Eğitim-İş Ramazan Etkinliklerine Dava Açıyor

Son zamanlarda yapılan düzenlemelerle, Milli Eğitim Bakanlığı okullarda Ramazan ayı etkinlikleri düzenlenmesine ilişkin yeni bir uygulamayı hayata geçirdi. Bu uygulama, özellikle devlet okullarında dini pratiklerin toplumsal ve pedagogik etkilerini yeniden gündeme getirirken, tartışmaları da beraberinde getiriyor. Öğrencilerin ve ailelerin inanç özgürlüğü ile eğitimde laiklik ilkesi arasındaki sınırların yeniden sorgulandığı bu dönemde, kamuoyunun dikkatleri söz konusu etkinliklere çevrildi.

İlk defa bu kadar kapsamlı ve kurumsal bazda planlanan Ramazan etkinlikleri, hem eğitim politikası hem de toplumsal barış açısından kritik bir mücadele alanı oluşturuyor. Bakanlığın açıklamalarına göre, bu etkinlikler kapsamında, ilkokullarda “Maarifin Kalbinde Ramazan” temalı şenlikler düzenlenirken; ortaokul ve liselerde “İftarda Konuşalım” söyleşileri gerçekleştirilecek. Amacın, öğrencilerde dini bilinci artırmak ve toplumsal birlik duygusunu pekiştirmek olduğu ifade edilse de, birçok uzman ve eğitim sendikası bu uygulamaların toplumsal ve bireysel özgürlüklere zarar verdiğini savunuyor.

Uygulamanın Pedagojik ve Hukuki Çerçevedeki Tartışmaları

Milli Eğitim Bakanlığı’nın bu girişimi, eğitimde laiklik ilkesini doğrudan tehdit eden bir hamle olarak görülüyor. Eğitim-İş gibi sendikalar, bu etkinliklerin anayasal haklar ve eğitim ilkeleri ile uyumsuz olduğunu belirtiyor. Başkan Kadem Özbay, açıklamasında şunları vurguluyor: “Devlet okulları, hiçbir inanç ya da ideolojiyi zorunlu hale getiren araçlar olmamalı. Öğrencilerin dini tercihi, ailenin inanç özgürlüğü ile devletin eğitim anlayışı, kesin çizgilerle ayrılmalı.”

Hukuki açıdan bakıldığında, bu uygulamalar anayasa ve temel eğitim ilkelerine aykırı bir şekilde, devletin tarafsızlık ve eşitlik ilkesini ihlal ediyor. Eğitim-İş ve benzeri örgütler sık sık bu uygulamalara karşı hukuki yollara başvurmakta; mahkemelerden kararlar alınmasını talep etmektedir. Özellikle, çocukların inanç tercihleri üzerinde uygulanan baskı, psikolojik zararlar ve ayrımcılık riskleri, bilimsel ve pedagojik açıdan ciddi sorunlar doğuruyor.

Toplumsal ve Psikososyal Riskler

Ramazan etkinliklerinin özellikle çoklukla inanç temelli olmayan ailelerin çocukları üzerinde yarattığı baskıya dikkat çeken uzmanlar, bu uygulamaların uzun vadede toplumsal bölünmeye katkı sağlayabileceği konusunda uyarıyor. Farklı inançlara sahip öğrenciler, okul ortamlarında kendilerini dışlanmış veya etiketlenmiş hissedebilir. Bu durum, çocukların özgüvenini zedelerken, sosyal uyum ve aidiyet duygusunu da olumsuz etkiliyor.

Özellikle okul pansiyonlarında kalan öğrencilerin yaşamında bu etkinlikler büyük riskler taşıyor. Öğrencilerin yemek saatleri ve günlük rutinleri, inanç farklılıklarına göre düzenlenebileceği gibi, inançsal zorlamalar ve psikolojik baskılar da söz konusu olabiliyor. Bu durum, okulun güvenli ve kapsayıcı bir alan olmaktan çıkmasına neden olurken, çocukların psikososyal gelişimini de olumsuz etkiliyor.

Ayrımcılık ve Akran Zorbalığı Riski

Etkinlikler kapsamında, çocuklar arasında kim oruç tutuyor, kim tutmuyor veya kim belirli dini pratiklere katılıyor, kim katılmıyor gibi kategoriler oluşturuluyor. Bu ayrımlar, okulda ve toplumsal yaşamda, ayrıştırıcı ve dışlayıcı tutumların gelişmesine zemin hazırlar. Çocuklar, inanç temelli bu farklılıklar nedeniyle, akran zorbalığı ve toplumsal dışlanma ile karşı karşıya kalabilir. Çocukların temel hakları ve özgürlükleri gözetilmeksizin, bu tür uygulamalar onların psikolojik ve sosyal sağlığını tehdit eder hale gelebilir.

Eğitimin Laiklik ve Bilimsel Temellere Dayalı Vazgeçilmezliği

Profesyonel eğitimciler ve hak temelli örgütler, okulun din temelli uygulamalara kapı açan bir alan olmaması gerektiği konusunda hemfikirdir. Eğitim, farklı inançlara sahip çocukların güvenli, eşit ve özgür bir ortamda gelişmesini sağlayacak şekilde tasarlanmalı. Bu nedenle, inanç temelli etkinliklerin, çocukların gelişimsel ve psikososyal ihtiyaçları gözetilerek planlanmadığı takdirde, eğitim ortamını zehirleyebileceği uyarısında bulunuluyor.

Özellikle, devlet okullarında bu tip dini etkinliklerin zorunlu hale getirilmesi, temel laiklik ilkesine aykırıdır ve anayasal suç niteliği taşır. Eğitim-İş ve diğer muhalif kuruluşlar, bu uygulamaların yargı önünde hesap vereceğini belirtmekte ve hukuki mücadelelerini sürdüreceklerini açıklamaktadır. Eğitim politikaları, çocukların bilimsel ve laik eğitim hakkını koruyan bir anlayışla yeniden düzenlenmelidir.

Sonuç olarak

Görülen odur ki, devlet okullarında Ramazan ayına özel düzenlenen etkinlikler, yalnızca dini pratikleri teşvik etmekle kalmıyor, aynı zamanda kamusal alanda laiklik ve eşitlik ilkeleri ile çatışıyor. Bireylerin inanç ve yaşam tercihlerine saygı göstermek, eğitimde temel ilkedir. Bu uygulamaların toplumsal barışa ve çocukların gelişimine zarar vermeden, demokratik bir çerçevede yeniden yapılandırılması gerektiği açıktır.