Eczacılar, Tıp Bayramı’nda hekimlerle birlikte sokaklarda yürüyerek, Türkiye’nin sağlık sistemindeki derin yaraları bir kez daha gözler önüne serdi. Her gün artan şiddet olayları, ilaç kıtlıkları ve meslektaşlarının geleceğe dair endişeleri, toplumun en kırılgan noktalarını vuruyor. İstanbul Eczacı Odası’ndan Simla Dilara Sezgin’in paylaşımları, bu gerçeği acı bir şekilde hatırlatıyor: Kamu hastanelerinde yaşanan korkunç olaylar, artık sıradanlaşmış bir tehlike haline geldi. Dört eczacının hayatını kaybettiği o karanlık günlerden beri, eczaneler şiddet ve güvensizlik ile boğuşuyor. Madde bağımlılarının saldırıları veya ekonomik zorluklardan kaynaklanan gerginlikler, eczacıların can güvenliğini pamuk ipliğine bağlıyor. Hemen harekete geçilmesi şart; aksi takdirde, bu sorunlar daha da büyüyerek herkesi etkileyecek.
Bu ortamda, yurttaşların hekime veya randevuya ulaşması giderek zorlaşırken, eczaneler hala en kolay erişilebilir sağlık durakları olarak ayakta kalıyor. Ne var ki, sorun sadece kapıdan içeri girmekle bitmiyor; asıl mesele raflarda başlıyor. İlaç kıtlığı, kaliteli sağlık hizmetini imkansız kılıyor. Reçeteleri tam olarak karşılayamadığımızda, tedaviler yarım kalıyor ve hastalar mağdur oluyor. Sezgin’in de vurguladığı gibi, 2026’ya kadar radikal önlemler alınmazsa, bu kriz derinleşecek. Örneğin, son yıllarda artan ithalat kısıtlamaları ve üretim sorunları, temel ilaçların stoklarında büyük açıklar yarattı. Bir hasta kalp ilacını bulamadığında, bu sadece bir eczane sorunu değil, ulusal bir acil durum haline geliyor. Eczacılar olarak, her gün bu boş raflarla mücadele ederken, yetkililerden somut adımlar bekliyoruz – örneğin, tedarik zincirini güçlendirecek politikalar ve yerli üretim teşvikleri.
Şiddet ve kıtlıkların yanı sıra, eczacılık mesleğinin geleceği de büyük tehdit altında. Kontrolsüzce açılan fakülteler ve eğitimdeki nitelik kaybı, binlerce gencin işsiz kalmasına yol açıyor. Geçtiğimiz beş yılda, eczacılık fakültesi kontenjanları %50’den fazla arttı, ancak mezunların istihdam imkanları aynı oranda genişlemedi. Bu durum, önümüzdeki yıllarda işsiz eczacı ordusu yaratabilir. Nüfus kriterlerine bağlı eczane açılış kuralları, yeni mezunların önünü tıkarken, çözüm olarak kamu kurumlarında daha fazla eczacı istihdamı zorunlu hale getirilmeli. Örneğin, hastanelerde yatak sayısına göre eczacı çalıştırma kuralı kağıt üzerinde kalmamalı; bu, hem hizmet kalitesini artırır hem de gençleri geleceğe hazırlar. Eğitimde ise, sadece kontenjanları düşürmek yetmez; müfredatları güncellemek ve pratik deneyimi artırmak gerekiyor. Bir eczacının sahadaki gerçeklerle yüzleşmeden mezun olması, hem kendisi hem de toplum için risk taşıyor.
Kamu sektöründe çalışan eczacıların hakları da diğer sağlık çalışanlarının gerisinde kalıyor. Maaş katsayıları, yıpranma payları ve emeklilik koşulları gibi konularda eşitlik sağlanmazsa, motivasyon düşer ve hizmet kalitesi zarar görür. 14 Mart gibi günlerde, eczacıların sağlık zincirindeki rolü hatırlanmalı. Onlar sadece ilaç dağıtmıyor; hastaların tedavisinde kilit rol oynuyor. Örneğin, bir eczacı, hastanın ilaç etkileşimlerini kontrol ederek hayat kurtarabilir. Ancak, mevcut sistemde bu emekler yeterince takdir edilmiyor. Eşitlik için, liyakat esas alınmalı ve kamuda eczacı hakları iyileştirilmeli. Son verilere göre, kamu eczacılarının ortalama maaşları diğer sağlık personelinin %20 altında; bu farkı kapatmak, sektörü canlandırır.
Şiddet olaylarının istatistiklerine bakıldığında, son beş yılda eczanelerdeki saldırı vakaları iki katına çıktı. Bu, sadece bireysel olaylar değil, toplumsal bir sorunun yansıması. Ekonomik gerginlikler, enflasyon ve işsizlik, insanları daha agresif hale getiriyor; eczaneler ise bu öfkenin hedefi oluyor. Bir adım önde olmak için, eczane güvenliği protokolleri geliştirilmeli – örneğin, acil durum butonları veya güvenlik personeli istihdamı. Benzer şekilde, ilaç kıtlığı konusunda, Avrupa Birliği ülkelerindeki modeller incelenebilir. Orada, ulusal stoklama sistemleri sayesinde krizler minimuma indiriliyor. Türkiye’de de, böyle bir sistem kurmak için adımlar atılsa, hem eczacılar hem hastalar rahat eder.
Gelecek Tehdit Altında
Eczacılık eğitimindeki sorunlar, mesleğin geleceğini sarsıyor. Kontenjanların düşürülmesi olumlu bir adım, ancak geç kalınmış bir karar. Şu anki mezunlar, iş piyasasında rekabet ederken zorlanıyor; nüfus kriterleri nedeniyle yeni eczane açmak neredeyse imkansız. Çözüm, yatak sayısına göre eczacı zorunluluğunu uygulamak ve kamu istihdamını artırmak. Örneğin, büyük hastanelerde eczacı sayısını iki katına çıkarmak, hem iş imkanları yaratır hem de hizmet kalitesini yükseltir. Eğitimde, teorik derslerin yanı sıra, saha uygulamaları zorunlu hale getirilmeli. Bir eczacı, sadece kitap bilgisiyle değil, gerçek hastalarla etkileşim kurarak yetişmeli. Bu, mesleğin saygınlığını artırır ve gelecek nesilleri güvende hissettirir.
İlaç sektöründeki global trendlere bakıldığında, dijitalleşme ve yapay zeka gibi teknolojiler eczacılıkta devrim yaratıyor. Türkiye’de de, eczacıların bu teknolojileri benimsemesi teşvik edilirse, kıtlık sorunları azalabilir. Örneğin, akıllı stok yönetimi sistemleri, ilaç taleplerini önceden tahmin edebilir. Ancak, bu tür yenilikler için eğitim ve kaynak desteği şart. Eczacılar, sadece dağıtıcı değil, danışman rolünde olmalı; hastaları ilaç kullanımı konusunda eğitmek, tedavilerin başarısını artırır. Sonuçta, sağlık sistemi bir bütün; eczacıların sesi duyulduğunda, herkes kazanır.
Şiddetin kökenlerine inildiğinde, sosyal ve ekonomik faktörler belirleyici. Madde bağımlılığı artarken, eczaneler ilk temas noktası oluyor; bu, hem risk hem fırsat yaratıyor. Eğitim programları ile eczacılar, bağımlılık konusunda farkındalık yaratabilir. Örneğin, eczanelerde ücretsiz danışmanlık hizmetleri sunmak, toplumu güçlendirir. Benzer şekilde, ekonomik gerginlikler için, ilaç fiyatlandırmasında adil politikalar uygulanmalı. Hasta ve eczacı arasında köprü kurmak, sistemin sürdürülebilirliğini sağlar.
Eczacılık mesleğinin tarihine kısaca göz atarsak, Osmanlı döneminden beri toplumun belkemiği olmuş. Modern Türkiye’de, bu rol daha da kritik. Gelecekte, eczacıların hakları eşitlenirse, sağlık sistemi daha güçlü hale gelir. Verilere göre, AB ülkelerinde eczacı maaşları Türkiye’nin iki katı; bu farkı kapatmak için reformlar gerekli. Her eczacı, güvende ve motive olduğunda, hastalar da kazançlı çıkar. Bu zincir, kopmadan devam etmeli.