Bursa Teleferiği ve Alman Amca – Hubert Sondermann

Bursa Teleferiği ve Alman Amca - Hubert Sondermann - RayHaber
Bursa Teleferiği ve Alman Amca - Hubert Sondermann - RayHaber

Mezarlıklar, Muhyî Olan’ın lütfettiği hayatı, büyüklü küçüklü ağaçları ve bütün canlılığıyla temsil ederken, âhiretin kapısı hükmündeki kabirler de, içlerinde yatanlarla Mûmit Yaratıcı’nın Bâkî olduğunu nasıl da haykırıyor.

Hayatın birçok hakikatini haykıran veciz bir söz vardır: “İbret ve nasihat almak için üç mekânı arada bir ziyaret etmeli insan: Hapishaneler, hastahaneler ve mezarlıklar.” Ben üçüncüsünü geziyorum üniversite yıllarımdan kalma bir alışkanlıkla. O yıllarda gecenin bir yarısı, caminin doğusundaki merdivenlerden mezarlığa inerek kendime yüksekçe bir yer bulur ve hayale açık gözlerle dolaşırdım Emir Sultan Mezarlığı’nı. Anadolu’nun kekik kokan tenha, geniş bozkırlarından kopup geldiğim bu büyük şehrin kuru kalabalıkları arasında hayallerimi bile koyacak yer bulamadığım bu saatlerde, kesif düşüncelerden bir an olsun uzaklaşmak ve gecenin bir saatinde kendimi bu sükûnet denizine bırakmak ne kadar da güvenli ve huzur vericiydi. Bu mezarlık; cadde ve sokaklardan sarhoş nârâları ve kahkahalar yükselirken benim için şehrin tek sükûnet bahçesi olurdu.

Kabirlerle yapılan hasbıhallerin her zaman uzlaşma zemininde geçtiği de söylenemezdi hani.

“Yirmi yaşımda ölüm geldi başıma
Acı kattım anamın tatlı aşına.”

diye başlayıp devam eden ve ölümün aslında her an gelebileceğini hatırlatan ifadelerin yer aldığı mezar taşları, insanı dünya hayatının çok önemli bir hakikatini düşünmeye davet ederdi. Ama büyük meblağlar harcanarak yapılmış, üzerinde gurur ve böbürlenmenin kapısını ardına kadar açan bir sürü makam ve unvanın sıralandığı mezar taşlarının tercüman olduğu düşünceler ise, sözün bittiği yer olsa gerek… Hattâ bazen, onların sessiz duruşlarından aldığım cesaretle, “O şatâfat âbidesi mezarlarınızın içi de dışı gibi süslüdür; orada, kültürünüzü, inancınızı ve maddî varlığınızı miras olarak bıraktığınız nesle karşı vazifenizi bihakkın yerine getirmiş olmanın huzuru içindesinizdir inşaallah.” diye düşünürdüm.

Yıllar sonra, bu defa onca iş arasında, dar bir vakte sıkıştı Emir Sultan Mezarlığı’nı ziyaret. İnsan mezarlıklarda tarifsiz duygular yaşıyor gerçekten. Mezarlıklara; “tefekkürün istikamet bulmasına vesile olan mekânlar” denilebilir. Orada ölüm, hayatı hayat olarak tatlandıran yegâne iksir gibi görünüyordu. Ölüm olmasaydı, tefekkür dağarcığımızda, hayatı algılamak ve “insan” gibi yaşamak duygusu olur muydu sahi? Bizim gibi fânîlerin ölmesi, hayatı veren Yaratıcı’nın icraatında, ne kadar da muhteşem bir kudret nişânesi olarak duruyordu. Dahası, Ezelî ve Ebedî Olan’ın mülkünde rotası sonsuzluk olanlar için ölüm, ötelere açılan bir kapının eşiği olarak görünüyordu. Bu düşüncelerle mezarlar arasında dolaşırken, küçük bir çam ağacının altında duran bir mezar taşındaki yazı, düşüncelerimden yıldırım hızıyla çekip alıverdi beni. Mezar taşında sadece isim ve tarih yazılıydı. Ve isim bir yabancıya aitti: Hubert Sondermann (D. 1902-Ö. 1976).

Her şehrin önemli kabul edilen bir mezarlığı vardır. Oralarda yer bulmak oldukça güçtür. İşte Emir Sultan Mezarlığı, Bursalılar için böyle bir mekân… Birçok kişinin oraya gömülme isteğine cevap verilemezken, bir yabancı nasıl ve neden buraya gömülmüştü? Bursa, Osmanlı’nın önemli şehirlerinden biri olduğu için, her dönemde cazibe merkezi olma özelliğini korumuş, burada gayrimüslimler Müslümanlarla asırlarca birlikte yaşamıştı. Bunların kendilerine ait mezarlıkları olmasına rağmen, bir yabancının burada, Müslüman mezarlığının tam ortasında, ne işi olabilirdi?

İnsan, amansız bir merak hissine kapılır bazen. İşte bende şimdi böyle bir ruh hâli söz konusuydu. Mezarlığın batı kapısının ön kısmında, hediyelik eşya satıcılarının olduğu yere çıktım hemen. Oradaki satıcılardan birine mezarlık görevlisini nasıl bulacağımı sorduğumda, arkama dönmemi istedi ve karşıdan gelen üç kişiyi işaret etti: “Bak bu gelenler senin aradığın kişiler.”

Mezarlık görevlileriyle Sondermann’ın kabri başına kadar indik. Çok az da olsa onun hayatından bahsettiler. O zaman bir defa daha, gerek burada gerekse diğer kabristanlardaki her bir mezarın, uzun veya kısa, benzer veya ayrı, ama mutlaka aynı yerde biten bir hikâyesi olduğunu düşündüm. Bu hikâyelerin en değişik olanlarından biri önümde duran mezara ait olmalıydı. Verilen kısa bilgiler ise hikâyeyi netleştirmeye yetmediği gibi, merakımı iyice kamçıladı. Emir Sultan Mezarlığı’nda bir yabancının kabri vardı. Bu araştırılmaya değer bir durumdu.

Sondermann’ın hikâyesi, çok uzaklarda bir yerlerde başlamıştı. Çok uzaklarda… Başka memleketlerde…

Hubert bir Alman ailenin çocuğu olarak Almanya’da dünyaya gelir. Ailesi İsviçre’ye göç edip yerleştiği için orada büyür ve İsviçre vatandaşı olarak yaşar. Mühendislik eğitimi alır, ve başarılı bir makine mühendisi olmasının yanı sıra bir firmanın da iş ortağı olur. 1957’de Uludağ’a, ulaşımı kolaylaştırmak maksadıyla teleferik yapma kararı alınır. İhaleyi Sonderman’ın firması kazanır. Sonraları Bursa’nın önemli bir nişanesi olan teleferik işletmesini kurma işini de mühendis Sondermann üstlenir ve Türkiye’ye gelir. Bu gelişin maksadı, her ne kadar Bursa ile Uludağ’ın teleferik yoluyla birbirine bağlanması olsa da, asıl bağlantı Sondermann ile Türk insanının sıcacık yüreği ve inancı arasında olacaktır. Öyle de olur.

Sondermann 1958’in ilk aylarında Bursa’ya gelir. Gelir gelmez birlikte çalışacağı ekibi kurar ve işe koyulur. O dönemin teknik ve ekonomik şartlarında sarp kayalık yamaçları, dereleri, tepeleri, ormanları aşıp Uludağ’ın zirvesine teleferik hattını ulaştırmak oldukça zordur. Çoğu zaman merkep, katır ve atlar kullanılır. Ama hepsinden önemlisi bire bir insan gücü ve emeği vardır zirvelere doğru uzayıp giden tellerin her bir karışında. Yıllarca yaz kış devam eden zorlu çalışmalarda, kumanyanın gecikmesi yahut çeşitli sebeplerle ulaştırılamaması neticesinde aç kaldığı çok olmuştur çalışanların. Böyle durumlarda, ot türleri dâhil yenilen ne varsa, toplamışlar ve oturup işin başındaki bu yabancı mühendisle birlikte yemişlerdir. Teleferik kabinlerinin makarayla üzerinde kayacağı telleri taşıyacak olan büyük demir direklerin yerlerine dikilmesi, istasyonların kurulması, yüzlerce metre uzayıp giden demir halatların gerilmesi oldukça meşakkatli olmuştur. Yıllar süren çalışmalardan sonra, Uludağ’ın eteklerinden başlayarak zirvesine kadar uzanan bir hatta insan emeği ve azminin bir imzası olan, Türkiye’nin ilk teleferiği 1963 yılında hizmete girmiştir. Yani, Yeşil Bursa’nın, güven ve itminanla eteklerine tutunduğu heybetli dağın zirveleriyle irtibatı, teleferikle sağlanmıştır artık.

Geçen beş yıllık süre zarfında Sondermann’ın yüreğiyle beyni arasında da bir hayli gel gitler olmuştur. Bursa’da kaldığı süre içinde, Anadolu insanının sıcakkanlılığı, cömertliği, birçok mağduriyet yaşamasına, câhil bırakılmış olmasına rağmen, yüreğini ortaya koyarak gösterdiği paylaşma isteğindeki samimiyet ve inandığı değerler, ona derinden tesir etmiştir. Meselâ daha işe başladığı ilk günlerde ezan sesiyle irkilmiş, yanındakilerden ezanla ilgili bilgi almış, o sesin Müslümanların saygıyla dinlediği ve ibadet saatlerinin geldiğini bildiren bir çağrı olduğunu öğrenmiştir. O günden sonra ne zaman ezan sesi duysa hemen işini bırakıp saygıyla onu dinlemiş, çalışanlardan da aynı saygıyı göstermelerini ister olmuştur. Sonraki zamanlarda Ramazan ayı gelince şahit olduğu oruç ibadetine de derin bir saygı duymuştu. Tamamen Müslüman bir çevrenin içinde birçok Ramazan geçirmiş, onlarla sahurlara kalkmış ve iftarlara katılmıştır. Dahası, Ramazan günlerinin hiçbirinde kimse bir kere olsun, onu bir şeyler yiyip içerken görmemiştir. Bir defasında, Sarıalan mevkiinde arkadaşları oruçluyken sigara içen “Arnavut” lâkaplı kalıp ustasına çıkışmış, yaptığının ayıp olduğunu, kendisinin Hristiyan ve aynı zamanda sigara tiryakisi olduğu hâlde onların yanında bir şey yiyip içmediğini söyleyerek onu bu davranıştan men etmiştir.

İlk dönemlerde, o zamanların en meşhur caddesi olan Altıparmak’ta kalır Sondermann. Oradan, bugünkü teleferik binasının bulunduğu yerdeki şantiye alanına, Bursa’da çok az sayıda bulunan “Ford” otomobiliyle gelir gider. Bir müddet sonra, teleferiğe daha yakın olan Yeşil Camii ile Türbesini kuşbakışı gören bir ev kiralayıp ve oraya yerleşir. Muhtemelen, böyle bir eve yerleşmekle çok sevdiği ezanları, bilhassa Yeşil Camii’den yükseleni dinlemek ve ezanda anlatılanlara şehadet etmek istemiş olmalı; ezanların, Allah’ın var ve bir, Hz. Muhammed’in de (sas) O’nun elçisi olduğuna şahitlik etmesi gibi. Zaten bir müddet sonra, elindeki küçük teybiyle, bilhassa sabahları Bursa’nın selâtin camilerini dolaşıp minarelerinin dibine oturarak, okunan ezanları kaydedecektir.

Kısa sürede mahalleliyle ve çalışanlarla öylesine içli dışlı olur ki, yapılan bütün cemiyet ve davetlerin başköşesinde o vardır artık. Türkçeyi de fazla bir zaman geçmeden öğrenecek ve çevresindekilerle daha rahat diyalog kurabilecektir.

Kadirşinas Türk insanının âlicenaplığına, o da vefa duygusuyla karşılık verir. Öyle ki otomobili âdeta bir servise dönmüştür. Sabah işe geldiğinde orada birikmiş okul çocuklarını arabasına doldurur ve şehir merkezindeki okullarına götürür. Evine gidiş gelişlerde aracı mutlaka çocuk ve yetişkinlerle dolar. Alman asıllı Hubert Sondermann, insanımızı ve değerlerini öylesine benimser ki, artık bizden biri olur. Eskiden üç kıtada, şimdilerde dünyanın her tarafında rengi, dili, dini farklı insanlarla yıllarca birlikte, iç içe ve derin bir hoşgörüyle yaşamayı bilen insanımız, sürekli bahar iklimlerinin esintileriyle nefeslenmiş olan bağrında bir yer de Sondermann için açmış ve onu oracığa yerleştirmiştir. Onun kökünden ve menşeinden gocunmadığımızı hattâ menşeinin unutulmaması gerektiğini hatırlatan bir isimle aralarına alıverirler Onu… O, “Alman Amca”dır artık… Sondermann’ın asıl adı unutulacak ve o bu isimle çağrılacaktır. Bazıları da daha yerli ve daha sıcak bir ifade kullanır onun için: “Alman Emmi…”

Zamanla teleferik işletmeye açılır ve Türkiye’de işi biter Alman Amca’nın. Ama o, ayrılmak istemez. Zaman zaman memleketine gitse de, gitmesiyle dönmesi bir olur. İmdadına oteller bölgesinde oluşturulacak kayak merkezine yapılacak olan telesiyejler yetişir ve her otel onunla çalışmak için sıraya girer. Artık yıllar sürecek bir iş de bulmuştur kendine. Teleferik ve Işıklar mahalleleri de Alman Amcalarından ayrılmamışlardır böylece. Alman Amca’nın disiplinli çalışması, hakkaniyetli olması, kararlı tutumu ve çalışmadaki azmi herkese tesir etmiştir. Tam saatinde işbaşı yapar, ara vermeden çalışır, saati gelince de işi hemen bırakır. Bilhassa çalışma sırasında kullandığı âlet edevatı iş bitiminde mutlaka itinayla temizlemesi ve yerli yerine koyması dikkat çeker. Yanında çalışanlara bildiklerini öğretme konusunda oldukça istekli davranır, oturup konuşma faslını uzatanlara, “Sizler çok konuşuyor az çalışıyorsunuz, oysa sizi Allah görüyor.” diye ikazda bulunur. Ayrıca davet edildiği her yere bir hediye alıp gitmeyi de prensip edinmiştir. Evine de herkes rahatlıkla girip çıkar Alman Amca’nın. Masasında İncil, Tevrat ve Kur’ân-ı Kerim vardır. İslâmiyet üzerinde ciddi araştırmalar yapar. Fırsat buldukça Konya başta olmak üzere belli başlı şehirleri dolaşır. Güler yüzlü ve babacan tavırlarıyla, öğrendiklerini sürekli çevresindekilerle paylaşır ve onları şuurlandırmak maksadıyla bilgilendirir. Öyle ki, İslâmiyet hakkında çevresindekileri şaşırtacak kadar ve onlardan daha iyi bilgiye sahip olduğunu söyleyen çok kişi var günümüzde. Meselâ, yanında birisi bir şey yiyip içse, başlarken “Bismillah” bitirdiğinde de “Elhamdülillah” demesi gerektiğini, “Siz Muhammedanlar yemeye-içmeye başlamadan önce ve yiyip içtikten sonra ne söylersiniz? Hadi söyleyin bakalım!” diyerek hatırlatırmış mutlaka. Bir gün, evine gelen gençten bir bardak su ister. Suyu içmeden önce masanın üstüne bırakır ve gence sorar: “Bu suyun üstünde ve altında ne vardır?”. Genç, “Suyun üstünde su, hava, tavan; altında bardak, masa, beton, yeryüzü…” gibi cevaplar verdikçe hepsine “Hayır!” der. Bu defa dönüp aynı soruyu genç ona sorunca; “Suyun üstü, yani önü Bismillah altı, yani sonu Elhamdülillah’tır.” cevabını verir.

Günden güne Bursa’yla ve Müslüman halkla iyiden iyiye kaynaşan Alman Amca, kendini bu şehre adamak ister. Dönemin yetkililerine ulaşarak Bursa’ya fabrika kurma isteğini iletir. Gâyesi, sevdiği bu toprakların insanlarına bir şekilde faydalı olmaktır. Ne var ki devrin yönetimi ona izin vermez. Bu duruma oldukça içerler. Pes etmez. İkna olurlar niyetiyle birkaç girişimde daha bulunur; ama yine maksadına ulaşamaz. Çok üzülür, öylesine hislenir ki samimi olduğu Müslüman arkadaşlarına sık sık: “Fabrika açmama izin vermediler. Ama Allah bana bu memlekette iki metre yer nasip eder inşallah!” diye içini döker. Bu sözlerde, Alman Amca’nın gönül dünyasında yaşadığı dönüşümlerin net ve kesin izlerini görmek mümkündür. Artık onu, Yugoslavya’nın “Kızıl Ordu” tarafından işgâl edildiğini duyduğunda oturup hıçkırarak ağladığını görünce şaşıranlar, “Besmele” çekerken, “Elhamdülillah” derken ve hattâ âletlerini koyduğu odada namaz kılarken gördüklerinde şaşırmayacaklardır. Ama o, yakın arkadaşlarına, öldüğünde “Emir Sultan Mezarlığı’na gömülmek istediğini” söyleyince hayretleri artacaktır sadece.

1976 Ağustos sıcağında, Rezzak isminin tecellisine âyinedarlık eden Bursa Ovası’ndaki meyve ve sebzeler olanca hararetle olgunlaşırken, Uludağ’ın zirvelerinde, Rahmân isminin tecellisi olarak serinlik insanların üzerinde dolaşıp duruyordu. Sondermann yaz aylarını, aynı zamanda danışmanlığını yaptığı dağdaki otellerin birinde geçiriyordu. Bursa’nın Alman Amcası, yıllarca bin bir emek harcayarak kurduğu teleferiğe binerek geldiği zirvede, gönül ve akıl melekeleriyle Allah’a doğru yükselip giden bağlantılar oluşturmayı başarmış lütfa mazhar kullardanım dercesine, Uludağ’ın zirvelerinde Hakk’a yürür.

Önce ailesine haber verilir Alman Amca’nın, sonra İstanbul’daki İsviçre Konsolosluğu’na. Konsolosluk yetkilisiyle birlikte bir cenaze aracı da gelir. Fazla geçmeden İsviçre’deki oğlu ve kızı da gelirler. Yetkili, Alman Amca’nın başucundaki vasiyeti inceler şaşkınlıkla. Oradakilere döner ve “Muhammedan bu!, Muhammedan!.” der, oğlu meseleyi doğrulayınca, konsolosluk yetkilileri hızlıca oradan ayrılırlar.

Bir Ağustos ikindisi, nice erenlerin ve gönül erlerinin konulduğu, kendisi için ebediyet duasının okunduğu Emir Sultan avlusundaki musalla taşına, bu defa, çok uzaklarda bir yerlerde başlayan bir hikâyenin son kelimeleri konur. Alman Amca’nın Müslümanlığına şahadet olsun diye niceleri saf tutmuşken imamın arkasında, cami avlusunun bir köşesinde, göç yolunda giderken yolunu şaşırıp kalmış yaban kuşları gibi duran oğlu ve kızı olanları seyreder sadece. Ve Emir Sultan Mezarlığı’nda, bir servi ağacının altında son noktası, diğerleri gibi toprakla konulan bir hikâye…

Türkiye’de Doğurganlık Hızında Dikkat Çeken Düşüş - RayHaber
SAĞLIK

Türkiye’de Doğurganlık Hızında Dikkat Çeken Düşüş

Toplum Çalışmaları Enstitüsü raporuna göre Türkiye’de toplam doğurganlık hızı 2013–2024 döneminde 2,11’den 1,48’e geriledi. Düşüşün büyük kısmının ikinci çocuk kararındaki kırılmadan kaynaklandığına vurgu yapıldı. Ankara merkezli düşünce kuruluşu Toplum Çalışmaları Enstitüsü, “Türkiye’de Toplam Doğurganlık Düşüşünün Anatomisi: 2013–2024 Dönemi Üzerine Bir Ayrıştırma Analizi” başlıklı raporunu yayımladı. Toplum Çalışmaları Enstitüsü’nün Mehmet Emin 🚆
Denizli’de 23 Nisan’da Toplu Ulaşım Ücretsiz - RayHaber
20 Denizli

Denizli’de 23 Nisan’da Toplu Ulaşım Ücretsiz

Denizli Büyükşehir Belediyesi, 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı coşkusunun tüm şehirde doyasıya yaşanması amacıyla belediye otobüslerini vatandaşların hizmetine ücretsiz olarak sunacak. Denizli Büyükşehir Belediyesi, 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı dolayısıyla vatandaşların ve özellikle çocukların bayram etkinliklerine, kutlama alanlarına ve parklara çok daha rahat ve huzurlu bir 🚆
Antalyalılar Yeşilçam Film Afişleriyle Zamanda Yolculuğa Çıkıyor - RayHaber
07 Antalya

Antalyalılar Yeşilçam Film Afişleriyle Zamanda Yolculuğa Çıkıyor

Antalya Büyükşehir Belediyesi, “Yeşilçam Film Afişleri Sergisi” ile sanatseverleri buluşturdu. Bülent Ecevit Kültür Merkezi’nde açılan sergi de Türk sinemasının altın çağı olarak bilinen Yeşilçam dönemine ait unutulmaz filmlerin hafızalara kazınan afişleri yer alıyor. Antalya Büyükşehir Belediyesi ve Antalya Sinema Derneği iş birliğiyle düzenlenen “Yeşilçam Film Afişleri Sergisi” Bülent Ecevit Kültür 🚆
Ankara’nın Hafızasına Panoramik Yolculuk Başladı - RayHaber
06 Ankara

Ankara’nın Hafızasına Panoramik Yolculuk Başladı

Ankara Büyükşehir Belediyesi, kentin tarihi, kültürel ve doğal zenginliklerini tek bir rotada buluşturan “Panoramik Ankara Turu” programını başlattı. Turizm Haftası kapsamında hayata geçirilen bu proje, Başkentlilere şehrin simge mekânlarını profesyonel bir rehber eşliğinde, araç içinden konforlu bir şekilde keşfetme imkânı sunuyor. Başkent’in Simgeleri Tek Rotada Tur güzergâhı, Ulus’taki tarihi II. 🚆
Anadolu’nun En Büyük Çocuk Kitap Şöleni Konya’da Başladı - RayHaber
42 Konya

Anadolu’nun En Büyük Çocuk Kitap Şöleni Konya’da Başladı

Konya Büyükşehir Belediyesi tarafından çocukların kitaplarla olan bağını güçlendirmek, onlara okuma alışkanlığı kazandırmak ve hayal dünyalarını genişletmek amacıyla düzenlenen 2. Çocuk Kitap Günleri, kapılarını büyük bir heyecanla açtı. 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı kutlamalarıyla birleşen bu dev organizasyon, sadece Konya’nın değil, Anadolu’nun en kapsamlı çocuk edebiyatı etkinliği olma 🚆
AKOM’dan İstanbul İçin Soğuk ve Yağışlı Hava Uyarısı - RayHaber
34 İstanbul

AKOM’dan İstanbul İçin Soğuk ve Yağışlı Hava Uyarısı

İBB Afet İşleri Dairesi Başkanlığı AKOM, İstanbul’da Balkanlar üzerinden gelen soğuk ve yağışlı havanın etkili olacağını açıkladı. Yağışların özellikle öğle saatlerinden itibaren etkisini artırarak yer yer kuvvetli şekilde görüleceği tahmin ediliyor. İstanbul Büyükşehir Belediyesi Afet İşleri Dairesi Başkanlığı (AKOM)’dan İstanbul ve Marmara Bölgesi için yağış uyarısı geldi. İstanbul başta olmak 🚆
Barok Müzik Festivali’nde Genç Piyanistten Büyük Başarı - RayHaber
35 İzmir

Barok Müzik Festivali’nde Genç Piyanistten Büyük Başarı

18 yaşındaki genç virtüöz Eren Düzenli, 6. Uluslararası Barok Müzik Festivali kapsamında AASSM’de sahne aldığı piyano resitaliyle izleyenleri büyüledi. Ulusal ve uluslararası başarılarıyla dikkat çeken sanatçı, İzmirlilere unutulmaz bir müzik akşamı yaşattı. İzmir Büyükşehir Belediyesi’ne bağlı Ahmed Adnan Saygun Sanat Merkezi’nde (AASSM) 6. Uluslararası Barok Müzik Festivali kapsamında davet edilen 🚆
EGİKAD Kosta Rika ’First Lady’sini 3 Gün Ağırladı - RayHaber
35 İzmir

EGİKAD Kosta Rika ’First Lady’sini 3 Gün Ağırladı

Türkiye’de ilk kez bir sivil toplum örgütü olan Ege İş Kadınları Derneği’nin (EGİKAD) daveti ile İzmir’e gelen Kosta Rika Cumhurbaşkanı Rodrigo Chaves Robles’in eşi ‘First Lady’ Signe Zeikate ve beraberindeki üst düzey heyet, İzmir’de üç gün süren kapsamlı temaslarda bulundu. İzmir’in tarihi, kültürel ve ekonomik potansiyelini inceleyen heyet, iki ülke 🚆
Ankara’da 23 Nisan’da Otobüs, Metro ve ANKARAY Ücretsiz - RayHaber
06 Ankara

Ankara’da 23 Nisan’da Otobüs, Metro ve ANKARAY Ücretsiz

Ankara Büyükşehir Belediyesi EGO Genel Müdürlüğü, 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı’nın 106. yıl dönümünde Başkentlileri sevindirecek önemli bir kararı kamuoyuyla paylaştı. Milli bayram coşkusunu tüm şehre yaymak ve vatandaşların kutlama alanlarına erişimini kolaylaştırmak amacıyla alınan karara göre, Ankara genelinde toplu taşıma hizmetleri bayram süresince bedelsiz olarak sunulacak. Ücretsiz 🚆