Japon bilim insanlarının verileriyle desteklenen yeni analizler, Marmara Denizi içindeki fay hattının enerji birikimini ve deprem üretim mekanizmasını yeniden düşünmemiz gerektiğini gösteriyor. Uzmanlar, Marmara fayının basitçe kilitli bir yapı olmadığını, zamanla değişen sürünme süreçleriyle hareket ettiğini belirtiyorlar.
Gölcük depreminin travmasıyla başlayan uzun bir uyarılar zincirinin ardından, 23 Nisan 2025 tarihinde Silivri açıklarında kaydedilen 6.2 büyüklüğündeki deprem, konuyla ilgili tartışmaları yeniden alevlendirdi. Karadeniz Teknik Üniversitesi Jeofizik Mühendisi Prof. Dr. Osman Bektaş, Japon bilim insanlarının verileriyle uyumlu görünen yeni bir çerçeve öne sürüyor; bu çerçeve, İstanbul için alışık olan “Büyük Deprem” paradigmasını sorgulatıyor.
Parçalı kırılma ve creep (sürünme) olgusu Bahsi geçen analizlerin odağında, fayın deprem üretmeden önce yavaşça kayması anlamına gelen sürünme kavramı yer alıyor. Geleneksel bakış, Kuzey Anadolu Fay Hattı’nın Marmara Denizi içindeki kollarının kilitli kaldığını ve biriken enerjinin ani bir sarsıntıyla dışa vurulacağını öne sürüyordu. Ancak yeni bulgular, bu mekanizmanın beklenenden daha karmaşık bir işleyişe sahip olduğunu gösteriyor. Sedimanlarda yüksek basınçlı gözenek suyu, fayın kayma direncini düşürerek kilitli konumdan sapmasına katkıda bulunuyor. Bu durum, sürtünmenin azalması halinde fay hatlarının uzun süreli ve kademeli bir hareket sergileyebileceğini işaret ediyor.
Japon verileri ve somut bulgular Tartışmayı somut kanıtlar üzerinden ele alan araştırmalar, Uchida ve Yamamoto’nun Ana Marmara Fayı üzerinde yürüttüğü üç yıl süren izleme çalışmasıyla dikkat çekiyor. Elde edilen bulgular, fay hattının homojen bir yapı değil, parçalı ve farklı derinliklerde değişen davranışlar sergilediğini gösteriyor: Silivri’nin batı kısmında 0-8 km arasında kısmen kilitli; 8-11 km aralığında kilitli; 11 km’den itibaren ise tam kayma (creep) gözlemleniyor. Silivri ile İstanbul arasındaki bölümde ise fay hattı kısmen kilitli kalırken tam kayma özelliği de ortaya çıkıyor. Bu veriler, gerilme biriktirme kapasitesinin sanılandan daha düşük olabileceği ve 7 ve üzeri büyüklükte bir deprem üretiminin olasılığının azaldığı, bunun yerine 2025 gibi dönemde 6.0-6.5 aralığında enerjisini zamana yayarak Boşaltan depremlerin daha muhtemel olduğunu gösteriyor.
Enerji birikimi ve zamanlamanın önemi Bektaş’ın öngörüsüne göre, Ana Marmara Fayı’nın enerjisinin yarısını sürünme hareketiyle kullanması, 7.2 büyüklüğünde bir deprem için gerekli enerjiyi 250 yıldan daha uzun bir süreye erteleyebilir. Asperit olarak adlandırılan pürüzlü bölgeler, fayın hareketini engelleyip gerilimi tutuyor ve gevşeyen fay zonunda daha küçük, uzun süreli salınımların ortaya çıkmasına yol açıyor. Bu tablo, İstanbul için “her an büyük bir felaket bekleniyor” söylemini kısmen zayıflatabilir ve yerini daha yönetilebilir sismik aktivite senaryosuna bırakabilir.