Fransız Yargısı Demiryolu Kazasının Peşini Bırakmıyor :Demiryolları bakım kuruluşu aleyhine “istemeden ölüm ve yaralanmaya neden olmak” suçlamasıyla dava açıldı.
Fransız yargısı, önceki sene Paris’in güneyinde gerçekleşen ve yedi kişinin ölümüne sebep olan tren kazasının peşini bırakmmaya niyeti yok .
Paris savcılığı, demiryollarının bakımından sorumlu şirket aleyhine “istemeden ölüm ve yaralanmaya neden olmak” suçlamasıyla dava açtı. Şirketin temsilcileri, gün içerisinde mahkemede tahkikat savcısına ifade verecek.
Demiryollarının işletmesinden sorumlu şirketin temsilcileri de perşembe günü savcılık tarafından sorgulanacak. İşletmeden sorumlu şirket hakkında da dava açılmasına kesin gözüyle bakılıyor.
Paris-Limoges seferi yapan ve 370 yolcu taşıyan şehirlerarası trenin 12 Temmuz 2013’te raydan çıkması neticesi gerçekleşen kazada yedi kişi yaşamını kaybetmiş, altısı ağır onlarca kişi yaralanmıştı.
Ülkede son 25 Senenin en ciddi tren kazasın peşinden gercekleşen teknik araştırmalar, rayların bakımında ciddi aksamalar ve hatalar olduğunu ortaya koymuştu.
İki noktaya dikkat çekmek gerekli: (1) bu kaza; sadece ulaşım şirketlerinin değil, özellikle hatların da özelleştirilmesiyle ortaya çıkan sorunlara tipik bir örnek. İngiltere -ki demiryollarının anavatanı sayılır-, hatların özelleştirilmesiyle, hem bir dizi kazaya sahne olmuştur, hem de bakımsızlıktan tüm hatların komple yenilenme durumuna neden… Amaçlanan tasarruf hedefi, bir hüsran ve vergi ödeyenlere ise, devlete, sonuçta vatandaşa milyarlarla ifade edilebilir olağanüstü zarara nedendir. Bu çalışmalar hala daha devam etmekte. Fransada da İngiltere örneğinden ders alınmasına rağmen, bu yeterli olmamış özelleştirilen hatlarda kısmen benzer sonuçlar gözlenmekte. Almanyada doksanlı ve ikibinli yılların başında bu konuda ve her yönde çok yoğun tartışmalar yaşandı… Sonuçta hatların devlet kuruluşunda kalması kararlaştırıldı. Doğru da yapıldı. Bu durum Japonya ve ABD ile, işin tarihsel gelişimi ve farklı kurumsal sistemler, mekanizmalar nedeniyle asla doğrudan karşılaştırılmamalıdır. Sonuç elma ile armut karşılaştırmasına döner…
Nedeni: çünkü hatlar işin teknik doğası gereği olağanüstü yoğun bakım ister (ne kadar hızlı, o kadar daha yoğun bakım ve masraf…). Bu yükü ise, ancak kar gütmeyen bir devlet kurumu/şirketi karşılayabilir. (2) Yerleşmiş demokrasilerde hukuk tam bağımsızdır ve asla özel kişi, özel ve resmi kurum arası ayrım yapmaz, yapamaz! Burada “bizden”, “kankalık”, “hemşehrilik” v.b.g. şarki etkenler asla bir rol oynamaz! Her ne kadar, 1998 yılındaki Alman ICE tren kazası (102 ölüm) sonrası, Alman Demiryolları farklı davranmaya çalışmış olsa da, hemen karşı tedbirler de resmen alınmıştır. Esas olan, sadece günah keçileri bulmak değil, asıl suçlular zincirini (şahıs, kurum, organizasyon…) ortaya çıkartarak caydırıcı şekilde cezalandırmak ve tüm sistemin elden geçirilmesini sağlamak ve de bir daha tekrarın kesinlikle önüne geçilmesidir.
Bu durumlardan bizim de çıkarmak zorunda olduğumuz büyük ders(ler) vardır!
Toplu ve tüm ulaşım alanında AB hukukuna, bu konudaki Fransız hukuku ikibinli yılların başında esas, örnek alınmıştır. Bu durum AB ülkelerinin çoğunda önceki sürece göre olağanüstü değişim getirmiş, şartlar ve haklar, taşınan objeye (kişi/insan) büyük avantajlar, işletmeciye ise, oldukça büyük yük getirmiş, genelde bir devlet görevi ve dolayısıyla mekanizması olarak, tahtıravallinin uzun kolunda ve aşırı kilolu olarak oturan kurumlar ile, doğal olarak zayıf olan taşınan arasındaki sistematik dengesizlik, bu şekilde dengelenmeye çalışılmış, sorumluluk ve yükümlülük müessesesi yeniden tanımlanarak, sistem sosyal hukuksal adaletli şekle dönüştürülmüştür.