Orta Doğu’da, Pentagon’un eski ve yeni uçak gemileriyle güçlendirilmiş uzun süreli bir varlık gösterimi sürüyor. Başkan Donald Trump’ın, İran’ın nükleer programı konusunda yapılan görüşmelerin başarısız olması halinde uygulanabilecek olası bir askeri adımı uyarısı, bölgedeki dengeleri yeniden şekillendiren bir konuşma olarak kayda geçiyor. Uzmanlar, Trump’ın muhtemel seçenekleri arasında hava savunmasını hedef alan cerrahi saldırılar ve dini lider Ayetullah Ali Hamaney’i doğrudan hedef alan operasyonlar dahil olmak üzere çeşitli senaryoları değerlendiriyorlar. Ancak uzmanlar, İran’ın misilleme yapabileceği ve bu durumun bölgesel çatışmaya yol açabileceği konusunda uyarıda bulunuyor.
Uluslararası Kriz Grubu’nun İran uzmanı Ali Vaez, bu kez İran’ın tek seferlik bir karşılıkla sınırları aşan bir çatışmayı tetiklemesinin zor olacağını belirtiyor. Çünkü Tahran, geniş çaplı bir çatışmayı göze almak zorunda kalabilir. Trump yönetiminin de İran’ın nükleer programını kısıtlamak için baskıyı sürdürdüğü biliniyor; ayrıca geçmişte Tahran’ın ülkedeki protestolara karşı sert tavırları nedeniyle güç kullanımı tehdidinde bulunduğu hatırlatılıyor.
Uçak gemileri ve güç karışımı: USS Abraham Lincoln’ın ve beraberindeki üç destroyerin, Güney Çin Denizi’nden yönlendikten sonra Umman Denizi’ne geçmeleri, bölgedeki varlığı güçlendirdi. Bu hareket, bölgede mevcut olan muhripler ve kıyı savaş gemileriyle birlikte, saldırı gruplarının toplam kuvvetini artırdı ve bölgeyi en az 16 gemiyle güçlendirme hedefi doğrultusunda ilerledi. Dönemin ilerleyen günlerinde, dünyanın en büyük uçak gemisi olan USS Gerald R. Ford’un yanı sıra üç muhrip ve 5.000’den fazla ek personel daha bölgeye yönlendirilerek varlığın genişletilmesi planlandı.
Daha fazla uçak ve destek ekipmanı: Orta Doğu ve Avrupa üslerinden hareket eden F-35, F-22, F-15 ve F-16 gibi savaş uçakları, toplamda yüzlerce uçağın bölgeye ulaştığını gösterdi. Yaklaşık 100’ün üzerinde hava unsuru ve 100’ün üzerinde yakıt ikmal uçağı ile kargo uçakları da taşınarak taşıyıcı güç kümeleri güçlendirildi. Resmi açıklamalarda, 12 adet F-22’nin İsrail’deki bir üsse konuşlandırıldığı, uydu görüntülerinin ise 50’den fazla uçağı bölgeye taşıdığını gösterdiği belirtildi. Ürdün’deki Muwaffaq Salti Hava Üssü’nde alınan uydu verileri, bu kuvvetlerin çeşitliliğini ve ölçeğini ortaya koyuyor.
Analistler, Suudi Arabistan’da bir üsse giden ek kuvvetlerin erken uyarı uçaklarıyla destekleneceğini belirtiyorlar. Hava Kuvvetleri’nin F-15E gibi uçakların bölgeye gelişiyle, operasyonların koordinasyonu için altyapı güçlendirildi. Bölgeye yapılan hareketler, geçmişteki nükleer tesis saldırıları sonrası karşı atak ihtimalinin hatırlatılmasıyla hava savunma sistemlerinin harekete geçirilmesiyle paralel ilerledi.
Misilleme senaryoları ve stratejik hesaplar: Savunma uzmanları, ABD’nin askeri kuvvetlerini geniş ölçüde konuşlandırmaktan çok, mevcut güç paketinin bölgedeki etkisini optimize etme çabasında olduğuna dikkat çekiyor. 1990’ların Çöl Fırtını Operasyonu ve 2003 Irak işgalindeki geniş kuvvet konuşlandırmalarını hatırlatan uzmanlar, bu süreçte kuvvetli sınırlılıkların da bulunduğunu ifade ediyorlar. Uzmanlar, İran’ın nükleer hedefleri dışında İsrail ve ABD üslerine yönelik insansız hava araçları ve seyir füzeleriyle saldırılar düzenlemeye devam edeceğini öngörüyorlar; ancak İran’ın liderliğinin hedef alınması durumunda operasyonların daha da büyüyebileceği konusunda uyarılar yapılıyor.
İran programı konusunda uzman Behnam Ben Taleblu, Bölgesel düşmanlara yönelik caydırıcılık hesabının hala geçerli olduğunu, fakat bu durumun Washington için beklenenden daha karmaşık sonuçlar doğurabileceğini anlatıyor. Uluslararası Kriz Grubu’nun Vaez ise, ABD’nin Haziran’daki nükleer tesis saldırısıyla karşılaştığı sinyallerden hareketle, İran’ın tepkisini sınırlamanın mümkün olmadığını belirtiyor ve bu sürecin kan dökülmesini tetikleyebileceğini vurguluyor.