17 Ağustos 1999 Gölcük Depremi’nin üzerinden 27 yıl geçti. Türkiye’nin yakın tarihindeki en büyük felaketlerden biri olarak hafızalara kazınan deprem, yalnızca hayatını kaybedenlerin ve yakınlarını yitirenlerin değil, kurtarma çalışmalarında görev alanların da yaşamında derin izler bıraktı.
İzmir Büyükşehir Belediyesi İtfaiye Dairesi Başkanlığı’nda görev yapan ve depremin ardından Gölcük ile çevresine gönderilen dört itfaiyeci, aradan geçen yıllara rağmen o günlerde yaşadıklarını unutmadı. Henüz mesleklerinin ilk yıllarında olan itfaiyeciler, günler boyunca dinlenmeden enkazlarda çalışırken bir yandan da kendi ailelerinden haber almaya çalıştı.
“Çaresizlik En Ağır Acıydı”
Çiğli Atatürk Organize Sanayi Bölgesi İtfaiye Grubu’nda amir olarak görev yapan 28 yıllık itfaiyeci Ali Hikmet Küçükgül, deprem sırasında 26 yaşındaydı. Henüz iki yıllık memur olan Küçükgül, gece nöbetinde bulunduğu sırada deprem haberini aldı ve ekibiyle birlikte aynı sabah Gölcük’e hareket etti.
Yaklaşık 13 gün boyunca bölgede görev yapan Küçükgül, bir hafta boyunca büyük bir binanın enkazında çalıştı. Yoğun çalışma nedeniyle görev dönüşünde 14 kilogram verdiğini belirten Küçükgül, enkazlarda insanların yardım çığlıklarının ve yakınlarını kaybedenlerin çaresizliğinin kendilerini derinden etkilediğini söyledi.
Küçükgül, deprem bölgesinde karşılaştığı görüntüler arasında özellikle bir ailenin hafızasında yer ettiğini belirtti. Baba, anne ve kız çocuğunu birbirlerine kapanmış halde enkaz altında bulduklarını anlatan Küçükgül, olayın kendisini çok etkilediğini ifade etti.
Depremden sonraki yaklaşık altı ay boyunca televizyon izleyemediğini dile getiren Küçükgül, günümüzde de deprem görüntüleriyle karşılaştığında kanalı değiştirdiğini söyledi. Meslek hayatı boyunca çok sayıda olaya müdahale ettiğini belirten Küçükgül, depremi diğerlerinden ayıran en önemli unsurun çaresizlik olduğunu vurguladı.
“Bir Enkaz Değil, Yıkılmış Bir Mahalle Vardı”
İtfaiye Eğitim Şube Müdürlüğü’nde amir olarak görev yapan 33 yıllık itfaiyeci Bülent Yanaşık da Gölcük’e gittiğinde henüz yeni evlenmişti. Balayına dahi çıkamadan göreve gönderilen Yanaşık, ekiplerin bölgeye ulaşmasının ardından karşılaştıkları manzaranın beklediklerinden çok daha ağır olduğunu söyledi.
Yanaşık, ekiplerin yalnızca bir enkaza müdahale etmek için bölgeye gittiklerini düşündüklerini ancak karşılarında tamamen yıkılmış bir mahalle bulduklarını anlattı. Enkaz başında yakınlarını bekleyen vatandaşların itfaiyecilere sarılarak yardım istediğini belirten Yanaşık, ekiplerin bir yandan kurtarma çalışmaları yaparken diğer yandan yardım bekleyen insanlara yetişmeye çalıştığını ifade etti.
Günler süren çalışmaların ardından İzmir’e döndüğünde ailesinin kendisini tanımakta zorlandığını söyleyen Yanaşık, sakallarının uzadığını ve ciddi şekilde kilo verdiğini belirtti. Uyku düzeninin normale dönmesinin ise aylar sürdüğünü kaydetti.
Başka deprem bölgelerinde de görev yaptığını belirten Yanaşık, ilk görev yaptığı Gölcük Depremi’nin üzerindeki etkisinin hâlâ devam ettiğini söyledi. Enkaz altında canlı birine ulaşmanın büyük bir mutluluk olduğunu ancak zaman ilerledikçe cenazeye ulaşmanın bile önemli hale geldiğini ifade eden Yanaşık, yaşananların ağırlığını yıllar geçse de unutamadığını dile getirdi.
Depremden Bir Ay Sonra Kızı Dünyaya Geldi
İtfaiye Eğitim Şube Müdürlüğü’nde eğitmen olarak görev yapan Abdül Duyulur için 17 Ağustos’un kişisel bir başka anlamı da bulunuyor. Duyulur, deprem bölgesine gittiğinde eşi hamileydi. Kızı ise depremden tam bir ay sonra, 17 Eylül’de dünyaya geldi.
Duyulur, Kocaeli Derince’deki Tüpraş tesislerinde çıkan yangına müdahale etmek için bölgeye ulaştığında, hayatında gördüğü en büyük yangınlardan biriyle karşılaştığını söyledi. Üçüncü günün ardından Gölcük’te enkaz çalışmalarına başlayan Duyulur, yıkılmış binalar ve yardım bekleyen insanlarla karşılaştığını anlattı.
İlk gördüğü manzaranın kendisine gerçek dışı geldiğini belirten Duyulur, çok sayıda enkaz karşısında nereden başlayacaklarını bilemediklerini ancak çalışmalara bir noktadan başlamak zorunda olduklarını ifade etti.
Yıllar Sonra Aynı Aileyle Yeniden Karşılaştı
Duyulur’un depremle ilgili unutamadığı anılardan biri de enkaz başında bekleyen bir kadınla ilgili oldu. Eşinin enkaz altında olduğunu söyleyen kadının kurtarma ekibine sürekli su getirdiğini anlatan Duyulur, büyük bir artçının ardından enkazdaki sesin kesildiğini söyledi.
Ekiplerin ulaştığı kişinin hayatını kaybettiğini belirten Duyulur, yıllar sonra İzmir’de görev sırasında aynı kadınla yeniden karşılaştığını anlattı. Bir apartmandaki baca problemi nedeniyle gittikleri binada deprem sırasında karşılaştığı kadını gördüğünü söyleyen Duyulur, kadının deprem sonrasında İzmir’e taşındığını öğrendi.
Duyulur, özellikle çocukların bulunduğu enkazlarda kendi ailesini ve çocuklarını düşündüğünü belirterek, canlı bir insanı enkazdan çıkarmanın kendisi için tarif edilemeyecek bir mutluluk olduğunu ifade etti.
“Kapalı Alanlar Üzerime Geliyordu”
Gaziemir İtfaiye Grubu’nda amir olarak görev yapan Mümin Yavuz ise deprem sırasında henüz bir yıllık itfaiyeciydi ve evleneli yalnızca 36 gün olmuştu. Çınarcık’ta 12 gün görev yapan Yavuz, depremzedelerin itfaiyecilere sarılarak yakınlarının kurtarılması için yardım istediğini söyledi.
Kurtarma çalışmalarında bir kız çocuğunu canlı olarak enkazdan çıkardıklarını belirten Yavuz, çalışmaların önemli bölümünde ise cansız bedenlere ulaştıklarını anlattı.
Depremden sonra yaşadıklarının günlük hayatını da etkilediğini belirten Yavuz, bölgedeki kokuların kendisinde derin iz bıraktığını söyledi. Deprem dönüşünde yaklaşık 15-20 gün kapalı alanlara giremediğini ifade eden Yavuz, dört duvarın üzerine geldiğini hissettiğini ve bir süre evinde yemek yiyemediğini dile getirdi.
Deprem Bilinci Aile Yaşamının Parçası Oldu
Bugün iki çocuk babası olan Yavuz, Gölcük’te yaşadıklarının ardından deprem hazırlığının önemini ailesine de aktarmaya başladı. Evde deprem tatbikatları yaptıklarını, güvenli alanları belirlediklerini ve acil durum çantasında bulunması gereken malzemeleri birlikte değerlendirdiklerini anlattı.
İzmirli itfaiyecilerin 27 yıl önce Gölcük’te yaşadığı deneyimler, aradan geçen zamana rağmen hafızalardaki canlılığını koruyor. Enkazlardan yükselen sesler, kurtarılan insanların sevinci, kaybedilenlerin acısı ve yardım bekleyen ailelerin çaresizliği, görev alan itfaiyecilerin hafızasında unutulmayan bir gece olarak yaşamaya devam ediyor.
17 Ağustos, onlar için yalnızca takvimdeki bir tarih değil; meslek hayatlarının en ağır sınavlarından birinin, insan hayatının değerini ve afetlere hazırlıklı olmanın önemini hatırlatan unutulmaz bir gün olarak varlığını sürdürüyor.