TBMM Genel Kurulu, Milli Parklar Kanunu’nda ve bazı diğer düzenlemelerde değişiklikler içeren bir kanun teklifini onayladı. Bu değişiklikler, ekoloji örgütleri ile meslek odaları tarafından doğayı zayıflatacağı ve milli parkları ticari çıkarlara açacağı gerekçesiyle yoğun eleştirilere maruz kaldı. Yaşam alanlarını savunan gruplar, koruma odaklı yaklaşımın artık ‘kullanım ve işletme’ odaklı bir yapıya evrileceğini belirterek, bu durumun milli parkların sermaye gruplarına peşkeş çekilmesine yol açabileceğini vurguluyor.
Özellikle, milli parklar ve tabiat parklarında turistik tesisler için özel sektöre uzun süreli kiralama imkanı getirilmesi, tartışmaların merkezinde yer alıyor. Gerçek kişiler ve özel hukuk tüzel kişilerine, 49 yıla kadar kullanım hakkı tanınırken, başarılı işletme performansı durumunda bu sürenin 99 yıla uzatılabilmesi öngörülüyor. Uzmanlar, bu düzenlemenin ekolojik dengeyi bozarak milli parkları ticari işletmelere dönüştüreceğini ve doğanın tahrip edileceğini ifade ediyor.
Altyapı Projelerinin Milli Parklara Etkisi
Kabul edilen kanunla, kamu yararı gerekçesiyle milli park alanlarında yol yapımı, elektrik hatları, petrol boru hatları, trafo ve atık su altyapısı gibi projelere izin veriliyor. Bu gelişmelerin, ‘mutlak koruma zonları’nda ormanları ve yaban hayatını parçalayarak geri dönülemez zararlar verebileceği uyarısı yapılıyor. İklim kriziyle mücadelede önemli rol oynayan su havzaları ve karbon yutaklarının bu şekilde riske atılması, endemik türlerin ve ekolojik sistemlerin tehlike altına girmesine neden olabilir.
Kurum Yapısının Değişimi ve Yerel Tepkiler
Tarım ve Orman Bakanlığı’na bağlı Doğa Koruma ve Milli Parklar Genel Müdürlüğü’nün yönetimi merkezileştirilerek döner sermayeli bir yapıya dönüştürülmesi, eleştirilerin bir diğer odak noktası. Bu değişiklik, doğa koruma hedefleriyle gelir elde etme amaçlarının çelişmesine yol açabilir ve korunan alanları sermaye odaklı birer araç haline getirebilir. Yerel yönetimler, bilim insanları ve yöre halkı, karar süreçlerinden dışlandıklarını belirterek tepkilerini dile getiriyor.
Araç trafiği, altyapı çalışmaları ve artan insan baskısının, Türkiye’nin kuraklık sorununa rağmen milli parkları etkileyeceği belirtiliyor. Kanunun denetimleri güçlendirme iddiasına rağmen, 99 yıla varan tahsisler ve altyapı izinleri, doğa koruma statülerini zayıflatıp rant yaratma riskini artırıyor.