İran’daki yakın dönem olayları, modern savaşlarda üretim hatlarının ve mühimmat stoklarının ne denli kritik olduğunu bir kez daha gözler önüne sermektedir. Özellikle hava savunma sistemlerindeki önleme füzeleri, Ukrayna’daki çatışmalar ve Orta Doğu’daki yükselen gerilimde yoğun olarak kullanılmakta olup, bu mühimmatın üretim kapasitesinin Batı için stratejik bir zayıf nokta haline geldiği görülmektedir.
Trump yönetimi, bu durumu fark ederek kısa süre önce ABD’nin füze üretimini dört kat artırma kararını açıklamıştı. Son gelen haberler, bu yönde somut hamlelerin başladığını işaret ediyor. ABD Savunma Bakanlığı, Boeing ve Lockheed Martin ile önemli bir anlaşmaya vardı. Bu kapsamda, Patriot hava savunma sisteminin en ileri modellerinde yer alan PAC-3 MSE füzelerinin hedef arayıcı başlıkları olarak bilinen ‘seeker’ bileşenlerinin üretim kapasitesi üç kat artırılacak. Seeker, füzenin hedefi algılayıp kilitleyen hassas bir parça olduğundan, üretim sürecinin en karmaşık unsurlarından biridir. Yedi yıla yayılacak bu ortaklık, yalnızca miktarı yükseltmeyi değil, aynı zamanda tedarik zincirini daha dayanıklı hale getirmeyi amaçlamaktadır.

Pentagon’un açıklamalarına göre, Boeing PAC-3 sisteminde kritik bir tedarikçi olarak altyapısını genişletirken; Lockheed Martin, füze üretimini üç kattan fazla artırmak için ayrı bir anlaşmayı yürürlüğe koymuştur. PAC-3 MSE füzeleri, balistik füzelere karşı yüksek hassasiyetle geliştirilmiş olup, ‘hit-to-kill’ yöntemiyle çalışır; yani hedefi doğrudan çarpışma yoluyla yok eder. Bu, gelişmiş sensörler ve hassas yönlendirme sistemleri gerektirir. İran savaşının yarattığı görünürlükle birlikte, bu gelişmeler, modern savaşın giderek bir üretim kapasitesi yarışına dönüştüğünü netleştiriyor. Artık en üstün silahlara sahip olmak yetmez; bunları ne kadar hızlı ve sürdürülebilir üretmek, teknolojik üstünlük kadar belirleyicidir.