İzmir’in tarihi ve kültürel mirasından biri olan, aynı zamanda kentin istihdam ve eğitim merkezlerinden biri haline gelen Meslek Fabrikası, bugün Türkiye siyasetinin ve hukuk dünyasının gündemine oturan bir mülkiyet tartışmasının merkezinde yer alıyor. Mülkiyeti İzmir Büyükşehir Belediyesi’ne ait olan binanın Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından devralınmak istenmesi ve sabahın erken saatlerinde gerçekleştirilen polis müdahalesi, kentte “mülke çökme operasyonu” olarak nitelendirilen sert tepkilere yol açtı. Şehrin çağdaş kimliği ile özdeşleşen bu yapının kapıları önünde yükselen sesler, sadece bir bina tartışmasını değil, aynı zamanda yerel yönetimlerin özerkliği ve “millet iradesi” kavramlarını da yeniden tartışmaya açtı.
Sabah Baskını ve Polis Ablukası: Bir Eğitim Kurumu Kuşatıldı
Olaylar, sabahın ilk ışıklarıyla birlikte binanın Çevik Kuvvet ekipleri tarafından ablukaya alınmasıyla başladı. Giriş ve çıkışlara kapatılan tarihi binada, belediye tarafına hiçbir ön tebliğ yapılmadan tespit ve tahliye çalışmaları için düğmeye basıldı. İzmir Büyükşehir Belediyesi hukukçuları, işlemin usulsüz olduğunu ve devam eden yargı sürecine rağmen bu baskının yapılamayacağını belirterek itiraz etti. Ancak polis nezaretinde başlatılan işlemler sırasında, eğitimlerde kullanılan hassas teknik malzemelerin uzman personel beklenmeden sökülmeye başlanması, tepkinin boyutunu artırdı.
Dünya Sağlık Örgütü’nün zirvesine katılmak üzere yurt dışında bulunan İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Dr. Cemil Tugay, olayı haber alır almaz programını yarıda keserek kente dönme kararı aldı. Bu durum, krizin belediye nezdindeki ciddiyetini gözler önüne serdi.
Cemil Tugay: “Darbeciler Bile Tapuya El Koymadı”
İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Dr. Cemil Tugay, sosyal medya üzerinden yaptığı açıklamada, yaşanan süreci “hukuksuz bir el koyma çabası” olarak tanımladı. Tugay, binanın tarihsel sürecine dair belgeleri ortaya koyarak, mülkiyetin 1926 yılından beri İzmir yerel yönetimine ait olduğunu vurguladı.
Tugay, açıklamasında tarihin en karanlık dönemlerinden biri olan 12 Eylül darbe sürecine atıfta bulunarak çarpıcı bir kıyaslama yaptı. Darbe döneminde belediye başkanının görevden alındığını ve binanın Devlet Güvenlik Mahkemesi (DGM) olarak kullanıldığını hatırlatan Tugay, şu sözlerle sitemini dile getirdi:
“Darbeciler bile gizlice tapu dairesinden mülkü üzerlerine geçirmediler. Bu bina un fabrikası olarak yapıldı ve hangi vakıf tarafından yapıldığına dair tek bir kanıt yok. Tapu tertemizken, hiçbir şerh yokken hangi hakla bu mülke el koyuyorsunuz?”
Başkan Tugay’ın bu sözleri, mülkiyet tartışmasının hukuki bir dayanaktan ziyade siyasi bir zorlama olduğu iddiasını güçlendirdi.
Ednan Arslan: “Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün İmzasıyla Alınmış Bir Mülk”
CHP Parti Meclisi Üyesi ve İzmir Milletvekili Ednan Arslan, Meslek Fabrikası önündeki polis barikatları önünde yaptığı konuşmada, mülkün “İzmirlinin helal parasıyla” alındığını hatırlattı. Arslan, binanın tarihçesini 1926 yılına dayandırarak, mülkün Mustafa Kemal Atatürk’ün imzasıyla ve belediye bütçesinden sekiz taksitle ödendiğini ifade etti.
Arslan’ın konuşmasında öne çıkan başlıklar şunlardı:
-
Fırsat Eşitliğine Darbe: “Buradan tahliye etmek istediğiniz binalar değil, buralarda eğitim görerek hayata tutunmaya çalışan kadınlarımız ve gençlerimizdir. Dört buçuk milyon İzmirlinin fırsat eşitliğini elinden alıyorsunuz.”
-
Usulsüz Tescil: Arslan, binanın 2007 yılında belediye kasasından 1,6 milyon lira daha ödenerek üzerindeki tüm şerhlerin kaldırıldığını ve Vakıflar Genel Müdürlüğü’nün “vakıf mülkü” iddiasının hiçbir tarihi dayanağı olmadığını savundu.
-
Millet İradesi Eleştirisi: “Millet iradesi diyerek oy toplayanların, sabahın beşinde seçilmişlerin mülküne polisle çökmesi, çağdaşlığın kenti İzmir’e yapılmış bir işgal girişimidir.”
Elektrik Fabrikası Önerisi: “Muradınız Neyse Orada Yapın”
Ednan Arslan, konuşmasında oldukça dikkat çekici bir alternatif sundu. Vakıflar Genel Müdürlüğü’nün asıl amacının “hizmet” olması durumunda, hemen yakında yıkılmak üzere olan ve devletin elinde metruk halde duran tarihi Elektrik Fabrikası’na odaklanması gerektiğini söyledi. Arslan, “Eğer niyetiniz bir kültür mirasını ayağa kaldırmaksa, Elektrik Fabrikası orada duruyor. Orayı ihya edin, ne yapmak istiyorsanız orada yapın. Neden tıkır tıkır işleyen, on binlerce kişiye meslek öğreten bu binayı hedef alıyorsunuz?” diyerek yetkililere çağrıda bulundu.
Çağatay Güç: “Ülkenin Gerçek Sorunlarını Gizleme Çabası”
CHP İzmir İl Başkanı Çağatay Güç ise olayın makro-siyasi boyutuna değindi. Güç, iktidarın ekonomik kriz, barınma sorunu, işsizlik ve madde bağımlılığı gibi devasa toplumsal yaraları örtmek için suni gündemler ve mülkiyet krizleri yarattığını savundu.
Güç, Meslek Fabrikası önündeki demir parmaklıkları işaret ederek şöyle konuştu:
“Gençlerin umutsuzluğunun arttığı bir dönemde, binlerce insanın eğitim aldığı bir kurumu polisle abluka altına almak AKP hükümetinin kolaycılığıdır. ‘Bunu tartışalım ki ekonomi unutulsun’ anlayışını kabul etmiyoruz. Burası İzmir halkının malıdır ve biz CHP neferleri olarak sonuna kadar direneceğiz.”
Barikatlar, Gerginlik ve Halkın Tepkisi
Günün ilerleyen saatlerinde tahliye ekiplerinin binaya girmesiyle gerginlik doruk noktasına ulaştı. Çevik Kuvvet ekipleri, aralarında milletvekilleri, belediye genel sekreterleri ve sivil toplum kuruluşu temsilcilerinin de bulunduğu kalabalığı zor kullanarak bahçeden çıkardı. Tahliye sürecine tepki gösteren İzmirli yurttaşlar ve fabrikada eğitim gören kursiyerler, “İzmir’in malı İzmirlinindir” sloganlarıyla polis barikatları önünde bekleyişini sürdürdü.
Vakıflar Bölge Müdürü ile yapılan görüşmelerden sonuç alınamazken, belediye yetkilileri sürecin tamamen “oldu bittiye” getirilmeye çalışıldığını, yargı kararı sonuçlanmadan yapılan bu müdahalenin anayasaya aykırı olduğunu bir kez daha deklare etti.
Hukuki Süreç ve İzmir’in Direnişi
Meslek Fabrikası krizi, bugün sadece iki kurum arasındaki bir tapu davası olmaktan çıkmış, İzmir’in yerel yönetim haklarını savunma mücadelesine dönüşmüştür. İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin açtığı karşı davalar devam ederken, binanın tahliyesi ve mülkiyetin Vakıflar Genel Müdürlüğü’ne geçirilmesi çabası, kentin toplumsal belleğinde derin bir iz bırakmıştır.
Gerek Ednan Arslan’ın “Elektrik Fabrikası’nı ayağa kaldırın” çağrısı, gerekse Cemil Tugay’ın “darbe hukuku” vurgusu, İzmir halkının bu mülkiyet devrine karşı meşruiyet zeminindeki itirazlarını özetlemektedir. Önümüzdeki günlerde mahkemelerden gelecek kararlar, sadece bu binanın geleceğini değil, aynı zamanda Türkiye’deki yerel yönetimler ile merkezi idare arasındaki mülkiyet ilişkilerinin sınırlarını da belirleyecektir. İzmir halkı ise, Atatürk’ün imzasıyla şehre kazandırılan bu mirasın “çökme operasyonlarıyla” kaybedilmemesi için demokratik direnç hakkını kullanmaya devam etmektedir.