Hava muharebeleri uzun süredir hız, manevra kabiliyeti ve mühimmat taşıma capacity’siyle öne çıkan savaş uçaklarının rekabetinde şekilleniyor. Ancak, artan gelişmiş hava savunma sistemleri ve tehdit seviyeleri, bu platformların düşman bölgesine yaklaşmasını her zamankinden daha riskli hale getiriyor. Bu nedenle, yeni nesil savaş taktiklerinde insansız hava araçlarının rolü giderek daha merkezi konuma geliyor. Özellikle, ‘sadık kanat arkadaşı’ konseptiyle tasarlanan projeler, hava kuvvetlerinin öncelikli odak noktası haline gelmiş durumda. Türkiye de bu alanda önemli çalışmalara imza atarken, ABD Savunma İleri Araştırma Projeleri Ajansı (DARPA) ise yeni nesil insansız sistemler geliştirmeye yönelmiş durumda. Bu gelişmelerden biri olan LongShot programı, pilotlu uçakların uzak mesafelerden füze atışını mümkün kılacak yeni nesil insansız hava aracını ifadeye geçiriyor. 2021’de başlayan ve geliştirme süreci General Atomics Aeronautical Systems tarafından yürütülen bu proje, zamanla X-68A olarak adlandırılan yeni aracı ortaya çıkardı.
LongShot konsepti, temel olarak oldukça basit olsa da, sahadaki etkisi büyük olabilir. Bu sistemde, savaş veya bombardıman uçağı tarafından havadan bırakılan insansız araç, bağımsız hareket ederek hedefe yöneliyor ve üzerinde taşıdığı hassas güdümlü havadan havaya füzeleri ateşliyor. Böylece, pilotlar tehlikeli bölgelere doğrudan giriş yapmak zorunda kalmadan, angajman yapma imkanına sahip oluyor. DARPA’nın ifadelerine göre, bu yaklaşım, füze kapasitesini yeni seviyelere taşımayı ve pilotların maruz kalabileceği riski en aza indirmeyi amaçlıyor. Yüksek tehdit seviyesi bulunan bölgesel operasyonlarda, bu sistem sayesinde pilotlar daha güvende kalırken, görev etkinliği de artabiliyor.
Host-Platform Agnostic Tasarımıyla Esneklik Sağlıyor
LongShot sistemi, ‘host-platform agnostic’ yani herhangi bir ana taşıyıcı platforma bağımlı olmayan tasarımı sayesinde oldukça esnektir. Bu, sistemin sadece savaş uçaklarıyla değil, aynı zamanda bombardıman uçakları, kargo uçakları veya farklı platformlar üzerine entegre edilerek geniş görev yelpazesinde kullanılabileceği anlamına geliyor. Bu özelliğiyle, ABD’nin daha önce geliştirdiği Rapid Dragon gibi sistemlerle benzerlikler taşısa da, farklı altyapılar ve platformlar üzerinde kullanılabilme avantajı sunuyor.

Teknik açıdan bakıldığında, X-68A’nın tasarımı, bir seyir füzesini andırıyor. Uzatılmış gövdesi, burun yapısı, geriye doğru eğilmiş arka kanatları ve fırlatmadan sonra açılan küçük ön kanatçıklarıyla dikkat çekiyor. Ayrıca, Ters V şeklinde kuyruk yapısına sahip olan araç, Williams WJ38-15 turbojet motor ile çalışıyor ve bu motorun kullanıldığı önceki projelerin verileri, X-68A’nın yüksek subsonik hızlarda, yaklaşık Mach 0.95 civarında seyredebildiğine işaret ediyor. Geliştirme sürecinde, tam ölçekli rüzgâr tüneli testleri, paraşütlü kurtarma ve silah bırakma sistemlerinin denemeleri tamamlandı. Parçalar arasında paraşütle kurtarma özelliği, esas olarak muharebe yerine eğitim ve test amaçlarına odaklanıyor. İlk uçuş testlerinin yıl sonunda gerçekleştirilmesi planlanıyor; bu aşamada, aracın F-15 gibi savaş uçaklarından güvenli bir biçimde serbest bırakılması, uçuş kabiliyetlerinin doğrulanması ve bağlı kalan mühimmatın güvenli biçimde ayrılması gibi kritik aşamalar değerlendirilecek.
