçükçekmece Gölü’nün etrafına spor alanları, rekreaktif alanlar vs gibi fonksiyonlar vermişsiniz. Kendinizle çelişiyorsunuz.
Kanal İstanbul yapıldığı takdirde Karadeniz ile Marmara Denizi’nin ekolojisinin tamamen değişeceğine dair kanıtlar var.
 
Bu sorunların hepsinin ayrı ayrı irdelenip fizibilite raporlarının yapılması lazım. Ortada rapor falan yok. Böyle yönetim mi olur?
Burası devletin arazisinin çok olduğu bir bölge. Bunlar TOKİ gelir paylaşımı yöntemiyle bazı inşaat firmalarına veriliyor. İnşaatlar şu anda devam ediyor.
Bugüne kadar istenseydi İstanbul’daki çok önemli, can kaybına neden olacak ağır hasar ve ötesi yapılar sorunu çözülebilirdi. Bu yapılmadı, nedense 10 yıl sonra bütün İstanbul’u taşıma gibi başka bir proje geldi.
TOKİ’nin Kanal İstanbul’u içine alan 30 bin hektarlık alandan elde edeceği gelir 135 milyar dolar civarında.
2002’den beri toplanan deprem vergisi ise 44 milyar lira.
Burada sorunun deprem olmadığı, buradan elde edilecek kaynak için depremin bahane gösterildiği ortada. Çünkü bunca yıl geçmesine ve bunca imkân olmasına rağmen çözüm yolları denenmedi.
Haritaya baktığımızda da kentsel dönüşüm alanlarının riskli alanlarla pek bağlantısı olmadığını görüyoruz. Yani gerekçenin görünmeyen, saklanan yüzü aslında deprem değil, finansal getiri.
Getiri finansal ama götürü yaşamsal.
Kanal İstanbul çılgın proje falan değil, bir felaket çılgınlığı.
Meselenin siyasi partilerle de ilgisi yok aslında.
Bu rant her zaman, her iktidarın, kim olursa olsun ağzının suyunu akıtıyor.
Ve başlayan bu “çılgınlıkların” devamı geliyor.
Önemli olan…
Biz farkında olalım ve bunun karşısında duralım.

Kaynak : www.hurriyet.com.tr

Reklamlar