Görüntüler, Çin’in havacılık sahnesinde devrim niteliğinde bir adımı işaret ediyor: Pucheng bölgesinden gelen bilgiler, dron taşıma kapasitesiyle donatılmış bir ana gemi olan Jui Tian’ın ilk uçuşunu başarıyla tamamladığını gösteriyor. Bu dev yapının, uzaktan kumanda ile yönetildiğini ve uçuş sırasında aynı anda 100 adet drone fırlatma yeteneğine sahip olduğunu belirtelim.
Yaklaşık 25 metre kanat açıklığı ve 6 tondan fazla taşıma kapasitesiyle Jui Tian, geleneksel savaş uçaklarından daha ağır mühimmat ve ekipman taşıyabiliyor. Ayrıca gövdesinde bulunan özel bölmeler sayesinde güdümlü füzeler ve bomba taşıyıcı bir üs gibi çalışabiliyor. Prototip olarak Zhuhai Havacılık Fuarı’nda sergilenmesinden bir yıl sonra gökyüzüne çıkan bu uçak, Çin donanması için yeni imkanlar yaratmayı hedefliyor. Özellikle açık deniz operasyonlarında kabiliyetlerini artırması beklenen bu gelişme, çok yönlü saldırı senaryolarında mevcut savunma sistemlerini zorlayacak nitelikler taşıyor.
Jui Tian’ın amacı yalnızca savaş kapasitesini güçlendirmekle sınırlı değil; barışçıl görevler için de potansiyel kullanımları bulunuyor. Uzak bölgelere ağır kargo taşımak veya doğal afet anlarında hızlı yardım ulaştırmak gibi görevler bu büyük platformun diğer kullanımlarına örnek olarak gösterilebilir. İnsansız hava gücünde yeni bir dönem olarak nitelendirilen süreçte Çin, ordunun hemen her biriminde uzaktan yönetilen araçların yerini güçlendirmeye çalışıyor. Havada 12 saate kadar kesintisiz kalabilen Jui Tian, uydu aracılığıyla sağlanan bağlantı ile kontrol ediliyor.
Bu proje tek başına değil; Çin’in hava savunma tabanını kökten değiştirmeyi hedefleyen çeşitli insansız uçak geliştirme çalışmaları sürüyor. GJ-11 Sharp Sword hayalet bombardıman uçağı ve CH-7 adında 2030’lu yıllarda envantere girmesi beklenen yüksek irtifa keşif uçağı, uzaktan yönetilen sistemlerin stratejideki yerini güçlendirecek kilit parçalar olarak değerlendiriliyor. Ayrıca radarları atlatmaya yönelik sızma uçakları ve deniz altında sonar sistemlerinden kaçabilen insansız denizaltı projeleri de gün yüzüne çıkıyor. Bu ilerlemeler, geleceğin savaş alanlarında insan faktörünün giderek daha geri planda kalacağını gösteren bir tablo sunuyor.
