Yalnızcan, artan maliyetler, evrimleşen çalışma modelleri ve yatırımcı davranışlarındaki değişimlerin ticari gayrimenkul sektöründe dengeleri kökten değiştirdiğine işaret ediyor. Ona göre, sadece kaliteli bir bina artık yeterli değil; yanlış bir lokasyonda yapılan yatırımlar, ciddi değer kayıplarına yol açma riski taşıyor ve bu durum, gayrimenkul yatırımlarında lokasyon stratejisini en kritik faktör haline getiriyor.
Bu dönüşüm sürecinde, pandemi sonrası dönemde iş yapış biçimlerindeki değişiklikler ve hibrit çalışma modelleri, şirketlerin ofis tercihlerini temelden etkilemiş durumda. Bazı bölgeler cazibe merkezi olurken, diğerlerinde talep belirgin bir şekilde düşüyor. Yalnızcan’ın değerlendirmesine göre, yatırımcılar için asıl soru artık ‘ne aldım?’ değil, ‘nerede aldım?’ olmuş; çünkü doğru lokasyon, yatırımın başarısını doğrudan belirliyor ve her lokasyonun aynı hızda değerlenmediği bir döneme giriyoruz.
Doğru Lokasyonun Rekabet Avantajı
Sektör verilerine bakıldığında, merkezi iş alanlarına alternatif yeni bölgeler ile güçlü ulaşım bağlantılarına sahip lokasyonlar, yatırımcıların ilgisini çekiyor. Ancak erişim sorunları yaşayan veya dönüşüm potansiyeli sınırlı alanlarda talep zayıflıyor. Bu ayrışma, yatırım kararlarını daha da kritik hale getiriyor; bazı lokasyonlar hızla değer kazanırken, diğerleri geride kalıyor.
Yatırımda Yeni Kriterler: Erişilebilirlik ve Esneklik
Lokasyon seçimi, artık sadece merkezi olmakla sınırlı kalmıyor. Ulaşım ağlarına yakınlık, çalışanların erişimi, karma kullanım alanlarına entegre olma ve esnek kullanım imkanları gibi faktörler, yatırım değerini doğrudan etkiliyor. Yalnızcan, yanlış lokasyon tercihlerinin sadece kısa vadeli gelir kaybına değil, uzun vadeli değer kayıplarına da yol açtığını vurgulayarak, yatırımcıları veri odaklı kararlar almaya çağırıyor; çünkü lokasyon hatası, maliyetten öte stratejik bir kayıp anlamına geliyor.