İzmir’in Ulaşım Problemleri Yol Yaparak Çözülemez



Haberekspres’ten Gamze Geçer, Mimar Hasan Topal ile İzmir’in genel mimari sorunlarını konuştu. Genel olarak tartışmaların bir plan bütünlüğü içerisinde kent planı ekseninde tartışılması gerektiğini savunan Topal, Körfez Geçiş Projesi için, ‘İzmir kentinin gelişmesine yönelik 2030 yılını kapsayan planlarda İzmir Körfez Geçişi’ne ilişkin bir karar bulunmamaktadır. İzmir gibi nüfusu 4 milyona erişmiş kentlerde ulaşım problemleri daha çok yol yaparak değil, gelişme hedeflerini analiz eden ve o gelişme kapsamındaki taleplere çözüm öneren ulaşım planlarıyla bütünleşerek çözülebilir’ dedi.

-Körfez Geçiş Projesi ve körfezin kirliliği hakkındaki görüşlerinizi nedir?

Genel olarak kentte ortaya konacak olan bütün tartışmaların bir plan bütünlüğü içerisinde, kent planlığı ekseninde tartışılması, değerlendirilmesi gerekiyor. Dolayısıyla İzmir’de tartışma konusu olan bütün projeleri kent ekseninden bakarak incelenmesi gerektiğini düşünüyorum ve öyle bakarım. İzmir’in çok yakın dönemde bütün ölçeklerdeki planları tamamlandı denebilir. Gerek yüz bin ölçekli Manisa İzmir çevre düzeni planı, gerek 25 bin ölçekli İzmir kentsel çevre düzenlemeleri tamamlandı. İzmir kentinin gelişmesine yönelik 2030 yılını kapsayan planlarda İzmir Körfez Geçişi’ne ilişkin bir karar bulunmamaktadır. Bir başka ifadeyle İzmir’in yerleşme deseninde ortaya çıkan erişim talepleri, körfez geçişi aksında değil diğer alanlardadır. Birinci söyleyeceğim bu.

İkincisi İzmir gibi nüfusu 4 milyona erişmiş kentlerde ulaşım problemleri daha çok yol yaparak değil, gelişme hedeflerini analiz eden ve o gelişme kapsamındaki taleplere çözüm öneren ulaşım planlarıyla bütünleşerek çözülebilir. Dolayısıyla bu büyüklükteki kentlerde kent içi ulaşım, hızlı, güvenli toplu ulaşım sistemleriyle raylı ulaşım sistemleriyle, İzmir gibi körfezi olan yerlerde deniz ulaşım sistemleriyle entegre olmayan karayolu ulaşım sistemleriyle çözülmez. Dünyanın hiçbir yerinde böyle bir sistem geliştirilememiştir. Körfez geçişi öngörülen Çiğli-Mavişehir ve İnciraltı-Narlıdere bölgesinde doğal alanlar var. Örneğin Çiğli’deki kısım Kuş Cenneti’nin devamı niteliğinde. Güneydeki de aynı nitelikte. Tarım alanları var burada. Söz konusu projede 3 temel karar var. Bir tanesi yaklaşık 5 km uzunluğundaki köprü. Sonrası 800 metre uzunluğundaki yapay ada. Sonra yaklaşık 4 km derinden tünel. Şimdi İzmir kentinin en önemli zenginliğinden bir tanesi körfezidir. Bütün İzmirlilerin, bütün karar vericilerin İzmir Körfezi’nin temizliğini düşünmesi ve bu kente yüzülebilir körfez niteliğinde projeler kazandırması gerekir. Bu vizyonu engelleyecek ve kuşkuya düşürecek hiçbir programın körfeze önerilmemesi gerekir. Böyle bakıldığında bu 3 temel karar, körfez dibi akıntılarını doğrudan etkileyecek yapay engellerdir. Bunu ÇED raporları da, projeyi yapacak firmalar da ortaya koymuştur. Az önce söylemiş olduğum körfeze gözümüz gibi bakmamız gerekirken, onun kendini temizlemesini engelleyecek bir çakıl taşı bile atılmaması gerektiğini savunduğumuz bir yerde, birdenbire kilometrelerce uzunluğundaki köprünün ve yapay adanın bu temel bulguyla çeliştiğini söylemek mümkün. Özetle İzmir planlarının bir öngörüsü, körfeze doğrudan bir etki yapacak olan, olmayan imar planlarına olumsuz etki yapacak olan, İzmir ulaşımına hiçbir katkısı olmayacak olan projenin İzmir körfezine yapılıyor olmasını eleştiriyoruz. Onun yerine bu köprüye harcanacak milyarlarca lirayı bulan kaynağın, bu kentin toplu ulaşım sistemlerinin geliştirilmesinde kullanılmasını öneriyoruz.

-Toplu ulaşım demişken, yeni devreye alınan tramvayla ilgili neler düşünüyorsunuz?

Tramvaya İzmir ulaşım ana planları üzerinde bakmamız gerekiyor. İzmir ulaşım ana planı 3 temel strateji üzerine yapılmış, hala da güncelleme planları sürüyor. Toplu ulaşımın, körfez ulaşımının ve tramvay akslarının geliştirilmesi. Bu noktadan bakıldığında tramvay kent içi raylı sistem türlerinden bir tanesi olarak önerilebilir. Ancak İzmir’de tramvay önerisinin mekanlaştığı alanlarda problemler olduğunu baştan beri söyledik. Uyarmaya çalıştık. Bunlardan biri tramvayın kıyıdan gidiyor olması. Deniz ile kent arasında set oluşturacağı düşüncesi. İkincisi raylı sistemin yoğun ulaşım talebinin olduğu alanlarda bu talebi karşılaması. Örneğin Üçkuyular-Konak ve Alaybey-Mavişehir hattında körfez kıyısındaki raylı sistemin bir yönü bir tarafı güneydeki tramvay sisteminde kuzeyi, kuzeydeki tramvayda ise güneyi boş. Nüfus yoğunluğu olmayan yerler. Doğal olarak bu tercihleri sebebiyle yarım kapasite verecek. Bir diğer husus ise geçtiği güzergahlardaki tasarım ve güzergah seçimleriyle tartışılan bir proje. Ben geçmişte şöyle bir tanım yapmıştım. Tramvay proje ve hedef olarak doğru. Ama uygulama noktalarında eksikleri ve kusurları olan bir proje.

-Tramvayın geçtiği güzergahtaki yerlerin geleceğini nasıl görüyorsunuz?

Şehirsel altyapı sistemleri, büyük altyapı sistemleri tramvay ve metro gibi sistemler hem şehrin omurgasını oluşturuyor hem de bulundukları güzergahta dönüştürücü, geliştirici oluyor. Bunu kent olumlu yönde yönetirse kente kazanım olur. Yönetilemezse negatif olur. Bu açıdan tramvay gibi raylı sistem koridorlarında gayrimenkul fiyatlarındaki artışlar bu bahsetmiş olduğum değişime yönelik taleplerin ve potansiyelin yarattığı kaçınılmaz süreçlerdir.

-Fiyat olarak bakacak olursak, 3 sene sonra burası daha farklı bir konuma gelir dediğiniz bir yer var mı?

Hayır. Onu genel olarak söyledim. Şuralarda az, buralarda çok olur demekten ziyade ulaşım sistemine yatırım yapıldığı yerlerde değişiklik olacaktır, demek daha doğru olur.

-Kültürpark’taki hollerin yıkılması konusu bir ara gündemdeydi. Şu an ne durumda? Görüş ve önerileriniz nedir?

Genel bir çerçeve söylebilirim. İzmir yapı yoğunluğu olan bir kent. Genel olarak yeşil alan oranı yetersiz bir kent. Bunun içerisinde Alsancak’ın merkezinde 1935’te hayata geçmiş 420 bin metrekare büyüklüğünde yeşil alan, kültürpark alanı İzmir için müthiş bir kıymet ve değer. Bu kimliğiyle İzmir kent yaşamına müthiş katkıları olan bir yer. İzmir’i çok değerli kılan bir alan. Geçmişte fuar işlemleriyle bütünleştiği için kuşkusuz fuar konseptine uygun yapılar yapılmak zorundaydı. Ancak son yıllarda İzmir’in fuarlar kenti vizyonunu karşılayabilmesi için Belediye bu amaçla çok güzel bir fuar alanı kazandırmıştır kente. Ancak bu yapılırken bir diğer strateji de Kültürpark’ın fuar fonksiyonundan tamamen arındırılması dolayısıyla fuarın gerektirdiği büyük hangarların, büyük yapıların Kültürpark’tan çıkarılması ve sadece kültür ve açık alan işleriyle sürdürülmesi gibi bir strateji de vardır. Şimdi bu noktada fuar artık, Gaziemir’deki yerinde başarıyla sürdürülüyor. Ancak Kültürpark’taki fuar döneminden kalan hangarların da sökülüp fuar alanından çıkartılması gerekir. Zaten yapılırken yerel yönetimlerin böyle bir vizyonu vardı. Şimdi belediye bu yapıların yerine kongre merkezi yapmak gibi bir başka bir politika sergiledi. Şöyle bir gerilim ortaya çıktı. Zaten bu kentin bir kazanımı bu Kültürpark. Bu kimliğiyle kente katkıları olan bir alan. Burada kongre merkezi yapmak bu kente bir şey katmaz. Bir başka yerde kongre merkezi yapılırsa bu kente bir şeyler katabilir diye düşünüyoruz. Öncelikli olarak Kültürpark’taki bu devasa alanların sökülüp bu alanın sadece Kültürpark işlevine yönelik restorasyonun yapılarak, Kültürpark’taki bütün betonların sökülmesi, yolların ona göre analiz edilmesi gerekir. Bunların birçoğunu zaten belediye düşünüyor. Bununla ilgili projeleri var. Sorun bu alanın bir başka özelliğinde. Bu alan aynı zamanda tarihi SİT olarak da tescilli bir alan. Kültür varlığı olan bir alan. Bu tür alanlarda koruma planı yapılmaksızın herhangi bir işlevle donatmak mümkün değil. Bütün bu ayrıcalıklarını sürdürebilmek için yeni yapılar yapmadan kültürel işlevleri olan yapıları restore etmek gerekiyor.

Özetle şöyle söyleyebilirim; fuar başka bir yerde, o zaman buraya artık herkesin bir park yönetimi olarak bakması gerekiyor. Daha doğrusu Kültürpark yönetimi olarak olaya bakmak lazım. Bu noktada böyle büyük kamusal alanın kongre merkezi gibi bir işlevle çiğnenmemesi gerekiyor. Yerel yönetime bu anlamda önermelerde bulunuyoruz.

-Basmane Çukuru’nun gidişatı hakkında neler düşünüyorsunuz?

İzmir’de benim anımsadığım kadarıyla yaklaşık 20 yıldan fazla tartışılan bir konu. Orası esasen belediyenin mülkiyetiydi. Çok uzun bir hikayesi var. Ama son durum üzerinden konuşmak lazım. Oradaki çatışma şundan yaşanıyor. Yerel yönetimin arsası satıldı. En büyük çatışma burada başladı. Kamuya ait arazinin satılarak, ticari amaçlarda kullanılması doğru bulunmadı. Zaten planlar hep bu yüzden iptal edildi. Orayı alan sermaye grupları sanıyorum ekonomik krizler nedeniyle TMSF’ye devredildi. Onlar da sattı. Şimdi de başka bir sermaye grubu orayı satın aldı ve kendince bir şeyler yapmaya çalışıyor.

Basmane Çukuru’nda yapılacak işin Kültürpark’ı ezmemesi gerekir. Bir diğer husus, Büyükşehir Belediye binasının oraya yapılacağı söyleniyor. Belediye binasının içinde bir iş merkezinin olması büyük bir soru işareti. Bunu doğru bulmuyorum. Yani fuarda kongre merkezi yapmak yerine oraya bir kongre merkezi yapılabilir.

İlk günden beri sürdürülen en yüksek yapının orada yapılması gerekir. Zaten yüksek yapıların dünyadaki seyri prestij anlamında sermayenin güç gösterisi olduğu alanlardır. Bu açıdan bakıldığında, Basmane Meydanı bu güç gösterisinin yapılacağı alan değildir. Umarım herkes daha salim düşünerek farklı bir projeye katkı yapabilir.

Kentler günümüzde yaşam kalitesi ekseninde değerlendirilirler. Yaşam kalitesini ise birçok parametre belirler. Toplu ulaşımdan ticari yaşama, ekonomiye, mimariye kadar çok sayıda parametre bir kentin yaşam kalitesini belirler. En önemli parametre ise mimarlıklarının niteliğidir. Bir kentte ne kadar nitelikli mimar varsa yaşam kalitesini de o kadar olumlu katkı yaparlar. Kent planlarının öngördüğü yapılaşma bizim için esastır. Dolayısıyla dikey ya da yatay yapılaşma gibi suni bir gerilimi asla doğru ve sağlıklı bir bakış açısı olarak görmüyorum. Planların öngördüğü yerlerde yüksek ve yatay yapılaşma olabilir. Ancak bizim kentlerimizdeki kriz ve saçma sapan gelişme şudur: Yüksek yapılaşma yapılmaması gereken yere yüksek, yatay yapılaşma yapılmaması gereken yere ise yatay yapılaşma yapılmakta. Örneğin kentin bütün alanlarında her yer yüksek yapı alanı. Bu saçmalıktan vazgeçmesi gerekir bu kentin. Planlar yapılırken kentin tarihi mirasına uygun olması gerekir.

-Peki bu ne kadar uygulanabilir?

Kent rant üretir. Sorun kentin haksız ve ayrıcalıklı rantlar üretmesi. Ekonomi politika da daha çok inşaat sektörü üzerine oturtulmuştur. Esasen bu rantın bölüşülmesindeki programlar sağlıklı bir şekilde yaşama katılabilse, yani birisi bir yerde çok yüksek bir rant kazandığında oradan kamuya çok sağlıklı dönüşler olsa, yani bunların kentin ulaşım, sağlık, kültürel alanlarına ne kadar dönüştürüleceği hesap edilebilse bu kadar bir yönelme olmayacaktır. Bugünkü planlar ise hep tersini özendirmekte. Bunlar kentlerin gelecekteki yaşam kalitesi anlamında çok tehlikeli. Plansız kentleşmeyi, daha çok rantı hedefliyor olmasını çok büyük tehlike olarak görüyorum.

-Bayraklı’daki hava kirliliğinin yapılaşma ile ilgisi var mı?

Bayraklı’daki hava kirliliğinin oradaki yapılaşmayla ilintisi olup olmadığını bilmiyorum. Ancak genel olarak, Türkiye kentlerinde bir hava kirliliğinden bahsetmek mümkün, bununla ilgili birçok parametre var. İlkin ısınmada kullanılan yakıtla ilgili konuşabiliriz. Mağlum pek çok kent doğalgaz sistemine geçti, bunların karbon salınımı az ancak yoksul kesimler hala kömür kullanıyor, tabii coğrafyanın getirdiği hava koridorlarının zonalara etkisiyle bazı bölgelerde bu yoğunlaşabilir. Esasen bunun denetimle çözülebilecek bir mesele olduğunu düşünüyorum. Yapılaşmanın buna doğrudan etkisi var mıdır, olabilir ancak varsa da ben bilmiyorum. İzmir’in hakim rüzgarları daha çok kuzey rüzgarları, bir anlamda akşamüstü imbatı, lodosu. İzmir’in kent formu makro formu ya da topografyası, genelde biriktirme boyutunda körfezden direkt yükselmesi, Bayraklı gibi Çiğli gibi bölgelerde, tabii başka etkenler olduğunu de biliyoruz. Bakınız Ege Üniversitesi’nde yapılan bir araştırmaya göre ağır sanayi tesislerinin bulunduğu Aliağa’daki hava kirliliği, ki orada partikül kirliliği de var ve hakim rüzgarlarla İzmir’i doğrudan etkiliyor, bunlar gelecekte ciddi sağlık sorunlarına gebe.

Kuşkusuz ısınma kaynaklı kirlilik ayrıca tartışma konusu edilebilir ancak yapılaşmayla kirlilik arasındaki bağlantıya ilişkin analitik bir bilgim yok. Fakat şunu biliyorum mesela imar planlarında Bayraklı’daki kent merkezlerindeki yapılaşmada denize dik yüzeyi olan yapıların dar yüzeyleri denize paralel bakacaktı, geniş yüzeyleri bakmayacaktı, şimdi öyle mi? Bu da bir tartışma konusu. İmar planı hazırlık sürecinde denizdeki mikro klimanın içerilere girmesi hedeflenerek bu karar alınmıştı, bu yatay planlama bunu bozuyor mu bozmuyor mu tartışılabilir.

Elektrik Fabrikası kent tarihi açısından önemli

-Tarihi Hava Gazı Fabrikası’nın Büyükşehir tarafından restorasyonu yapıldı. Gündemde Elektrik Fabrikası var. Sizce satışı olmalı mı ya da büyükşehir belediyesine devredilmeli mi?

Elektrik Fabrikası ve bulunduğu çevre, İzmir kentinin 19. yüzyıl sonunda ve 20. yüzyıl başında hatta erken cumhuriyet devrindeki endüstri bölgesi diye tanımlanabilir. Hava Gazı fabrikası, Elektrik Fabrikası, şark sanayi, Sümerbank, Devlet Demiryolları, Tekel, un fabrikası, şarap fabrikası ve diğer küçük imalathanelerle bakıldığında İzmir endüstrisi orada yoğunlaşmış sayılabilir. Tabii zamanla organize sanayi bölgelerinin kurulmasıyla bunlar atıl hale geldi.

Kent tarihi, endüstri tarihi ve mimarlık tarihi açısından bunlar ciddi öneme haiz. Hatta 1996 yılında daha henüz genç bir yönetim kurulu sekreteri olduğum dönemde bu yapıların endüstri mirası olduğuna ve korunması gerektiğine ilişkin kültür ve tabiat varlıkları kurumuna başvurduk. 98 yılında 1. No’lu Kurul Elektrik Fabrikası, Hava Gazı Fabrikası, şark sanayi fabrikası ve orada diğer bazı küçük alanları, cer atölyelerini endüstri arkeolojisi bağlamında korunması gerekir diyerek tescil etti. Bu doğru bir yaklaşımdı. Kent tarihi açısından, İzmir’in mekan oluşumuna etkileri açısından ciddi öneme sahip.

İlk düzenli elektrik bu farikayla geldi. Hatta II. Dünya Savaşı yıllarında ihtiyaca yetmemiş Karşıyaka Turyan Santrali, Alsancak Şark Sanayi Santrali destekleyerek devreye sokulmuştur. Özellikle enerjiye talebin arttığı fuar dönemlerinde savaş koşullarında böyle bir mekansal süreç vardır. Tüm bunlara bakacak olursak eski endüstri yapılarının korunması kent yaşamına yeniden kazandırılması gerekir. Peki bunlar kent yaşamına nasıl kazandırılır deyince ta 1950’lerden beri tüm dünyada bu mekanlar için bazı yaklaşımlar var. İlk olarak dönüp İzmir’in kent olarak neye ihtiyacı var diye baktığımızda şunu rahatlıkla söyleyebiliriz: İzmir kenti, birçok Türkiye kenti gibi kültür sanat bağlamında oldukça yetersiz mekanlara sahip. Bu tür yapıları böyle işlevlendirirken tabii burada önce tescilli olan, korunması gereken yapının kendisi, kesinlikle yıkılmamalı. Buralar endüstri müzesi gibi, bilim müzesi gibi, kültür merkezi gibi işlevlendirilerek kent yaşamına kazandırılabilir. Zaten bu yapılar gerek arazi ve mekansal büyüklük gerek yapım ve strüktür özellikleri açısından birçok işlevi yürütmeye müsait. Bunun en güzel örneklerinden biri Tarihi Hava Gazı Fabrikası. Büyükşehir oranın restorasyonunu yaptı, gene un fabrikası öyle. Dolayısıyla Elektrik Fabrikası’nında mutlaka ve hızla satışından vazgeçilmeli ve Büyükşehir Belediyesi’ne devredilmelidir diye düşünüyorum. Bu amaçlarla kullanılmak üzere, Büyükşehir’in olumlu anlamda böyle talepleri oldu yakın zamanda. Gene benim belediyede çalıştığım dönemde 2002’de böyle bir talep söz konusuydu. Bu mekan kültürel işlevlerle kullanılmak üzere muhakkak kent yaşamına kazandırılmalıdır. Başkanın ve Büyükşehir Belediyesi’nin bu anlamda çok doğru ve olumlu stratejileri var. Gene benim de1999 yılında, ‘Bu fabrika korunmalı, kent yaşamına kazandırılmalıdır’ şeklinde bir savunmam vardı ve hala var.

Reklamlar