TCMB’nin Faiz İndirimleri Üzerine Tartışmalar
Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankası’nın (TCMB) faiz indirimlerine ne zaman başlaması gerektiği sorusu, iktisatçılar arasında ciddi bir tartışma konusu haline gelmiş durumda. Geçtiğimiz hafta açıklanan enflasyon rakamlarının beklentilerin üzerinde gelmesi, bu tartışmaları daha da alevlendirmiştir.
Bir grup iktisatçı, enflasyonun beklentilerin üzerinde gelmesinin TCMB’yi daha uzun bir süre “şahin” bir tutum sergilemeye zorlayacağını savunuyor. Bu görüşe katılan benzer düşüncede olanlar, eğer amaç enflasyonu düşürmekse, güçlü gelen bir enflasyonun daha uzun süreli bir dezenflasyon politikası gerektirdiğini vurguluyorlar. Diğer tarafta ise, sıkı para politikasının reel sektör üzerindeki olumsuz etkilerini dile getirerek Merkez Bankası’ndan gevşeme bekleyen “güvercin” bir grup var. Dezenflasyon politikasının bir “acı reçete” olduğu ve toplumun tüm kesimleri üzerinde maliyet yaratacağı biliniyordu. Bu nedenle, Eylül 2021 sonrasında uygulanan faiz indirimlerine enflasyonu kontrolden çıkaracağı düşüncesiyle karşı çıkmıştık.
Dolayısıyla, acı reçetenin bilinen ve öngörülen yan etkileri devreye girdiğinde dezenflasyon politikalarını zamanından önce gevşetmek mantıklı görünmüyor. Aksine, güçlü gelen enflasyon verisi, enflasyon probleminin yalnızca para politikası ile çözülemeyecek kadar büyük bir sorun olduğunun altını çizmeli ve maliye politikasını harekete geçirmelidir. Düşük gelir gruplarını yüksek faiz politikası ile zorlamak yerine, güçlü talebin kaynağı olan yüksek gelir gruplarının maliye politikası ile sisteme dahil edilip vergilendirilmesi gerektiğini düşünüyorum.
TCMB’nin faiz indirip sermaye girişini kısmen yavaşlatması ve bununla birlikte faiz indirimlerinin yaratacağı enflasyonist etkiyi döviz alışlarını durdurarak TL’yi değerlendirmek suretiyle bertaraf etme önerisi, güvercin grup tarafından dile getiriliyor. Ancak bu tür bir politikanın cari açığı tetiklemesi ve finansal istikrarı tehdit etmesi göz ardı edilemez. Üretim yapısında yapısal bir dönüşüm olana kadar, Merkez Bankası’nın makroihtiyati çerçeveden bakarak sermaye girişlerini rezerve çevirmesini makul buluyorum.
Enflasyon Rakamları Ne Anlama Geliyor?

Eylül ayında aylık enflasyon %2.97 olarak gerçekleşirken, yıllık enflasyon %49.38’e geriledi. Ayrıca, bu ay ilk kez Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) tarafından mevsimsellikten arındırılmış aylık enflasyon rakamı açıklandı. Bu verilere göre, Eylül ayında mevsim etkisinden arındırılmış aylık enflasyon %2.8 olarak belirlendi.
Mevsim Etkilerinden Arındırılmış Enflasyonun Önemi

Tüketici sepetinde yer alan bazı ürünlerin fiyatları, arzın mevsimsel değişikliklerinden dolayı dalgalanma gösterebilir. Örneğin, yaz aylarında bol miktarda bulunan meyve ve sebzelerin fiyatları düşüş gösterir. Bu tür mevsimsel etkiler zamanla değişerek enflasyonun ana trendini görmeyi zorlaştırır. Oysa ki, faiz kararlarını enflasyondaki trende göre verecek olan Merkez Bankası’nın mevsim etkilerinden arındırılmış enflasyon rakamını dikkatle izlemesi gerekir.
TCMB’nin Mevsimsellikten Arındırılmış Enflasyonla İlgili Yönlendirmeleri
Fatih Karahan’ın TCMB Başkanı olmasıyla birlikte, Merkez Bankası’nın iletişiminde önemli ilerlemeler kaydedildi. Bu ilerlemelerden en kritik olanı, seçim sonrası dönemde 41.5 puanlık bir faiz artırımına giden Merkez Bankası’nın hangi şartlar altında hedeflerini tutturup faiz indirimlerine başlayacağına dair yapılan yönlendirmelerdi. Karahan, faiz indirimleri için iki ana kriter belirledi:
- Enflasyonun ana trendinde kalıcı bir düşüş olması
- Enflasyon beklentilerinin TCMB’nin belirlediği hedeflere yaklaşması
Bu kriterler, Merkez Bankası’nın hangi değişkenlere tepki vereceği konusunda bilgi sağlasa da, söz konusu değişkenlerin alacağı seviyeler hakkında bilgi vermemektedir. Bu noktada, özellikle birinci kriterle ilgili olarak Karahan, ilave açıklamalar yaptı. TCMB başkanlığını devraldıktan yaklaşık bir ay sonra, 8 Şubat’ta açıklanan yılın ilk enflasyon raporunda şu ifadeleri kullandı: “Yılın ilk yarısında, mevsimsellikten arındırılmış aylık enflasyonun ortalama olarak yüzde 4’ün altında, ocak hariç ise yüzde 3 civarında seyredeceğini öngörüyoruz. Mayıs sonrasında, yıllık manşet enflasyonda hızlı bir düşüş göreceğimiz ve dezenflasyon dönemine gireceğimiz öngörülmektedir. Böylelikle, mevsimsellikten arındırılmış ortalama aylık enflasyonun önce yüzde 2,5’in altına, yılın son çeyreğinde ise yüzde 1,5 civarına gerileyeceğini öngörüyoruz.”
Bu yönlendirme ile ima edilen, eğer enflasyon bu patikayı takip ederse hedeflerimize ulaşacağımızdan emin olacağımız için faiz indirimleri gelebilir sonucuydu. Ancak burada bir sorun var; yapılan yönlendirme net ve objektif olsa da, mevsimsellikten arındırma işleminin subjektif olması, yapılan varsayımlara ve izlenecek metodlara göre farklı sonuçlar verebilir. Bu nedenle, TCMB’nin kafasındaki kriterlere ne ölçüde yaklaşıldığını görmek yine de oldukça zor.
17 Ekim’de Faiz İndirimine Dair Sinyaller
TCMB’nin bir faiz indirimi sinyali verebilmesi için enflasyondaki somut ilerlemeyi gösteren verilere ihtiyacı var. Ancak, enflasyonun ana trendinin yılın ilk üç çeyreğinde TCMB’nin hedeflerinden yukarıda kalması nedeniyle 2024 sonu enflasyon rakamının Orta Vadeli Program’da (OVP) yer alan %41.5’ten sapacağını ve yılın %43-44 civarında bir enflasyon rakamı ile kapanacağını öngörüyoruz. Eylül verisi, yukarı yönlü riskleri artırmaktadır. Ayrıca, Karahan’ın belirttiği ikinci kriter olan enflasyon beklentilerinin çıpalanması konusunda da henüz zamana ihtiyaç vardır. Nisan ayından bu yana Koç Üniversitesi ile Konda işbirliğiyle hazırladığımız Türkiye Hanehalkı Enflasyon Beklenti Anketi (TEBA) Eylül ayında bir düşüş göstermiştir; bu elbette olumlu bir gelişme. Ancak, 12 ay ileriye yönelik beklentilerin seviyesi, OVP’deki 2025 sonu hedefi olan %17.5’in yaklaşık altı katı seviyesindedir ve düşüş, yalnızca Eylül ayına ait tek bir gözlem olarak kalmaktadır. Bu nedenle, TCMB’nin Ekim toplantısında bir gevşeme sinyali vermesi için hala çok erken olduğunu söylemek mümkündür.
Ayrıca, son gelen dış ticaret rakamlarında tüketim malı ithalatındaki artış, tüketimin hala canlı kaldığını göstermektedir. Bu veriyi TEBA anketi perspektifinden değerlendirdiğimizde, %96 seviyesinde seyreden 12 ay ileriye yönelik enflasyon beklentisi, vatandaşların enflasyon beklentilerine karşılık gelecek bir mevduat faizi bulamadığını göstermektedir. Oysa ki, enflasyonla mücadelenin önemli bir ayağı, hanehalkını harcama yapmaktan vazgeçirip tasarruf etmeye yönlendirecek bir mevduat faizinin sağlanmasıdır. Buna karşılık, anket katılımcılarının %87.5 gibi büyük bir kısmı halen dayanıklı tüketim mallarını bugün satın almayı tercih ettiğini ve talebini öne çektiğini belirtmektedir.