Milli Eğitim Bakanlığı’nın yeni hazırlık eğitimi programı, öğretmenlik mesleğinin temelini sarsacak tartışmalara yol açıyor. Eğitim Sen’in iddiaları, bu akademinin sadece bir eğitim modeli değil, öğretmen yetiştirme sistemini kökten değiştiren siyasal bir hamle olduğunu vurguluyor. Yüz binlerce öğretmen adayının emekleri hiçe sayılarak yeni bir süzgeç sistemine tabi tutulması, eğitim fakültelerinin geleceğini tehdit ederken, toplumun eğitim kalitesini doğrudan etkiliyor. Bu gelişme, öğretmenlik mesleğinin onurunu ve kamusal niteliğini korumak için acil bir mücadele çağrısı yaratıyor.
Akademinin Öğretmen Yetiştirme Üzerindeki Etkileri
Eğitim Sen Genel Başkanı Kemal Irmak, Milli Eğitim Akademisi’ni eleştirerek, bu yapının öğretmen yetiştirme sistemini tasfiye etmekle kalmadığını, yıllarca eğitim fakültelerinde harcanan çabaları değersizleştirdiğini belirtiyor. Örneğin, pedagojik formasyonunu tamamlamış adayların yeniden yeterlilik sınavlarına sokulması, diplomaların geçerliliğini sorgulatıyor. Bu yaklaşım, bilimsel birikimin inkârı anlamına geliyor ve öğretmen adaylarının emeklerini hiçe sayıyor. Adım adım incelendiğinde, mevcut sistemde bir öğretmen adayı önce eğitim fakültesini bitiriyor, ardından staj süreçlerini tamamlıyor; ancak şimdi bu yol, siyasal kriterlerle dolu bir engel parkuruna dönüşüyor. Bu değişiklik, yalnızca bireysel kariyerleri etkilemekle kalmıyor, eğitim fakültelerinin toplumsal rolünü zayıflatıyor.
Siyasal Müdahale ve Liyakat Sorunu
Akademinin işleyişi şeffaflıktan uzak, siyasal kriterlerin hakim olduğu bir mekanizma olarak görülüyor. Irmak’a göre, atama süreçlerinde liyakat yerine sadakat ön plana çıkıyor, bu da öğretmenliği iktidarın vesayeti altına sokuyor. Türkiye’de öğretmen açığı tartışılırken, 90 bin ücretli öğretmenin güvencesiz çalıştığı ve 1 milyona yakın adayın atama beklediği gerçeğiyle karşı karşıya kalıyoruz. İki yıl için sadece 10 bin atama planı, bu sistemi bir istihdam politikası değil, elemeye dayalı bir tasfiye olarak ortaya koyuyor. Gerçek bir örnek olarak, büyükşehirlerdeki öğretmen adaylarının yaşadığı zorlukları ele alalım: Atama garantisi olmadan düşük ücretlerle eğitim almak, barınma ve geçim sorunlarını artırıyor. Bu, eğitimin ideolojik biçimde yeniden şekillendirilmesine hizmet ediyor ve toplumsal eşitliği zedeliyor.
Ekonomik Yük ve Günlük Yaşam Etkileri
Öğretmen adaylarına önerilen 32 bin 351 TL’lik ücret, ekonomik gerçeklerle uyuşmuyor. Irmak, bu tutarın barınma, ulaşım ve beslenme gibi temel ihtiyaçları karşılamaktan uzak olduğunu vurguluyor. Özellikle büyükşehirlerde, adaylar piyasa koşullarına terk ediliyor; örneğin, kira ve ulaşım giderleri bu ücreti aşarken, herhangi bir kamusal destek sunulmuyor. Bu durum, öğretmen adaylarını yoksullaştırma politikasına maruz bırakıyor. Adım adım düşünürsek: Bir aday önce eğitim ücretini ödüyor, ardından geçim derdine düşüyor ve sonunda atama belirsizliğiyle karşılaşıyor. Bu model, Türkiye’nin yüzyıllık öğretmen yetiştirme birikimini silip atıyor ve pedagojik ihtiyaçlardan ziyade siyasal tercihlerden besleniyor. Eşit ve demokratik eğitim ilkesine yapılan bu saldırı, tüm toplumun geleceğini riske atıyor.
Toplumsal ve Mesleki Yansımalar
Öğretmenlik mesleğinin güvencesizleştirilmesi, sadece adayları değil, toplumun tamamını etkiliyor. Irmak, eğitimin niteliğinin öğretmenlerin kalitesine bağlı olduğunu hatırlatarak, bu sistemin liyakatı ortadan kaldırdığını ifade ediyor. Eğitim Sen olarak, eğitimin piyasalaştırılmasına karşı çıkılıyor ve öğretmenlerin onurunu savunuluyor. Örneğin, mevcut tabloyu ele alırsak: Yaklaşık 90 bin ücretli öğretmen düşük ücretlerle çalışırken, yeni akademi modeliyle daha fazla güvencesizlik ekleniyor. Bu, eğitimin ideolojik bir araç haline getirilmesine yol açıyor ve kamusal eğitimin temel ilkelerini tehdit ediyor. Tüm eğitim emekçileri, bu duruma karşı birleşik bir mücadele çağrısı alıyor, çünkü öğretmenlik mesleğinin geleceği, toplumun geleceğiyle doğrudan bağlantılı.
Polis Engeli ve Protesto Girişimleri
Eylem sırasında Eğitim Sen üyelerinin CHP’lileri ziyaret etme girişimi, polisin engeliyle karşılaştı. Bu olay, ifade özgürlüğü ve protesto haklarının kısıtlanmasını gösteriyor. Irmak’ın açıklamaları ışığında, bu engel, eğitim tartışmalarının daha geniş siyasal çatışmalara dönüşebileceğini işaret ediyor. Toplumsal hareketlerin bu şekilde bastırılması, öğretmenlik mesleğinin savunulmasını zorlaştırıyor ve kamuoyu tartışmalarını sınırlıyor.