Birleşmiş Milletler Lübnan Geçici Görev Gücü (UNIFIL), 13 Ekim 2024 tarihinde İsrail Savunma Kuvvetleri’ne (IDF) bağlı iki Merkava tankının, Lübnan’ın güneyindeki bir barış gücü üssüne zorla girdiğini ve üssün ana kapısını tahrip ettiğini açıkladı. Olay, sabah saat 4.30 sularında meydana geldi ve tankların üste girmesi sırasında barış gücü askerleri sığınaklarda bulunuyordu.
Olayın Detayları
UNIFIL’in açıklamasında, tankların yaklaşık 45 dakika boyunca üsse girdiği ve bu süre zarfında 15 BM askerinin hafif şekilde yaralandığı belirtildi. İsrail ordusunun barış gücü askerlerini tehlikeye attığını bildirmesinin ardından tankların üsten ayrıldığı ifade edildi. Tankların üsten ayrılmasının hemen ardından, 100 metre ötede patlayan mermilerin üssün çevresinde duman yaydığı ve 15 BM personelinin gaz maskesi takmalarına rağmen tedavi görmek zorunda kaldığı bildirildi. Ancak, mermilerin kimin tarafından ateşlendiği ya da hangi tür zehirli maddelerin kullanıldığı konusunda bilgi verilmedi.
BM ve Uluslararası Hukuk
UNIFIL, İsrail’in BM üssüne izinsiz girmesinin uluslararası hukukun ve 1701 sayılı kararın açık bir ihlali olduğunu vurguladı. “Barış güçlerine yönelik her türlü kasıtlı saldırı, uluslararası insancıl hukukun ve 1701 sayılı kararın ağır bir ihlalidir” şeklinde ifadeler kullandı. Ayrıca, İsrail ordusundan bu şok edici ihlaller hakkında bir açıklama talep ettikleri belirtildi.
Netanyahu’nun Açıklamaları
Öte yandan, İsrail Başbakanı Benjamin Netanyahu, daha önce BM Genel Sekreteri Antonio Guterres’e yönelik bir açıklama yaparak, UNIFIL barış gücü askerlerinin Lübnan’daki çatışma bölgelerinden tahliye edilmesi gerektiğini ifade etti. Netanyahu, “UNIFIL’i Hizbullah’ın kalelerinden ve çatışma bölgelerinden çekmenin zamanı geldi” diyerek, IDF’nin bu talebinin daha önce birkaç kez reddedildiğini ve bunun Hizbullah’a canlı kalkan sağlama etkisi yarattığını belirtti.
Bu gelişmeler, Lübnan ve İsrail arasındaki gerilimin arttığı bir dönemde meydana geldi. UNIFIL’in açıklamaları, barış gücü operasyonlarının güvenliği açısından önemli bir endişe kaynağı olduğunu gösteriyor. Uluslararası toplumun, bu tür ihlallere karşı nasıl bir tutum alacağı merak konusu.