Amerika Birleşik Devletleri ve Avrupalı müttefiklerinin F-35 ve F-16 gibi ortak savaş uçağı modellerini kullanması, teoride lojistik bir nimeti temsil etmelidir. Ortak uçaklar, yedek parçaların, yer destek ekipmanlarının (SE) ve teknisyenlerin ülkeler arasında paylaşılabilmesi anlamına gelir. Ancak, Rand Corporation tarafından Eylül ayında yayınlanan bir rapor, bu teorinin pratikteki zorluklarını ortaya koyuyor. Raporda, aynı model içindeki farklı varyantlar, uyumsuz destek ekipmanları ve paylaşılan veri/prosedür eksikliği gibi faktörlerin NATO ülkeleri arasındaki birlikte çalışabilirliğe (interoperability) ciddi engeller teşkil ettiği konusunda uyarılıyor.
Farklı Varyantlar ve Uyumsuz Destek Ekipmanları Karmaşası
Sorunların başında, ortak uçak modellerinin farklı varyantlara sahip olması geliyor. Örneğin, Avrupa’da ABD dışındaki ülkeler tarafından uçurulan yaklaşık 600 F-16, farklı motor tipleri, oksijen sistemleri ve kontrol sistemlerine sahip yarım düzine bloğa yayılmış durumda.
Yer destek ekipmanları (SE) söz konusu olduğunda ise tablo daha da karmaşık. Rand raporuna göre, bazı ülkeler ABD standardı SE kullanırken, diğerleri kendi ekipmanlarını geliştiriyor ve bu durum uyumluluk sorunlarına yol açıyor. Polonya, Slovakya ve Bulgaristan gibi bazı NATO üyelerinin tarihsel olarak Batı uçakları için tasarlanmamış Sovyet dönemi savaş uçaklarını (MiG-29 gibi) kullanmış olması da karmaşıklığı artırıyor.
Çevik İstihdam Konsepti (ACE) ve Lojistik Engeller
ABD Hava Kuvvetleri’nin Çevik İstihdam Konsepti (ACE), savaş uçağı filolarının dağınık hava üslerinden faaliyet göstermesini gerektiriyor ve bu da yüksek hareket kabiliyeti ile esneklik talep ediyor. Bu konseptin başarısı için, yer ekiplerini sürekli taşımak yerine, ABD askeri uçaklarına Hollanda veya Polonya havaalanlarında yerel teknisyenler tarafından bakım yapılabilmesi büyük kolaylık sağlayacaktır. ABD Hava Kuvvetleri, ACE operasyonlarının daha çevik ve ölçeklenebilir hale gelmesi için, ABD uçaklarına özel ABD bakım ekiplerine ihtiyaç duyulmadan, ortak hava üslerinde yerel personel ve ekipman kullanılarak bakım yapılabilmesini hedefliyor.
Raporda, bu çapraz hizmet uygulamasının Avrupa ülkeleri arasındaki operasyonlar için de hayati öneme sahip olduğu belirtiliyor. Örneğin, Portekiz F-16’larının yakıt ikmali için diğer müttefik üslerini kullanarak, havadan yakıt ikmaline ihtiyaç duymadan Litvanya gibi uzak hedeflere hızla konuşlandırılabilmesi, birlikte çalışabilirliğin somut faydalarından biridir.
Sorunların Kaynağı ve Çözüm Önerileri
Rand raporu, birlikte çalışabilirlik sorunlarından bir dereceye kadar ABD’nin güvenlik endişeleri ve farklı politikalarının sorumlu olduğunu belirtiyor. Müttefik ülkelerin F-35’leri çapraz hizmete sokma kabiliyetini sınırlayan güvenlik politikaları ve farklı ABD savaş uçakları filolarının müttefik destek ekipmanlarının kullanımı konusunda farklı politikalar izlemesi, önemli engeller yaratıyor. Ayrıca, elde edilen bilgi ve derslerin kilit paydaşlar (USAFE kanatları, USAFE Genel Merkezi ve AFLCMC gibi) arasında yeterince paylaşılmaması da temel bir zorluk olarak tespit edildi.
Rand, bu sorunları aşmak için ABD Hava Kuvvetleri’nin müttefiklerle birlikte çalışabilirliği denetlemek üzere “özellikle ortaklarla birlikte çalışabilirliğe odaklanan, özel, kademeli, kanat üstü bir organizasyon veya koordinasyon hücresi” kurmasını tavsiye ediyor.
Rand’ın ortak yazarı Patrick Mills’e göre, bu sorunların çözümü, Avrupa hava gücünü kriz anında “çok daha çevik ve kendinden emin” hale getirecek. Mills, müttefik filolar ve üsler gerçekten birlikte çalışıp entegre olabilseydi, operasyonların kaynak yoğunluğundan kaynaklanan kırılganlığın büyük ölçüde ortadan kalkacağını ifade etti.