Askeri güç gösterileri, uluslararası ilişkilerde en güçlü siyasi sinyallerden biridir. Bu gösterilerin en çarpıcı olanı ise nükleer kapasiteli platformların potansiyel bir düşmanın yakınlarına konuşlandırılmasıdır. 2024 yılında Çin’in nükleer kabiliyetli bombardıman uçaklarının Alaska yakınlarında Rus mevkidaşlarıyla birlikte ortak devriyeler gerçekleştirmesi, Batılı gözlemciler tarafından büyük bir siyasi mesaj olarak yorumlandı. Pekin, bu hamleyle Tayvan ya da NATO’nun Asya’daki rolü hakkında Washington’a bir uyarı mı gönderiyordu? Yoksa bu uçuşların daha derin, askeri bir amacı mı vardı?
Amerikalı bir uzmana göre, Çin’in bu eylemlerinin birden fazla nedeni olabilir. Pekin, bu uçuşlarla nükleer bombardıman uçaklarının artık kıtalararası balistik füzeler ve balistik füze denizaltılarıyla birlikte stratejik nükleer üçlüsünün tamamen işlevsel bir parçası olduğunu gösteriyor olabilir.
Siyasi ve Askeri Motivasyonlar
ABD Hava Kuvvetleri’ne bağlı Çin Havacılık ve Uzay Çalışmaları Enstitüsü’nde araştırmacı olan Derek Solen, bu uçuşların asıl öneminin Çin’in nükleer üçlüsünü tamamlama çabalarında yattığını öne sürüyor. Solen’e göre, bu uçuşlar aynı zamanda ABD’ye, nükleer silahları Japonya ve Güney Kore gibi müttefikleriyle paylaşacağı “nükleer paylaşım” anlaşmalarına girmemesi konusunda bir uyarı niteliği taşıyor olabilir. Çin, bu tür anlaşmaların sonunda küresel, nükleer silahlı bir Çin karşıtı ittifakın oluşmasına yol açabileceğinden endişe duyuyor.
Pekin’in bombardıman uçağı görevlerinin ardındaki niyetleri tam olarak anlamak kolay değil. 2019’daki ilk görevden bu yana sadece dokuz adet ortak Çin-Rusya uçuşu gerçekleşti. Bu, analize açık küçük bir veri kümesi bırakıyor. Ancak, 24 Temmuz 2024’te iki H-6K ve iki Tu-95’in Alaska yakınlarında uçmasıyla durum değişti. Bu uçaklar ABD hava sahasına girmeseler de, hava savunma tanımlama bölgesine girerek ABD ve Kanada savaş uçakları tarafından engellendi. Solen, bu olayın Çin uçaklarının ilk kez yabancı bir ülkeden kalkarak ABD topraklarına yaklaştığı anlamına geldiğini vurguluyor.
H-6N Bombardıman Uçaklarının Rolü ve Guam Uçuşu
Söz konusu ortak uçuşlar, nükleer silah taşıma görevi üstlenen daha gelişmiş H-6N bombardıman uçaklarının konuşlandırılmasıyla aynı döneme denk geldi. 3.700 mil menzile sahip olan bu uçaklar, tahmini menzili 1.300 mile kadar çıkabilen KD-21 havadan fırlatılan seyir füzelerini fırlatabiliyor. Özellikle 30 Kasım 2024’te, H-6N’lerin Guam’ın seyir füzesi menziline girdiği uçuş, uzmanlar için endişe vericiydi. Solen bu uçuşu, “Guam’a havadan nükleer saldırı düzenlemek için ilk ciddi eğitim” olarak yorumladı.
Solen, başlangıçta bu uçuşların siyasi bir mesaj taşıdığını düşünse de, bazı tutarsızlıklar onu rahatsız etti. Örneğin, Çin hükümetinin, Temmuz 2024’teki NATO zirvesine tepki göstermesine rağmen, Guam yakınlarındaki uçuşun dört ay sonrasına kadar neden beklediği sorusu kafasını kurcalıyordu. Solen, bu durumun, uçuşların hem siyasi hem de askeri bir amacı olabileceğini, ancak asıl amacın Çin’in nükleer kapasitesini göstermek olduğunu öne sürüyor.
Gelecekteki Olası Senaryolar
Çin’in gerçek motivasyonları Batı tarafından tam olarak anlaşılamasa da, Rusya ile devam eden iş birliği ve askeri yeteneklerini artırma çabaları, potansiyel gelecekteki adımlar hakkında ipuçları veriyor. Solen, Çin’in şu anda Trump yönetimini kışkırtmaktan kaçındığını ve bu nedenle ortak uçuşlara ara verdiğini düşünüyor. Ancak, Washington ile olan meselelerini çözdüklerinde veya müzakerelerden vazgeçtiklerinde, birleşik uçuşların yeniden başlayabileceğini ve hatta Çin’in Rusya olmadan da bu tür düzenli uçuşlar yapmaya başlayabileceğini öngörüyor.
Solen’e göre, ABD toprakları yakınında düzenli uçuşlar muhtemelen olmayacak, çünkü bu uçuşların askeri eğitim faydası, yaratacağı siyasi gerilime değmeyecektir. Ancak Çin’in, nükleer olmayan görevler için bile olsa, uzun menzilli bombardıman uçağı uçuşları yapma konusunda bir teşviki olduğu kesin. Bu, Çin’in askeri gücünü ve operasyonel erişimini Pasifik’te daha görünür hale getirme arzusunu gösteriyor.