Bağdat Demiryolu Hattı Projesi Tarihi Hakkında Bilgi

anadolu bagdat demiryolu - RayHaber
anadolu bagdat demiryolu - RayHaber

Bağdat Demiryolu, XIX. yüzyıl sonlarıyla XX. yüzyıl başlarında İstanbul-Bağdat arasında yapılan demiryolu. Buharlı gemilerin Şark limanlarına gi­den klasik denizyollarını önemli ölçüde değiştirmeye başladığı XIX. yüzyılın ikinci yansı başlarında demiryolları bağlantısı ve yapımı büyük önem kazanmıştır. Kla­sik karayolu sistemiyle Akdeniz’i Basra körfezi ile birleştirmek, dolayısıyla en kı­sa yoldan Hindistan’a ulaşmak düşün­cesi çok eskiye dayanır. Ancak 1782’de John Sullivan’ın Anadolu’dan Hindistan’a kadar uzanan bir karayolu yapımı tekli­fi, Albay François Chesney’in Suriye ve Mezopotamya’yı Hindistan’a bağlayacak karayolu ve Fırat nehri üzerinde buharlı gemi işletmesi ve bunun bir demiryolu ile Halep üzerinden Akdeniz’e ulaştırıl­ması, Fırat hattının Kuveyt’e kadar uza­tılması gibi projeler kâğıt üzerinde kal­mıştır. Bununla beraber 1854’te Tanzi­mat Meclisi’nde demiryolları yapımı ka­rarlaştırılmış, 1856’da bir İngiliz kum­panyası İzmir Aydın hattının yapım im­tiyazını alarak 1866’da bu hattı işletme­ye açmıştır. Aynı yıl açılan Varna Rusçuk hattı ile Anadolu ve Rumeli’deki ilk önemli demiryolu hatları faaliyete geçi­rilmiştir.

1869’da Süveyş Kanalı’nın açılması, Hindistan’a giden en kısa yol üzerinde İngiltere ve Fransa arasındaki mücade­leye yeni bir yön verdi. Bu durum demir­yolu projelerine duyulan rağbetin artma­sında da önemli rol oynadı. Robert Stephenson’un Süveyş Kanalı”na alternatif olarak ileri sürdüğü Üsküdar İzmit Sivrihisar – Aksaray – Fırat vadisi – Bağdat-Basra-İran ve Belûcistan Kalküta hat­tı ise projenin büyük maliyeti dolayısıy­la gerçekleştirilemedi. Demiryollarının askerî ve ekonomik yönden kazandığı önem, geniş topraklara sahip Osmanlı Devleti’nin yeni tedbirier almasına yol açtı ve bu iş için 1865’te Edhem Paşa’-nın başkanlığında Nâfia Nezâreti kurul­du. 1870’ten itibaren geniş kapsamlı de­miryolu inşa projeleri yapılarak bunla­rın uygulanma imkanları araştırıldı. Bu amaçla, Rumeli’de yapılmakta olan Sark demiryolları projesindeki çalışmalarıyla da tanınan Avusturyalı mühendis Wilhelm Pressel davet edildi (Şubat 1872). Önce­likle İstanbul’u Bağdat’a bağlayacak bü­yük bir demiryolu hattının inşaatı ka­rarlaştırıldı. Bu projenin ilk kısmı olarak 1872’de başlanan Haydarpaşa-İzmit hat­tı kısa zamanda tamamlandı. Ancak bu hattın daha ileriye götürülmesi işine, devletin içinde bulunduğu malî zorluk­lar yüzünden 1888 yılına kadar ara ve­rildi ve hattın tamamlanabilmesi için ya­bancı sermayeye ihtiyaç duyuldu. Nâfia Nâzın Hasan Fehmi Paşa Haziran 1880′-de hazırladığı bir lâyiha ile demiryolu in­şaatı için yabancı sermayenin gereklili­ğini dile getirdi. Ayrıca Anadolu’yu baş­tan başa aşarak Bağdat’a ulaşacak iki ayrı hat tesbit etti. Bunlardan biri İzmir-Afyonkarahisar – Eskişehir – Ankara – Sivas-Malatya – Diyarbakır – Musul-Bağdat: diğeri ise İzmir-Eskişehir-Kütahya-Af­yon – Konya -Adana – Halep -Anbarlı’dan Fı­rat nehrinin sağ yakasını takip ederek Bağdat’a ulaşmaktaydı. Bu ikinci güzer­gâh, hem maliyetinin daha düşük hem de askerî yönden avantajlı olması sebe­biyle tercih ve tavsiye edildi.

Osmanlı malî durumunun, özellikle Du­yûn-1 Umûmiyye’nin (1882) faaliyete geç­mesinden sonra Avrupa malî çevrelerin­de tekrar güvenilirlik kazanması ve Os­manlı hükümetlerinin demiryollarına il­gi göstermeleri, yeni demiryolu projele­rinin ortaya atılmasına zemin hazırladı.

Bu projeler içinden özellikle Cazalet ve Tancred’in Tripolis, Humus, Halep. Fırat vadisi, Bağdat ve Basra hattı projesi dik­kati çekti. Ancak bu hattın her iki tara­fına Rusya’dan göç eden yahudi muha­cirlerin iskân edileceği söylentilerinin çık­ması ve Cazalet’in âni ölümü projenin suya düşmesine sebep oldu.

Buna benzer birçok demiryolu proje­si, teklif getiren tarafların ve devletle­rin politik ve ekonomik çıkarlarını ön pla­na aldığı ve Babıâli’nin de demiryolla­rı sebebiyle sağlamayı umduğu gelişme hedeflerine cevap vermediği için geri çev­rildi. Ayrıca Babıâli, başlangıç noktası İs­tanbul olmayan hiçbir projeye imtiyaz vermeyeceğini açıkladı. İngiliz ve Fransız sermayedarlarının bu faaliyetleri 1888′-den itibaren aralarındaki rekabet ve çe­kişmeleri arttırırken Almanya demiryol­ları yapımında yeni bir güç olarak orta­ya çıktı. Bunda, Bismarck’ın çekingen politikasına rağmen II. Abdülhamid’in meseleyle bizzat ilgilenmesi büyük rol oynadı. Bu şekilde İngiltere ve Fransa’ya karşı Almanya Doğu’da bir denge unsu­ru oldu. 24 Eylül 1888 tarihli bir irade ile Haydarpaşa-Ankara arasında bir de­miryolu yapımı ve işletmesi, silâh satışı sebebiyle Osmanlılar’la yakın ilişkiler için­de bulunan Wüttenberglsche Vereins-bank Müdürü Alfred von Kaulla’ya veril­di. 4 Ekim’de von Kaulla ve Osmanlı hükümeti arasında. 92 kilometrelik mev­cut Haydarpaşa – İzmit hattının Anka­ra’ya kadar uzatılmasına dair sözleşme imzalandı. Osmanlı Devleti her kilomet­re için senede 15.000 franklık bir garan­ti verdi. 4 Mart 1889’da Anadolu Demir­yolları Şirketi (Societe du Chemin de fer Ot-toman d’Anatolie) resmen kuruldu. Böy­lece Bağdat’a doğru daha 1872’de yola çıkarılmış olan demiryolu hattı yapımı­na gecikmeli de olsa tekrar başlandı.

Anadolu Demiryolları Şirketi inşaat fa­aliyetlerini düzenli olarak sürdürdü ve daha ileri hatlar için aldığı yeni imtiyaz­larla, taahhütlerini vaktinde ve en iyi bir şekilde yerine getirdi. 1890’da İzmit-Adapazarı, 1892’de Haydarpaşa Eskişehir Ankara, 1896’da da Eskişehir-Kon­ya hatları bitirildiğinde 1000 kilometre­yi aşan bir demiryolu şebekesi döşenmiş durumdaydı. Osmanlı hükümeti daha İz­mit – Adapazarı hattının açılışında yapı­lan törende demiryolunun Basra körfe­zine kadar uzatılması niyetinde olduğu­nu açıklamış ve Almanlar’la temasları­nı yoğunlaştırmıştı. Eylül 1900’de Alman hükümeti, yeni Kaiser Wilhelm’in uygu­lamak istediği dünya politikasına uygun olarak bankalara ve hariciyesine bu ko­nuda gerekli desteğin sağlanması için talimat verdi. Demiryolunun Bağdat’a kadar uzatılması projesine ise Rusya, İn­giltere ve Fransa karşı çıkmaktaydılar. Rusya, Ankara’dan itibaren demiryolu­nun güneydoğu Anadolu istikametine yönelerek Konya üzerinden geçirilmesin­de diğer bazı sebeplerle birlikte önemli Ölçüde etkili oldu ve bu hattın Sivas üze­rinden kuzeydoğu Anadolu’ya doğru yö­neltilmesinden vazgeçildi. İngiltere’nin Mısır’daki askerî varlığını arttırmasına göz yumulması ve Fransa’ya da İzmir-Kasaba hattının Alaşehir’den Afyon’a ka­dar uzatılma imtiyazının verilmesi bu dev­letlerin muhalefetlerini önledi.

İmtiyaz Anlaşması

Bağdat demiryolu anlaşmaları çok ka­rışık safhalardan geçerek son şeklini aldı. 23 Aralık 1899’da ön imtiyaz anlaşma­sı, 21 Ocak 1902’de esas imtiyaz anlaş­ması imzalandı. Nihayet 21 Mart 1903′-te son anlaşma ile, yapılacak ilk hat olan 250 kilometrelik Konya – Ereğli hattının finansmanına dair mukavelename imza edildi. 13 Nisan 1903’te ise Bağdat De­miryolu Şirketi (Societe İmperial Ottomane du Chemin de fer de Bagdad) resmen kuruldu. İnşaatın hemen başlaması amacı ile Osmanlı Devleti üstlendiği malî yüküm­lülükleri derhal yerine getirerek Konya, Halep ve Urfa’nın âşâr vergilerini kilo­metre garantisi olarak gösterdi. Anlaş­ma şartlan gereğince, şirketin yapacağı her kilometre yol için hükümet nominal değeri 275.000 frank olan Osmanlı tah­villeri çıkartacak ve bu tahvillere şirke­tin sahip olduğu gayri menkuller garan­ti olarak ipotek edilecekti. Hattın geçe­ceği yollar boyunca devlete ait orman ve madenlerle taş ocaklarından inşaat için faydalanma imtiyazı da verildi. Bunlar o dönemde diğer ülkelerde yapılan demir­yolları için şirketlere verilen imtiyazların benzerlerini teşkil etmekteydi. Demiryo­lu ile ilgili her türlü malzeme gümrüksüz olarak ithal edilecekti. Şirket Osmanlı Harbiye Nezâreti ile anlaşarak uygun gö­rülecek yerlerde istasyonlar yapacak ve savaş veya isyan çıktığında askeri taşı­malara öncelik verilecekti.

Şirketin res­mî dili Fransızca idi. Memurları özel üni­forma giyecek ve fes takacaklardı. Alman sermayesinin hâkim olduğu ve % 30 oranında Fransız sermayesinin bulundu­ğu şirket diğer sermayedarlara da açık tutuldu. 99 yıl süreli olan imtiyaz anlaş­ması, ilk otuz yıl dolduğunda devlete şir­ketin satın alınması hakkını vermekteydi. Yapımı I, Dünya Savaşı sırasında da de­vam eden ve ancak Ekim 1918’de kesin­tisiz bir şekilde Bağdat’ı İstanbul’a bağ­layan bu demiryolu, yeni Türkiye Cum­huriyeti tarafından 10 Ocak 1928’de sa­tın alınarak devletleştirildi.

Bağdat demiryolu, Doğu’ya doğru açıl­mayı propaganda konusu ve prestij me­selesi yapan Almanya ile İngiltere ara­sında, neticesi I. Dünya Savaşı’na vara­cak olan amansız rekabetin başlıca kay­naklarından biri olmuştur. Kendilerini Os­manlı mirasının tabii vârisleri olarak gö­ren büyük devletler, Almanya’nın Osman­lı İmparatorluğu’na destek veren bir güç olarak belirmesini hazmedememişlerdir. Anadolu – Bağdat demiryolu projelerinin ortaya atıldığı andan itibaren Osmanlı Devleti’ne politik ve zamanla da ekono­mik faydalar sağladığı anlaşılmaktadır. Nitekim hattın askerî amaçlarla kulla­nılmasının yanı sıra, Anadolu hububatı­nın İstanbul’a taşınarak devlet merke­zinin artık eskisi gibi Rus ve Bulgar buğ­dayına muhtaç olmaktan kurtarılmasın­da ve hat boyunca yerleştirilen 100.000′-lerce muhacirin Anadolu’nun demogra­fik yapısında olduğu gibi ekonomisinde de önemli rol oynadığı söylenebilir.

İstanbul Bağdat Demiryolu Haritası

Bağdat Demiryolu Hattı Projesi Tarihi Hakkında Bilgi - RayHaber

Ateşkes Kağıt Üzerinde Kaldı, Lübnan Kan Ağlıyor - RayHaber
ASYA

Ateşkes Kağıt Üzerinde Kaldı, Lübnan Kan Ağlıyor

ABD’nin arabuluculuğunda uzatılan ateşkese rağmen İsrail ordusunun Lübnan’ı hedef alan ağır bombardımanı hız kesmeden devam ediyor. Lübnan Sağlık Bakanlığı’nın açıkladığı son verilere göre, 2 Mart’tan bu yana süren orantısız saldırılarda hayatını kaybedenlerin sayısı 2 bin 491’e, yaralı sayısı ise 7 bin 719’a yükselerek bölgedeki insanlık dramının ulaştığı korkunç boyutu gözler önüne serdi.

🚆