Aetius Sarnıcı İçin ‘Geri Dönülmez Tahribat’ Uyarısı: Arkeolojik Alan Tehlikede

İstanbul’un Tarihi Kültürel Mirası ve Güncel Yıkım Tehlikeleri: Aetios Sarnıcı ve Vefa Stadı’nın Öne Çıkan Sorunları

İstanbul, yüzyıllar boyunca farklı medeniyetlere ev sahipliği yapmış, zengin kültürel ve tarihi miraslarıyla dünya çapında benzersiz bir şehirdir. Ancak günümüzde, ekonomik kalkınma ve modernizasyon adına atılan adımlar, ne yazık ki bu değeri oluşturan kültürel varlıkların yok olma tehlikesiyle karşılaşmasına neden olmaktadır. Özellikle 1. ve 5. yüzyıllara ait su sarnıçları, kentimizin ruhunu yansıtan en önemli mimari eserler arasında yer almaktadır. Bu eserlerin korunması ve gelecek nesillere aktarılması konusunda yaşanan ciddi kayıplar, hem tarihi hem de arkeolojik açıdan büyük zararlara yol açmaktadır.

Aetios Sarnıcı: Tarih ve Modern Mimari Çatışması

İstanbul’un en eski ve en önemli su depolama sistemlerinden biri olan Aetios Sarnıcı, 1. yüzyılın sonlarına doğru inşa edilmiştir ve Bizans İmparatorluğu döneminde hayati öneme sahip olmuştur. Bu yapının mimari özellikleri, Roma ve Bizans dönemlerine ait eşsiz unsurlar barındırmasıyla dikkat çekmektedir. Ne yazık ki, son yıllarda planlanan projeler, bu tarihi yapının doğrudan tehlike altında kalmasına sebep olmaktadır.

Yetkililerin ve ilgili kurumların yapılan projeleri onaylama sürecinde, tarihi sarnıcın korunmasına yönelik alınan önlemler yetersiz kalmakta, hatta bazen göz ardı edilmektedir. Özellikle, yeni alt yapı ve inşaat çalışmaları için yapılan kazılar ve üst yapı düzenlemeleri, yapının temel yapısında ciddi bozulmalara yol açma riski taşımaktadır. Bu nedenle, uzmanlar ve tarih koruma odakları, arkeolojik sit alanlarının asla göz ardı edilmemesi gerektiği konusunda ısrarcıdır.

Vefa Stadı ve Çukurbostan Sarnıcı: Modernizasyonun Tehlikeleri

İstanbul’un kalbinde yer alan ve uzun süredir kullanımı devam eden Vefa Stadı, aslında üzerinde bulunan Çukurbostan Sarnıcı’nın varlığını barındırmaktadır. Bu sarnıç, bizans döneminden katmanlar taşıyan ve kentin su ihtiyacını karşılayan nadide bir kültür hazinesidir. Ancak, son zamanlarda hayata geçirilen projeler, bu tarihi yapıya ağır zararlar vermektedir. Özellikle, stadın inşası ve çevresinde gerçekleştirilen çalışmalar, bu tarihî yapının güvenliğini ciddi biçimde tehdit etmektedir.

Mevcut planlarda, stadın yapımı sırasında arkeolojik araştırma ve restorasyon çalışmalarının yeterince yapılmadığı görülmektedir. Ayrıca, bina inşaatı için kullanılan ağır inşaat makineleri, sarnıcın oluşumunu sağlayan zemin ve duvarlarda ilerleyen zamanlarda büyük çatlamalara ve deformasyonlara yol açabilir. Bu durumda alınacak önlemler, hem tarihi yapıların korunması açısından hem de sürdürülebilir şehircilik anlayışı doğrultusunda sınanmış ve sınırlandırılmıştır.

Koruma Kurulları ve Yetki Kayıplarının Kültürel Miras Üzerindeki Etkisi

İstanbul’da, pek çok tarihi yapı ve sit alanı, ilgili koruma kurulları ve meslek odalarının denetim ve karar mekanizmalarıyla korunmaya alınmıştır. Ancak, son zamanlarda yaşanan süreçlerde, bu kurumların yeterince etkin rol alamadığı, bazı projelerin ise tamamen hukuk dışı biçimde onaylandığı görülmektedir. Bu durum ise, kültürel mirasın korunması konusunda ciddi bir risk oluşturmaktadır.

Özellikle, projelerin onay sürecinde, arkeolojik ve kültürel değerlerin yeterince dikkate alınmadığı ve her daim ekonomik kaygıların ön planda tutulduğu eleştirileri artmaktadır. Bu nedenle, uzmanların ve sivil toplum kuruluşlarının önerisi, daha fazla şeffaflık ve katılımcı karar alma mekanizmalarının geliştirilmesi yönündedir. Ayrıca, yasa ve yönetmeliklerin sıkı denetimi ve uygulamaların gerçek anlamda bağımsız camialar tarafından gözleme alınması da şarttır.

Yapılaşma ve Koruma Arasındaki Çatışma: Çözümler ve Gelecek Perspektifi

İstanbul’un tarihi ve doğal zenginliklerini korumak, sürdürülebilir gelişmenin temel taşlarından biridir. Ancak, bu süreçte, mevcut yapılaşma politikalarının ve plansız projelerin, kalıcı zararlar vermemesi adına yeni ve bütüncül yaklaşımlar geliştirilmelidir. Bu bağlamda, doğru planlama ve entegre koruma politikaları büyük bir önem taşımaktadır.

Geliştirilecek projelerde, özellikle arkeolojik sit alanlarının değerlendirilmesinde, modern teknolojilerin kullanılması şarttır. 3D haritalama, sismik inceleme ve dijital arkeoloji teknikleriyle, yer altındaki tarihi yapılar büyük zarar görmeden ve detaylı analizler yapılarak korunabilmektedir. Ayrıca, yerel yönetimler ve kamu kurumları arasında sağlıklı iletişim ve koordinasyon sağlanınca, hem kültürel mirasın gün yüzüne çıkarılması hem de yeni kullanım alanlarının belirlenmesi mümkün olmaktadır.

Toplum ve Sivil Toplum Kuruluşlarının Rolü

İstanbul’un tarihi mirasını gelecek nesillere soluk kesen bir kaliteyle aktarabilmek için, tüm paydaşların aktif ve bilinçli rol alması gerekmektedir. Özellikle, sivil toplum kuruluşları ve özgür medya, gerek koruma projeleri konusunda farkındalık oluşturarak gerekse yasa ve uygulamalardaki eksiklikleri dile getirerek, kamuoyunun dikkatini çekmektedir. Bu sayede, toplumun ve uzmanların ortak hareket etmesiyle, zarar verme potansiyeli olan birçok projenin önüne geçilebilir.

Sonuç olarak, İstanbul’un tarihi sarnıçları, kültürel miraslar ve modern yapılar arasındaki sınırları belirlerken, hem tarihi dokuyu koruyan hem de çağdaş yaşamın gereksinimlerini karşılayan akılcı ve bilimsel temelli yaklaşımların acilen geliştirilmesi gerekmektedir. Bu bağlamda, hem mevcut risklerin acilen giderilmesi hem de yeni projelerde maksimum şeffaflık ve katılım sağlanarak, şehrin ve kültürel mirasların geleceği güvence altına alınabilir.