Pentagon, İran’a yönelik olası bir kara operasyonu senaryolarını masaya yatırırken, binlerce ABD askeri Orta Doğu’nun stratejik noktalarına konuşlanmaya devam ediyor. Bu devasa hareketlilik, askeri çevrelerde ve kamuoyunda kritik bir soruyu beraberinde getiriyor: Bu görevler sahada gerçekte nasıl görünecek? Askeri analistler; kıyı saldırıları, nükleer tesislere yönelik nokta baskınlar veya ülke içine sızan daha derin operasyonlar dahil olmak üzere bir dizi riskli olasılığa dikkat çekiyor.
Her ne senaryo gerçekleşirse gerçekleşsin, ABD kuvvetleri bölgeye ayak bastığı andan itibaren İran füzelerinin, insansız hava araçlarının ve kara birliklerinin doğrudan hedefi olacakları bir “ateş çemberine” girecek.
Su Yolu İçin Savaş: Hürmüz Boğazı ve Adalar Stratejisi
Olası bir çatışmanın ilk evrelerinin su yolları üzerinde şekillenmesi bekleniyor. ABD kuvvetleri, savaş nedeniyle büyük ölçüde kesintiye uğrayan ve küresel petrol arzı için hayati öneme sahip olan Hürmüz Boğazı’nı yeniden trafiğe açmakla görevlendirilebilir. Bu görev, stratejik adaların veya kıyı mevzilerinin ele geçirilmesini zorunlu kılıyor.
Atlantik Konseyi Scowcroft Merkezi’nden Joe Costa, misyonun Deniz Piyadeleri ve hava indirme birimlerinin kilit arazileri ele geçirmek için konuşlandığı sınırlı ama yoğun bir kara saldırısı olabileceğini belirtiyor. Özellikle İran’ın ana petrol ihracat merkezi olan Kharg Adası, bu stratejinin merkezinde yer alıyor. Başkan Donald Trump, daha önce Kharg Adası’nı “tamamen yok ederek” ABD’nin bölgedeki varlığını noktalama tehdidinde bulunmuştu.
Costa’ya göre ABD kuvvetleri sadece Kharg ile yetinmeyecek; Hürmüz’ün girişindeki Abu Musa, Larak ve Tunbs gibi adaları da güvence altına almaya çalışacak. Bu adaların kontrolü, İran’ın keşif ve saldırı birimlerini ortadan kaldırarak deniz varlıklarının serbestçe hareket etmesini sağlayacak. USS Tripoli ve 31. Deniz Seferi Birimi’nin bölgeye ulaşması, 82. Hava İndirme Tümeni’nin konuşlanmasıyla birleştiğinde, operasyonun ilk dalgasının ne kadar ağır olacağının ipuçlarını veriyor. Ancak Costa uyarıyor: “Ezici bir güce sahip olsak da, her komutan kayıplar arttıkça günlük bazda görev riskiyle karşı karşıya kalacaktır.”
Nükleer Tesisleri Hedefleme: Yerin Derinliklerindeki Risk
Bir diğer operasyon türü ise doğrudan toprak işgalinden ziyade İran’ın nükleer programını felç etmeyi amaçlıyor. ABD özel kuvvetleri, muhtemelen İran topraklarının derinliklerinde yer alan ve yüksek düzeyde tahkim edilmiş nükleer tesislere girip malzemeleri güvence altına almakla görevlendirilebilir.
Nükleer uzman Nicole Grajewski, zenginleştirilmiş uranyumu ele geçirmeyi amaçlayan bir operasyonun, İsfahan gibi kalabalık bir şehirdeki tesislere yönelik olacağını öngörüyor. Bu, sadece bir askeri baskın değil, aynı zamanda devasa bir mühendislik ve lojistik operasyonu anlamına geliyor. Grajewski, “Yerin derinliklerine inmek için inşaat ekipmanlarından radyolojik koruma varlıklarına kadar sayısız destek gerekecek. Oraya girip kazı yapıp sonra da hızla ülkeyi terk etmek zorundalar,” diyor. İsfahan’ın askeri ve füze tesisleriyle çevrili olması, bu operasyonu ABD ordusunun bugüne kadar denemediği, son derece yüksek riskli bir çıkarma haline getiriyor.
İran’ın Tepkisi: Konvansiyonel Savaştan Uzun Süreli Yıpratmaya
Hedefli operasyonlar bile kontrolden çıkarak daha büyük bir bölgesel savaşa dönüşme riski taşıyor. Stimson Merkezi’nden Dan Grazier, İran’ın doğrudan bir meydan okuma yerine ABD’yi “siyasi olarak yenme” stratejisi izleyeceğini savunuyor. Bir Deniz Piyadeleri gazisi olan Grazier, “İranlılar, yalnızca propaganda zaferi için bile olsa ellerinden geldiğince çok Amerikalıyı öldürmek ve yakalamak için savaşacaklar,” ifadelerini kullanıyor.
İran’ın hedefi, Amerikan güçlerini sahada askeri olarak yenmekten ziyade çatışmayı maliyetli, kanlı ve ucu açık bir hale getirmek. Washington’daki liderleri savaşın devam etmeye değer olmadığına ikna etmeyi amaçlayan bu yıpratma savaşı, bölgedeki vekil grupların (proksiler) harekete geçirilmesiyle daha da genişleyebilir.
Ekonomik ve İnsani Maliyet: Siyasi Bir Yenilgi mi?
Savaşın mali ve insani faturası şimdiden ağırlaşmaya başladı. Stratejik ve Uluslararası Çalışmalar Merkezi, Mart 2026 itibarıyla savaşın ilk 100 saatinin milyarlarca dolara mal olduğunu tahmin ediyor. Kritik hava savunma önleyicilerinin tüketim hızı, üretim hızını geçmiş durumda.
Savaşın ikinci ayına girilirken insani kayıplar da artıyor: Mart sonu itibarıyla 13 Amerikan askeri hayatını kaybetti, 300’den fazlası yaralandı. ABD’deki kamuoyu yoklamaları, halkın çoğunluğunun savaşın “çok ileri gittiğini” düşündüğünü ve yönetime olan güvenin azaldığını gösteriyor. Grazier’in vurguladığı gibi: “İranlıların ABD’yi sahada yenme şansı yok, ancak Amerika Birleşik Devletleri’ni kendi evinde siyasi olarak yenme şansları oldukça yüksek.”
Pentagon’un İran planları, taktiksel bir zaferden çok, ucu açık bir jeopolitik krizin ve ağır bir iç siyasi bedelin kapısını aralıyor gibi görünüyor. Sahadaki gerçeklik, gelişmiş teknolojilerin ötesinde, coğrafyanın ve kararlı bir direnişin yarattığı belirsizliklerle örülü.