Bilim insanları, ölü bir yıldızın geride bıraktığı maddelerden oluşmuş olabilecek bir gezegen adayı tespit etti. Keşfin doğrulanması halinde, beyaz cüce bir yıldızın çevresinde gözlenen ilk “ikinci nesil gezegen” örneği kayıtlara geçebilir.
Nature Astronomy dergisinde 5 Ekim’de yayımlanan araştırmaya göre gezegen adayı, Dünya’dan yaklaşık 270 ışık yılı uzaklıktaki HS 0209+0832 adlı beyaz cücenin çevresinde bulunuyor.
Araştırmacılar, NASA’nın Hubble Uzay Teleskobu ile diğer gözlemevlerinden elde edilen verileri inceleyerek gezegenin, yıldızın ölüm sürecinde uzaya saçılan maddelerden oluşmuş olabileceğine ilişkin kimyasal izlere ulaştı.
Güneş benzeri yıldızlar yaşamlarının sonuna geldiğinde önce büyük ölçüde genişleyerek kırmızı deve dönüşüyor. Ardından dış katmanlarını uzaya savuruyor ve geride sıcak, yoğun bir çekirdek olan beyaz cüce kalıyor.
Bazı gezegenler yıldızın bu yıkıcı dönüşümünden sağ çıkabiliyor. Ancak bunlar, yıldızla birlikte oluşmuş “birinci nesil” gezegenler olarak tanımlanıyor.
HS 0209+0832 çevresindeki aday ise farklı. Araştırmacılara göre söz konusu gök cismi, yıldız öldükten sonra uzaya saçılan gaz ve tozun yeniden birleşmesiyle oluşmuş olabilir.
NİYOBYUM İZİ DİKKAT ÇEKTİ
Bilim insanlarının dikkatini çeken en önemli bulgu, beyaz cücenin atmosferindeki olağan dışı ağır elementler oldu.
Araştırmada özellikle niyobyum, bakır ve çinko gibi elementlerin yüksek miktarda bulunduğu belirlendi. Buna karşılık Dünya benzeri kayalık gezegenlerde yaygın olan demir ve silisyum gibi elementlerin çok düşük seviyelerde olduğu görüldü.
Araştırmacılar, özellikle yüksek niyobyum oranının, yıldızın yaşamının son evrelerinde gerçekleşen nükleer süreçlerin karakteristik bir izi olduğunu belirtti.
Çalışmanın başyazarı Jamie Williams, bu kimyasal bileşimin gezegen adayının yıldızın ölüm sırasında saçtığı maddelerden oluşmuş olabileceğini gösterdiğini ifade etti.
NASA’nın TESS uydusundan elde edilen veriler de beyaz cücenin parlaklığında yaklaşık 4,4 günde bir tekrarlanan küçük değişimler bulunduğunu ortaya koydu.
Araştırmacılar, bu sinyalin beyaz cücenin yakınında dönen ve atmosferi yıldızın yoğun ışınımıyla aşındırılan dev bir gezegenle uyumlu olduğunu düşünüyor.
Çalışmada ölçülen periyot 4,399 gün olarak hesaplandı. Bilim insanları sinyalin, gezegenin gündüz ve gece tarafları arasındaki sıcaklık farkından ya da buharlaşan atmosferinin oluşturduğu kuyruktan kaynaklanabileceğini değerlendiriyor.
YENİ BİR GEZEGEN SINIFI OLABİLİR
Araştırmacılara göre keşif doğrulanırsa, beyaz cücelerin çevresindeki gezegen sistemlerine ilişkin mevcut anlayış önemli ölçüde değişebilir.
Bugüne kadar beyaz cücelerin çevresinde yıldızın ölümünden sağ çıkan gezegenlere rastlanmıştı. Ancak bir yıldızın ölümünden sonra geride kalan maddelerden tamamen yeni bir gezegen oluşabileceğinin gösterilmesi, farklı bir gezegen sınıfının varlığına işaret edebilir.
Bilim insanları bu tür gök cisimlerini “ikinci nesil gezegenler” olarak tanımlıyor.
Araştırmacılar, elde edilen bulguların güçlü olmasına rağmen gezegenin varlığının henüz kesin olarak doğrulanmadığının altını çiziyor.
Williams, cismin şimdilik bir “gezegen adayı” olduğunu belirterek yeni gözlemlere ihtiyaç duyulduğunu ifade etti.
Ekip, sistemi Hubble ve NASA’nın Chandra X-ışını Gözlemevi ile yeniden incelemeyi planlıyor. James Webb Uzay Teleskobu ile yapılacak gözlemlerin de gezegenin varlığına ve özelliklerine ilişkin daha güçlü kanıtlar sağlayabileceği belirtiliyor.
GÜNEŞ SİSTEMİNİN GELECEĞİNE DE IŞIK TUTABİLİR
Araştırmanın sonuçları, Güneş Sistemi’nin çok uzak geleceği açısından da dikkat çekici.
Güneş de milyarlarca yıl sonra yaşamının sonuna geldiğinde kırmızı deve dönüşecek, ardından dış katmanlarını kaybederek beyaz cüce haline gelecek.
Araştırmacılara göre ikinci nesil gezegenlerin gerçekten oluşabildiği kanıtlanırsa, Güneş’in ölümünün ardından geride kalan gaz ve tozdan yeni gezegenlerin ortaya çıkması teorik olarak mümkün olabilir.
Çalışma, beyaz cücelerin çevresindeki sistemlerin yıldızın ölümüyle tamamen sona ermek yerine yeni bir gezegen oluşum sürecine girebileceğini gösteren önemli bir bulgu olarak değerlendiriliyor.