Fetih suresi ramazanda ne zaman okunur, Ramazanın ilk gecesi Fetih Suresi ne zaman okunur? Sorusunun yanıtı sorgulanırken, Ramazanın ilk gecesi Fetih Suresinin fazileti de araştırılıyor. Fetih Suresi”, Hz. Muhammed’in Hudeybiye Antlaşması’ndan dönüşü sırasında Mekke’nin fethedilmesi ile ilgili olarak indirildiği ve Medine’de okunduğu kabul edilen bir suredir. Hz. Muhammed’in bu sureyi “her şeyden daha değerli, güzel bir sure” olarak tanımlaması da bilinmektedir. Ayrıca surenin adı, ayetlerinde geçen “fethan mubinen” ifadesinden gelmektedir, bu ifade de açık bir zaferi ifade etmektedir. Surenin içeriği de, İslam’ın yükselişi ve yayılışı, müminlerin samimiyeti, Allah’ın bağışlaması ve rahmeti gibi konuları ele almaktadır. Ramazanın ilk gecesi Fetih Suresi ne zaman okunur? Ramazan ayının ilk gecesi Fetih Suresi okumanın fazileti nedir, fetih suresi ramazanda ne zaman, nerede ve neden okunur?
Ramazanın İlk Gecesi Fetih Suresi Okumanın Fazileti Nedir?
Hadîs-i şerîflerde buyuruldu ki:
“Fetih sûresini okuyan kimse, Hudeybiye ağacının altında bana bîât eden kimse gibi sevâb alır.”
“Ramazanın birinci gecesi kim namazda, Fetih sûresini okursa, Allahü teâlâ o kimseyi bütün sene korur.”
“Kim Fetih sûresini okursa, sanki Mekke’nin fethinde Resûlullah ile berâber bulunmuş gibidir.”
“Bu gece bana bir sûre indirildi ki, o bana dünya ve içindekilerden daha sevimlidir. Bu sûre “İnnâ fetahnâ”dır.”
İmâm-ı Sa’lebi buyurdu ki:
“Sûre-i Feth’i okuyanların, meleklerin tesbîhlerinden ve zikirlerinden nasîbi vardır
Allah Rasulü (s.a.v ) buyuruyor: “Bir kimse Sure-i Fetih’in tamamını Ramazan ayının birinci gecesi baştan sona okursa ve bu okuyuşunu sırf Allah rızası için yaparsa, gelecek yılın aynı gününe kadar bir sene müddetle Cenabı Hakk, o kulunu himayesine alır”
Velilerden birisi diyor ki: “Ramazan ayını ilk defa görür görmez bir kimse Fetih suresini üst üste 3 defa okursa, Cenabı Hakk o kulunun rızkını gelecek sene aynı güne kadar bol bol ihsan eder.”
Fetih Suresi Nedir, Ne Anlatır?
“Fetih Suresi”, Kur’an-ı Kerim’in 48. suresidir. Sure, 29 ayetten oluşur ve Mekke döneminde indirildiği düşünülmektedir. Surenin adı, içinde geçen “fetih” kelimesinden gelmektedir ve genel olarak zafer ve başarı ile ilgili konuları ele almaktadır. Surenin başında, Hz. Muhammed’in Mekke’yi fethetmesi ile ilgili olay anlatılır ve bu olayın bir zafer olarak değil, bir rahmet ve bağışlama olarak görülmesi gerektiği vurgulanır. Daha sonra, İslam’ın yayılması, Müslümanların birbirleriyle dayanışması, inkarcıların ve ikiyüzlülerin tavrı gibi konular ele alınır. Surenin sonunda ise, Müslümanların samimi bir şekilde Allah’a yönelmeleri, Allah’ın kendilerine yardım edeceği ve onlara zafer vereceği belirtilir. Ayrıca, surede sıkça geçen “Allah’ın affı ve rahmeti” teması, İslam dininin merhamet ve bağışlama prensiplerine vurgu yapmaktadır.
Fetih Suresi Ne Zaman Okunur?
Fetih suresi tüm diğer Kuran-ı Kerim’de yer alan surelerde olduğu gibi Allah’ın okunmasını uygunsuz bulduğu haller dışında, her mekanda ve her zaman okunabilir. Fakat daha faydalı, daha faziletli olduğu bazı günler ve belirli vakitlerde bulunur. Ramazan ayı bu önemli olan vakitlerden biridir. Ramazan ayının ilk günü özellikle olmak üzere, Ramazan ayı içindeki tüm diğer günlerde de Fetih Suresinin okunması hadislerde Allah’ın kişiyi himayesi altına alacağı bildirilmiştir. Aynı zamanda Cuma günü, Cuma namazından öncede okunması gereken bir suredir.
Fetih Suresi Tefsiri
Sûreye adını veren fethin Hudeybiye Antlaşması mı yoksa Mekke’nin fethi mi olduğu konusunda farklı değerlendirmeler vardır. Fetih kelimesinin “savaş yoluyla bir toprağı ele geçirmek” mânasında kullanıldığını dikkate alan tefsirciler burada, Mekke’nin fethinden söz edildiğini ileri sürmüşlerdir. Sağlam rivayetler yanında (Buhârî, “Tefsîr”, 48/1) bu sûrede geçen ve yeri geldikçe açıklanacak olan işaretlere dayanan tefsirciler ise haklı olarak burada Hudeybiye sulhunun anlatıldığı kanaatine varmışlardır. Bunlara göre fetih kelimesi, bir çözüm getirdiği ve tıkanıklığı açtığı için sulh için de kullanılabilir. Ya da sebepten söz edip bununla sonucu kastetmek şeklindeki “mürsel mecaz” üslûbunun kullanıldığı düşünülebilir. Çünkü Hudeybiye sulhunun yol açtığı gelişmeler birden fazla fethi beraberinde getirmiştir: 1. Bu antlaşmadan sonra Hayber fethedilmiştir. 2. Mekkeli müşriklerle savaş ihtimali geçici olarak kalktığı için iki tarafın halkı birbirine gidip gelmişler, görüşmüşler, İslâm hakkında bilgi alışverişi yapılmış ve birçok müşrik ihtida etmiş, İslâm ile müşerref olmuştur. 3. İki yıl sonra on bin kişilik bir ordu ile Mekke üzerine yürüyen müminler burayı kolayca fethetmişlerdir. 4. Daha önceleri müslümanları muhatap kabul etmeyen ve çözümü savaşta arayan müşrikler ilk defa bu antlaşmada karşı tarafı tanımışlar, onlardan güvenlik talep etmişler, müslümanların o yıl yapmak istedikleri umre ibadetini bir yıl sonra gelip yapmalarını kabul etmişlerdir ( Kurtubî, XVI, 250 vd. Hudeybiye ile ilgili özet bilgi için bk. Bakara 2/194).
Bu fethin sağladığı faydalar, doğurduğu sonuçlar ilk üç âyette veciz bir şekilde açıklanmaktadır. 12. âyette işaret edildiği üzere bu sefere çıkmak, Mekkeli müşriklere bir mânada meydan okumak demekti, bu da bir cesaret meselesiydi. Bu yüzden münafıklar “Bunların işi bitti, müşrikler tamamını yok edecek” demişlerdi. Ancak 27. âyette sözü edilen rüyayı bir işaret ve emir sayan Peygamber efendimiz, çeşitli faydalarını da gözeterek, kendisine sadık 1500 kadar sahâbî ile bu meşakkatli ve tehlikeli seferi göze almışlardı. Başta hesap edilmeyen gelişmeler oldu; sahâbe sabır, cesaret, bağlılık ve fedakârlık imtihanlarına tâbi tutuldular. Bütün bunlar olurken ve olduktan sonra Allah Teâlâ’nın şu lutufları tecelli etti: 1. Hz. Peygamber, kendisinin dışında hiçbir ümmet ferdine bahşedilmeyen bir iltifata nâil oldu, “geçmiş ve gelecek günahlarının bağışlanmış olduğu” rabbi tarafından ilân edildi. Esasen bütün peygamberler gibi Hz. Peygamber de ismet (Allah tarafından günah işlemekten korunmuş olma) özelliğine sahiptir, dolayısıyla zaten günahsızdır. Şu halde Peygamberimizin, bağışlandığı bildirilen günahı, fiilen işlediği yahut işleyeceği bir günah olmayıp, beşer olması hasebiyle kendisinde bulunan günah işleme potansiyelidir. İsmet sıfatı, peygamberlerdeki bu potansiyel günah işleme imkânının fiiliyata geçmesini önleyen ilâhî bir koruma ve esirgemedir; âyetteki af bu anlamdadır. Bir önceki sûrenin tefsirinde geçen (Muhammed 47/19) farklı bir yoruma göre bu antlaşma ile Mekkeliler nezdinde suçlu (zenb kelimesinin suç mânası için bk. Şuarâ 26/14) ve ölüme mahkûm bulunan Hz. Peygamber bu antlaşma sonunda barış ve güvenlik antlaşmasının tarafı haline geldi, böylece müşrikler tarafından suçluluk hükmü kaldırılmış oldu. 2. En büyük nimet ve dosdoğru yol olan İslâm dini sulh ortamında tamamlanarak yayılma imkânı buldu. 3. Yolculukta, sulh müzakerelerinde ve dönüşte Allah’ın büyük yardımları görüldü.
Peygamberler ümmetlerine örnek olduklarından Allah onları günah işlemekten korumuştur. Buna rağmen Peygamber efendimiz gece gündüz nâfile ibadetler yaparak ve özellikle çok namaz kılarak, hem bu konuda da ümmetine örnek olmuş hem de ibadetin cennet ümidi veya cehennem korkusundan değil, Allah buna lâyık olduğu, kul bununla mânevî hayat ve huzur bulduğu için yapılacağını göstermiştir. Nitekim kendisine, günahlarının peşinen bağışlanmış olduğu hatırlatılarak niçin bu kadar çok namaz kıldığı sorulduğunda şu cevabı vermişlerdir: “Elimden geldiğince Allah’a şükreden bir kul olabilmem için” (Buhârî, “Tefsîr”, 48/2; peygamberlerin günahsızlığı (ismet) konusunda geniş bilgi için bk. Mehmet Bulut, “İsmet”, DİA, XXIII, 134-136).
4. âyette müminlere, olağan üstü sıkıntılı durumlarında Allah’ın moral yardımından söz ediliyor, arkasından da O’nun askerlerinden bahsediliyor. Öyle anlaşılıyor ki bu askerlerden maksat, müminlerin yanında olan ve ilâhî yardımı onlara ileten meleklerdir. Buna göre 7. âyette zikredilen askerler ise ilâhî cezayı icra eden melekler olmalıdır.