ABD Hava Kuvvetleri’nde hava gücü stratejisti olan Yarbay Phil Ferris, Hava Kuvvetleri’nin kendi hava üslerini savunma sorumluluğunu ABD Kara Kuvvetleri’ne bırakmak yerine, bizzat üstlenmesi gerektiğini savunuyor. Mitchell Havacılık ve Uzay Çalışmaları Enstitüsü için kaleme aldığı makalesinde Ferris, Hava Kuvvetleri’nin doktrinsel olarak kendi kuvvetlerini korumaktan sorumlu olduğunu, ancak mevcut aktif savunma seçeneğinin yalnızca savaş uçaklarından ibaret olduğunu belirtiyor. Ferris’e göre bu durum, özellikle denizaşırı ve keşif amaçlı birçok hava üssünde savaş uçağı bulunmaması nedeniyle büyük bir yetersizlik teşkil ediyor.
Hava Savunması Rollerinin Yeniden Tanımlanması
Yarbay Ferris, Hava Kuvvetleri üslerinin güvenlik tehditlerine karşı zayıf kaldığını vurguluyor. Hava Kuvvetleri Güvenlik Kuvvetleri’nin kinetik olmayan insansız hava savunma sistemleri (C-UAS) ve hafif silahlar kullandığını, ancak birçok birimde anlamlı koruma sağlayacak orta ve ağır makineli tüfeklerin bile bulunmadığını ifade ediyor.
Ferris, bu açığın kapatılması için rollerin yeniden tanımlanmasını öneriyor:
Hava Kuvvetleri Sorumluluğu: Hava Kuvvetleri, küçük insansız hava araçları (1 ila 3. Gruplar) ve alçaktan uçan, yavaş seyir füzeleri gibi yakın tehditlere karşı kendi savunmasını yapmalıdır. Bu, diğer kuvvetler gibi “kendini koruma araçlarını” sürdürme zorunluluğudur.
Kara Kuvvetleri Sorumluluğu: Kara Kuvvetleri ise Patriot ve THAAD (Terminal Yüksek İrtifa Alan Savunması) gibi sistemlerle balistik füzeler gibi hızlı ve yüksek irtifa tehditlerine odaklanmalıdır.
Key West Anlaşması ve Mutabakat Zaptı Tartışması
Ferris, mevcut yaygın algının aksine, Kara tabanlı hava savunmasının münhasıran Kara Kuvvetleri’nin sorumluluğunda olduğunu belirleyen 1948 Key West Anlaşması’nın bu görevi Kara Kuvvetleri’ne “açıkça vermediğini” iddia ediyor. Hava üslerinin hava savunması sorumluluğunu en belirgin şekilde Kara Kuvvetleri’ne atayan belge, 1984 tarihli bir Ordu-Hava Kuvvetleri Mutabakat Zaptı idi. Ancak bu zaptın dahi önemli bir uyarısı var: “Göreve yetersiz fon ayrılması durumunda, Hava Kuvvetleri kendi nokta savunmasını gerçekleştirebilir.”
Çevik Muharebe İstihdamı ve Lojistik Zorluklar
Hava Kuvvetleri’nin yeni Çevik Muharebe İstihdamı (ACE) doktrini, hava gücünü çok sayıda küçük ve geçici tesise dağıtmayı öngörüyor. Bu, füzeler için yoğun hedefler oluşmasını engellese de, aynı zamanda büyük hava savunma sistemlerinin bu uzak karakollara taşınması ve ikmalini imkansız hale getiriyor. Ferris, bu tür üslerin Patriot, THAAD veya daha küçük IFPC (Dolaylı Ateş Koruma Kabiliyeti) bataryalarını destekleyemeyeceğini belirtiyor.
Ferris, bu zorlukları aşmak için Hava Kuvvetleri’nin kapsamlı bir hava ve füze savunma planı benimsemesini, bunun aktif ve pasif savunma sistemlerini içermesini talep ediyor. Önerdiği aktif savunma sistemleri arasında Makineli Tüfekler, omuzdan ateşlenen füzeler ve Kara Kuvvetleri ile Deniz Piyadeleri’nin yeni hava savunma programlarından faydalanmak yer alıyor.
Pasif önlemler olarak ise kamuflaj, hedef saptırma ve Emisyon Kontrolü (EMCON) önemini vurguluyor. Ukrayna’daki çatışmalar, radyo ve radar sinyallerinin füze/İHA saldırılarına davetiye çıkardığını gösterdi. Ferris, Hava Kuvvetleri’nin EMCON’a daha fazla yatırım yapması ve havacılara imzaları azaltma konusunda eğitim vermesi gerektiğini söylüyor.
Sonuç olarak Ferris, hava üssü savunması sorumluluğunu “Güvenlik Kuvvetleri Savunma Kuvvetleri Komutanlığı’na” (DFC) bağlı kılınmasını önererek, Hava Kuvvetleri’nin kendi kuvvet koruma yeteneklerini hızla konuşlandırılabilir ve uygun maliyetli sistemlerle güçlendirmesinin hayati önem taşıdığını savunuyor. Ancak olası bir Hint-Pasifik çatışmasında, bazı bölgelerin tehdit yoğunluğu nedeniyle savunulamaz hale gelebileceği gerçeğini de kabul ediyor.