Sudan’dan paylaşılan ve kısa sürede sosyal medyada milyonlarca kullanıcıya ulaşan bir görüntü on günlerin en çok tartışılan askeri olaylarından birine dönüştü. Videoda, Sudan Hava Kuvvetleri envanterindeki bir Bayraktar Akıncı Taarruzi İnsansız Hava Aracı’nın (TİHA) havadaki bir hedefi vurduğu görülüyor. Ancak vurulan platformun ne olduğu konusunda farklı görüşler bulunuyor.
Bazı paylaşımlarda hedefin Birleşik Arap Emirlikleri’ne ait Fransız Dassault Rafale savaş uçağı olduğu öne sürülürken çeşitli askeri analizler ve uzman değerlendirmeleri bu iddiaya temkinli yaklaşıyor. Tartışmanın merkezinde ise videoda görülen hedefin gerçekten insanlı bir savaş uçağı mı yoksa başka bir insansız hava aracı mı olduğu sorusu yer alıyor.
Rafale iddiası neden gündeme geldi?
Rafale iddiasının temel dayanağı, görüntülerdeki hedefin çift motorlu bir platform izlenimi vermesi oldu. Sosyal medya kullanıcıları ve bazı yayın organları, termal görüntülerde görülen iki ayrı ısı kaynağının Fransız yapımı Rafale savaş uçağının iki motorunu temsil ettiğini savundu.
Bu senaryonun doğru çıkması halinde olay, askeri havacılık tarihinde önemli bir dönüm noktası olarak kayda geçebilir. Çünkü böyle bir durumda bir insansız hava aracı, gerçek muharebe ortamında ilk kez insanlı bir savaş uçağını düşürmüş olacaktı. Bu nedenle görüntüler kısa sürede uluslararası savunma çevrelerinin de dikkatini çekti.
Ancak şu ana kadar ne Sudan makamlarından ne de Birleşik Arap Emirlikleri’nden düşürülen platformun Rafale olduğuna dair resmi bir doğrulama gelmedi.
Teknik analizler farklı ihtimallere işaret ediyor
Rafale teorisine karşı çıkan uzmanlar ise görüntülerdeki termal izlerin savaş uçağıyla tam olarak örtüşmediğini belirtiyor.
Yapılan değerlendirmelerde Rafale’nin iki motorunun gövde içerisinde birbirine oldukça yakın konumlandığı vurgulanıyor. Bu nedenle Akıncı’nın termal kamerasında motorlardan kaynaklanan ısı izlerinin birbirinden net şekilde ayrılmak yerine daha birleşik bir görüntü oluşturmasının beklendiği ifade ediliyor.
Videoda görülen hedefte ise motor izlerinin daha ayrık göründüğü belirtiliyor. Bu durum bazı analistleri farklı platform ihtimalleri üzerinde durmaya yöneltti.
L-15 ve CH-6 ihtimalleri de gündeme geldi
Tartışmalar sırasında hedefin Çin yapımı L-15 eğitim ve hafif taarruz uçağı ya da CH-6 ağır silahlı insansız hava aracı olabileceği de öne sürüldü.
Ancak bu ihtimaller de çeşitli gerekçelerle zayıf görülüyor. Analistlere göre Birleşik Arap Emirlikleri envanterindeki L-15 sayısı oldukça sınırlı ve bu uçakların Sudan’daki uzun menzilli operasyonlarda kullanılması beklenmiyor. Bazı kaynaklar Çin menşeili çift turbojet motorlu Wind Shadow’un da olasılıklar dahilinde olduğunu belirtiyor.
CH-6 konusunda ise daha ciddi soru işaretleri bulunuyor. Açık kaynaklı bilgilere göre platformun yalnızca tam ölçekli maketi 2021 yılında sergilendi ve seri üretime geçtiğine ya da ihraç edildiğine dair güvenilir bilgiler bulunmuyor. Ayrıca kanat yapısı ve motor yerleşimi açısından da görüntülerle tam uyum sağlanamadığı belirtiliyor.
Akıncı, başka bir Akıncı’yı vurmuş olabilir
Görüntüler üzerinde yapılan karşılaştırmalarda öne çıkan en güçlü değerlendirme ise vurulan hedefin yine bir Bayraktar Akıncı TİHA olabileceği yönünde.
Motor yerleşimi, gövde formu ve genel siluet incelendiğinde hedefin Akıncı’ya daha fazla benzediği ifade ediliyor. Bu görüşü savunan uzmanlara göre Sudan Hava Kuvvetleri’ne ait bir Akıncı, karşı tarafta görev yapan başka bir Akıncı’yı vurmuş olabilir.
Bu senaryoda düşürülen platformun Etiyopya veya Birleşik Arap Emirlikleri bağlantılı bir Akıncı olabileceği iddia edilse de bu konuda da resmi doğrulama bulunmuyor. Bazı Türk savunma sanayi uzmanları ise vurulan platformun BAE’ye ait Akıncı olduğunu savunuyor. Buna karşın bağımsız doğrulama yapılabilmiş değil.
Eren mühimmatı dikkat çekiyor
Olayda öne çıkan unsurlardan biri de Akıncı tarafından kullanıldığı belirtilen ROKETSAN EREN yüksek hızlı çok amaçlı dolanan mühimmat oldu.
EREN, sahip olduğu kabiliyetler sayesinde yalnızca hava hedeflerine karşı değil, kara ve deniz unsurlarına karşı da kullanılabilen çok amaçlı bir sistem olarak öne çıkıyor. Sistem otonom görev icrası, kızılötesi arayıcı başlık, sabit ve hareketli hedeflere angajman yeteneği gibi özellikleri sayesinde geniş bir görev yelpazesinde kullanılabiliyor.
Yaklaşık 2 metre uzunluğunda ve 35 kilogram ağırlığındaki EREN’in azami menzilinin 100 kilometre, havada kalış süresinin ise 15 dakikaya kadar olduğu belirtiliyor. Mühimmat, GNSS ve INS tabanlı güdüm sistemleri kullanırken, hedef tespiti ve terminal safhada IIR (Görüntülemeli Kızılötesi) arayıcı başlık desteğinden yararlanıyor. Sistem ayrıca yüksek infilaklı parçacık etkili (HE-Frag) harp başlığı taşıyor.
Paylaşılan analizlerde, mühimmatın görüntülerde hedefe yöneldiği ve temas öncesinde motor yanmasının sona erdiği değerlendiriliyor. Bazı uzmanlar termal görüntülerde görülen izlerin yorumlanmasının oldukça zor olduğuna dikkat çekerek atmosferik koşullar ve görüntüleme mesafesi nedeniyle farklı algıların oluşabileceğini belirtiyor.
Bu nedenle yalnızca videoya bakarak hedefin kesin kimliğini belirlemenin mümkün olmadığı, farklı ihtimallerin tamamen dışlanamayacağı ifade ediliyor.
Tartışmaların merkezindeki Bayraktar Akıncı, hava-yer görevlerinin yanı sıra hava-hava görevleri de gerçekleştirebilen çift motorlu bir TİHA olarak biliniyor. Platform yaklaşık 40 bin feet servis tavanına ulaşabiliyor ve tipik olarak 30 bin feet irtifada görev yapıyor. Yaklaşık 6 bin kilometre menzile, 24 saatin üzerinde havada kalış süresine ve 1.500 kilogram faydalı yük kapasitesine sahip olan sistemin azami kalkış ağırlığı ise 6 bin kilogram seviyesinde bulunuyor.
Kullanılan mühimmat konusunda da görüş ayrılığı var
Sudan’daki son görüntüler Akıncı’nın hava-hava görevlerinde kullanılabilme potansiyelini yeniden gündeme taşırken vurulan hedefin gerçekten ne olduğu sorusu ise henüz kesin olarak yanıtlanabilmiş değil. Üstelik yalnızca vurulan hedefin kimliği konusunda değil, kullanılan mühimmat konusunda soru işaretleri var.
Zira ağırlıklı olarak görüntülerde görülen mühimmatın son dönemde öne çıkan ROKETSAN EREN olduğunu savunurken farklı değerlendirmelerde ise kullanılan sistemin SUNGUR hava-hava füzesi olabileceği öne sürülüyor.
SUNGUR ihtimalini gündeme getiren analizlerde, füzenin hedefe ulaşma süresi, yüksek hızlı uçuş profili ve fırlatma anındaki egzoz görüntüsünün daha önce kamuoyuna yansıyan SUNGUR görüntüleriyle benzerlik gösterdiği belirtiliyor. Yaklaşık 15 saniyede hedefe ulaştığı değerlendirilen mühimmatın izlediği yükselerek ilerleyen uçuş rotasının da klasik hava-hava füzelerinde kullanılan enerji verimli angajman profilleriyle uyumlu olduğu ifade ediliyor.
Bu durum doğrulanırsa, bir insansız hava aracının gerçek bir çatışma ortamında özel amaçlı havadan havaya füze kullanarak gerçekleştirdiği ilk doğrulanmış hava zaferlerinden biri olarak kayıtlara geçebilir.
SUNGUR, FIM-92 Stinger’ın devamı niteliğinde geliştirilen yeni nesil bir hava savunma sistemi olarak biliniyor. Yaklaşık 8 kilometre menzile sahip olan füze, görüntüleyici kızılötesi (IIR) arayıcı başlık ve yarı zırh delici harp başlığıyla donatılmış durumda. Sistem hem omuzdan atılabilir hem de farklı platformlara entegre edilebilir şekilde tasarlandı.
Baykar daha önce AKINCI ve diğer insansız hava araçları üzerinde SUNGUR entegrasyonunu tekli ve ikili lançer konfigürasyonlarıyla göstermişti. Buna karşılık Türkiye’nin geliştirdiği diğer havadan havaya füzeler olan BOZDOĞAN ve GÖKDOĞAN’ın operasyonel kullanım geçmişlerinin daha kısa olması nedeniyle bu olayda kullanılmış olma ihtimallerinin daha düşük olduğu değerlendiriliyor.
Vurulan hedefin tam modeli henüz netleşmemiş olsa da uzmanlar, vurulan platformun savaş uçağı sınıfında olmayan ancak turbofan veya turbojet motorlarla çalışan ve genellikle 500 km/s üzerindeki seyir hızlarında görev yapabilen bir hava aracı olduğu görüşünde birleşiyor.
Bu olayın dikkat çekmesinin asıl nedeni ise özel olarak geliştirilmiş bir havadan havaya füze kullanan insansız hava aracının çatışma ortamında gerçekleştirdiği ilk doğrulanmış hava zaferlerinden biri olma ihtimali.
Geçmişte ABD’ye ait MQ-1C insansız hava aracı, AIM-92 Stinger füzeleriyle Irak’a ait bir MiG-25’e karşı angajmana girmişti. Ancak Stinger füzeleri yüksek süratli önleme uçağını yakalayacak performansa sahip olmadığından hedef düşürülememişti.
Gökyüzü tamamen değişebilir
Toparlayacak olursak, Rafale’in gerçekten bir insansız hava aracı tarafından düşürüldüğünün kanıtlanması halinde bunun etkileri Sudan sınırlarının çok ötesine uzanabilir. Çünkü modern hava kuvvetlerinin büyük bölümü halen yüksek maliyetli insanlı savaş uçaklarını hava üstünlüğünün temel unsuru olarak görüyor.
Buna karşılık insansız sistemler daha düşük maliyetlerle daha fazla sayıda üretilebiliyor ve riskli görevlerde insan hayatını tehlikeye atmadan kullanılabiliyor. Bu nedenle birçok ülke, gelecekteki kuvvet yapısında insanlı ve insansız platformlar arasındaki dengeyi yeniden değerlendirmeye başladı.
Tek bir Rafale savaş uçağının maliyetinin 120 milyon dolar seviyesini aşabildiği düşünüldüğünde, çok daha düşük maliyetli bir füze ve insansız platform kombinasyonuyla böyle bir hedefin etkisiz hale getirilmesi askeri planlamacılar açısından son derece dikkat çekici bir senaryo oluşturuyor.
Tüm tartışmalara rağmen uzmanlar kesin sonuçlara ulaşmak için erken olduğu konusunda uyarıyor. Görüntü kalitesinin sınırlı olması, enkazın bağımsız şekilde incelenememesi ve resmi makamların doğrulama yapmaması nedeniyle hedefin gerçekten bir Rafale olup olmadığı henüz bilinmiyor. Ayrıca Birleşik Arap Emirlikleri de Sudan’da Rafale kullanıldığı yönündeki iddialara ilişkin herhangi bir açıklama yapmış değil.