Orta Doğu’da ABD ve İsrail’in İran’a yönelik saldırılarıyla başlayan savaş, küresel ticaretin rotalarını ve enerji güvenliğini kökten sarsarken, Güney Kafkasya’yı stratejik bir can simidine dönüştürdü. Savaşın başlamasıyla birlikte Doğu-Batı yönlü hava trafiği ve kara taşımacılığı, Güney Kafkasya üzerindeki dar ama hayati bir koridora sıkışmak zorunda kaldı. Bu durum, bölgeyi son yılların en önemli lojistik projelerinden biri olan Trans-Hazar Uluslararası Taşımacılık Koridoru, yani bilinen adıyla “Orta Koridor” için bir bağlantı noktası olarak öne çıkarıyor.
Çıkmaz Sokaktan Çıkış: Orta Koridor’un Rakipsizliği
Küresel enerji arzının %20’sinin geçtiği Hürmüz Boğazı’nın savaş nedeniyle kapanma noktasına gelmesi, Orta Koridor’un ticari önemini hiç olmadığı kadar belirginleştirdi. Hürmüz krizine ek olarak; Babülmendep Boğazı ve Kızıldeniz rotasının Husi milisleri tarafından sekteye uğratılması, denizcilik devlerini Güney Afrika’daki Ümit Burnu çevresinden geçen uzun rotalara mecbur bıraktı. Ancak bu alternatif, Asya-Avrupa hattına 10 günden fazla zaman ve devasa yakıt maliyetleri ekliyor.
Erivan merkezli Bölgesel Çalışmalar Merkezi direktörü Richard Giragosian’ın ifadesiyle, Orta Koridor şu anda ayakta kalan tek geçerli ve güvenli güzergâh olma özelliğini taşıyor. Orta Asya ve Güney Kafkasya üzerinden Rusya ve İran’ı baypas ederek Çin ile Avrupa’yı birbirine bağlayan bu rota, coğrafi olarak en kısa yol olma avantajına sahip. Bu hat üzerinden sadece ticari mallar değil, Avrupa’nın yeşil dönüşümü için kritik olan mineraller ve enerji ürünleri de taşınıyor.
Türkiye: Koridorun Stratejik Kilidi ve TCDD’nin Rolü
Çin’den başlayıp Kazakistan, Azerbaycan, Gürcistan ve Türkiye üzerinden Avrupa’ya uzanan bu rotada Türkiye, vazgeçilmez bir aktör konumunda. Azerbaycan Transit Yük Taşımacılığı Koordinasyon Konseyi verilerine göre, bu koridorda taşımacılık süresi sadece 12 ile 18 gün arasında değişiyor. Türkiye’yi bu devasa lojistik yapıda TCDD Taşımacılık AŞ Genel Müdürü Ufuk Yalçın temsil ederken, Trans-Hazar Uluslararası Taşımacılık Koridoru Derneği aracılığıyla beş ülkenin demiryolu ve denizyolu kurumları entegre bir şekilde çalışıyor.
Rusya’nın Ukrayna’yı işgalinden bu yana kargo hacminin dört katına çıktığı koridorda, Dünya Bankası’nın tahminleri çok daha çarpıcı. Ticaret hacminin 2030 yılına kadar yıllık 11 milyon tona ulaşması bekleniyor. Gürcü siyaset profesörü Korneliy Kakaçya’nın belirttiği üzere, Orta Koridor orta ve uzun vadede deniz yollarına en güçlü alternatif olarak kalıcı hale gelecek.
Dünya Bankası ve İstanbul’un Lojistik Dönüşümü
1 Nisan 2026’da Londra’da konuşan Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, Orta Doğu’daki savaşın tedarik zincirlerinin yeniden yapılandırılmasına yol açacağını vurgulayarak Türkiye’nin bölgesel bağlantısallığa yaptığı yatırımlara dikkat çekti. Bu açıklamadan hemen önce Dünya Bankası, Türkiye’nin lojistik merkezi rolünü pekiştirecek İstanbul Kuzey Demiryolu Geçiş Projesi (INRAIL) için 2 milyar dolarlık krediyi onayladı. Yavuz Sultan Selim Köprüsü üzerinden geçecek bu demiryolu hattı, Orta Koridor’un Türkiye ayağındaki en büyük tıkanıklıklardan birini gidererek Avrupa ile Asya arasındaki kesintisiz akışı sağlayacak.
Güney Kafkasya’da Enerji ve İstikrar Dengesi
İran savaşı, Güney Kafkasya ülkeleri için hem bir fırsat hem de büyük bir sınav niteliğinde. Azerbaycan, savaş nedeniyle Körfez ülkelerinden kesilen doğal gaz sevkiyatındaki açığı kapatmak için Avrupa’ya olan arzını artırdı. 2027 yılına kadar 20 milyar metreküpe ulaşması beklenen bu sevkiyat, Avrupa’nın enerji bağımsızlığı için kritik bir eşik. Ancak koridorun başarısı, bölgedeki hassas istikrara bağlı. 2025 yılı itibarıyla İsrail’in petrol ihtiyacının %46,4’ünü Azerbaycan’dan BTC boru hattıyla karşılıyor olması ve Bakü’nün askeri mühimmatını İsrail’den temin etmesi, İran ile Azerbaycan arasında zaman zaman gerilime yol açıyor. Nahçıvan yakınlarındaki İHA saldırıları gibi olaylar, koridorun güvenliğinin ne kadar kırılgan olduğunu anımsatıyor.
ABD ve TRIPP Projesi: Yeni Bir Dönem
Sürece dahil olan bir diğer dev aktör ise Amerika Birleşik Devletleri. Geçtiğimiz yıl imzalanan barış anlaşmasının bir meyvesi olarak ortaya konan Uluslararası Barış ve Refah için Trump Güzergâhı (TRIPP), Orta Koridor’u daha da güçlendirmeyi hedefliyor. Nahçıvan’ı Ermenistan üzerinden Azerbaycan ana karasına bağlayacak olan bu kara ve demiryolu projesinin inşasını ve işletmesini ABD’nin üstlenmesi, bölgedeki jeopolitik dengeleri Batı lehine değiştirecek önemli bir adım olarak görülüyor.
İran savaşı küresel dengeleri altüst ederken, Orta Koridor’u bir “mecburiyet” haline getirdi. Türkiye’den Gürcistan’a, Azerbaycan’dan Orta Asya steplerine kadar uzanan bu hat, sadece bir ticaret yolu değil; aynı zamanda 21. yüzyılın yeni enerji ve lojistik haritasının merkezidir. Dünya Bankası ve ABD gibi küresel güçlerin finansal desteği, bu yolun sadece savaşa bağlı geçici bir çözüm değil, geleceğin ana ticaret arteri olacağını tescillemektedir.