OSTİM Demiryollarına Destek Veriyor

OSTİM Demiryollarına Destek Veriyor :Ankara’da sanayinin kalbinin attığı yerlerden biri de 5 milyon metrekare üzerine kurulu OSTİM Organize Sanayi Bölgesi. Bölgedeki 5000 işyeri yaklaşık 50.000 kişiye ekmek kapısı sağlıyor. Ayın Röportajı bölümünün bu ayki konuğu OSTİM Yönetim Kurulu Başkanı Orhan Aydın’la “Başkentin Sanayisinden, Sanayinin Başkenti” olmaya giden yolda Ankara’yı ve Ankaralı KOBİ’leri konuştuk.

Orhan Aydın-OSTİM Yönetim Kurulu Başkanı

Ankara hakkında en yanlış bilinenlerden biri de galiba burasının bir sanayi kenti, üretime yönelik bir şehir olmadığı. Oysa Ankara siyasetin başkenti olmasının yanı sıra aynı zamanda ciddi anlamda sanayi üretimi yapan bir kent. Şehrin bu pek de bilinmeyen yönünü konuşarak başlayalım mı?

Ankara gerçekten de kamu yönetimi, bürokrasi ve memur şehri olarak tanımlanan bir yer. OSTİM tam da bu noktada çok önemli bir isim, bir aktör. Ankara’da sanayileşme dönüşümünü sağlayan en önemli duraklardan bir tanesi diyebiliriz. Ben tüm hayatımı Ankara’da geçirdim, Sanayi Bakanlığı’nda sanayi ile ilgili çalışmalarda da bulundum, Ankara’nın sanayileşme serüvenini bizzat yaşadım. Ankara’da o yıllarda daha çok günlük ihtiyaçların giderildiği, örneğin otomobil bakım-onarımlarının, genelde ufak işlerin yapıldığı bir yapı vardı evet ama sanayi denebilecek bir şey yoktu gerçekten de. Ne zamana kadar? 1970’li yıllarda Aselsan’ın kuruluşuna kadar. Bu, Ankara’nın sanayi kenti olarak da anılmaya başlamasında bir kilometre taşıdır.

OSTİM ne zaman devreye giriyor peki?

OSTİM bundan da eskidir tarih olarak. 1967 yılında Cevat Dündar rahmetli ve Turan Çiğdem tarafından tasarlanıyor OSTİM bölgesi. Şehir merkezinin 15 km uzağında kurulmuş olan OSTİM’in tüm planları büyük düşünerek yapılmıştır. Tüm plan ve tasarımı Ankara’nın hatırı sayılır bir sanayi kenti olması üzerine kurulmuştur. İşyerleri, eğitim merkezleri, sağlık merkezleri ve konutlarla komple bir sanayi şehri tasarlanıyor. O tarihte böyle bir projenin olabilirliği çok tartışılıyor. 70’li yıllardan itibaren Aselsan’ın açılması, savunma sanayinin ana aktörlerinin Ankara’da yerleşik olması, TAİ’nin, Makine Kimya’nın, FNSS’in 90’lı yıllarda burada gelişiyor olması, onlara bir yan sanayi olarak OSTİM’i ön plana çıkarıyor. Çünkü özellikle savunma sanayiinin bu tür küçük ölçekli ama kaliteli üretim yapabilecek KOBİ’lere çok ihtiyaçları var. Bu taleple birlikte KOBİ’lerin de gayretleri ve katkılarıyla burada nitelikli bir sanayi altyapısı oluşuyor. Sıradan bir sanayi üretimiyle Aselsan’a cevap veremezsiniz, vasat bir üretimle TAİ’ye yan sanayici olamazsınız. Savunma sanayii de bunu yerli üretim yaptırmak için uğraşıyor. O zaman da bu sanayicilerin, değişmesi, gelişmesi ve niteliğinin artması için hakikaten çaba sarf ediyorlar.

Çok organize bir yapıdan bahsediyorsunuz…

Evet, bu birbirini tamamlayan bir şey. Bu çabaların birleşmesiyle de burada bir OSTİM ekosistemi oluşuyor. Buradan gelişen, büyüyen firmalarımız da sadece Ankara’nın sanayisine damga vuran firmalar haline gelmekle kalmıyor Türk sanayiinin de amiral gemileri oluyorlar. Bunların çoğu küçük işlerle başlayıp dünyaya mal satan firmalar haline geliyorlar. Şu anda Ankara’daki hangi sanayi bölgesine giderseniz gidin oradaki firmaların neredeyse tamamının OSTİM’deki kuluçkadan, okuldan yetiştiğini görebilirsiniz. Dolayısıyla OSTİM, Ankara sanayii için hakikaten bir dönüm noktasıdır. Ankara’daki o bürokrasiden sanayiye geçiş noktasında çok önemli bir rol oynuyor. Hatta ASO’nun ürettiği çok güzel bir sloganla anlatabiliriz bu dönüşümü: Başkentin Sanayisinden Sanayinin Başkentine… Bu, içi dolu bir slogandır gerçekten. Şu anda İstanbul, Bursa sanayileriyle karşılaştırıldığında yaygın sanayi olarak Ankara onlardan hiç aşağı kalmaz. Nitelik olarak düşündüğünüzde de biz onlardan daha yukarıdayız çünkü Ankara’da üretilen sanayi mamullerinin kilogramı 23.5 dolara ihraç ediliyor, bu çok önemli. Bu, katma değeri yüksek üründür, savunma, havacılık, Roketsan, Havelsan gibi kuruluşların ürünleri bunu yukarıya çekiyor.

OSTİM’in kaç üyesi var ve hangi sektörlerde faaliyet gösteriyorlar?

Bize kayıtlı 5200 tane işletmemiz var. Bunların içinde sanayi, ticaret ve hizmet sektörleri bulunuyor. Ağırlıklı olarak küçük ve mikro tanımına giren işletmeler bunlar. 100-150 kişiye ulaşınca artık burada kalamıyorlar zaten, mekanlarımız yetmiyor buna. Çoğu da markalaşmış oluyor. O zaman da öbür sanayi bölgelerine gitme gündeme geliyor. OSTİM’i daha çok sıfırdan girişimcileri yetiştiren bir kuluçka merkezi olarak düşünmek lazım. Ama şöyle: Bu firmaları biz nitelik olarak da ayırmış vaziyetteyiz. Bu noktada başlattığımız kümeleşme çalışmaları da devreye giriyor. Buradaki firmalarımızın ciddi bir analizini yaptık. Tabii firmaları sadece OSTİM’le sınırlamak imkansız çünkü firmanın bir birimi buradaysa diğeri İvedik OSB’de bir başka birimi başka yerde.

Kümelenme KOBİ’ler için önemli bir başlık. Hangi sektörlerde kümelenme çalışmalarınız var?

Savunma sanayiini zaten söyledik. Bunun dışında iş makinaları Ankara için önemli bir başlık. Şöyle söyleyelim, Türkiye’de kimin iş makinası varsa OSTİM’i bilmek zorunda. Yedek parçası, 1.el makine satanı, 2. el satanı, bakım-onarım işi yapanı, bütün altyapı burada. Ayrıca medikal ve tıbbi cihaz sektörü de yine bir başka küme. Onun dışında enerji konusunda çalışan firmaların oluşturduğu bir küme var. Sadece OSTİM’le sınırlı olmayan Anadolu raylı sistemler kümelenmesinin de çıkış noktası burası. Bir diğeri ise en genç kümemiz olan Kauçuk Teknolojileri.

Bu altyapıyı desteklemek üzere Türkiye’nin hiçbir yerinde olmadığı kadar çok sayıda teknoloji geliştirme bölgesi de Ankara’da. Şu anda 10 tane. 22 tane üniversite ile işbirliği halinde. İstanbul’dan daha ileri bir sayıdan bahsediyorum. Bu çerçevede düşünürseniz Ankara’nın sanayileşme potansiyeli diğer illerden daha yüksek. Ayrıca Ankara’da 8 tane de organize sanayi bölgesi var.

Gelelim KOBİ’lere… OSTİM bünyesinde binlercesi bulunan ve Türk ekonomisinin belkemiğini oluşturan KOBİ’lerin karşılaştıkları en büyük sıkıntılar neler?

Bununla ilgili çok standart basmakalıp sözler söylenebilir tabii… Paraya erişme sorunu, ölçek sorunu… Aslında ben KOBİ’lerin daha stratejik sorunları olduğunu düşünüyorum. KOBİ’ler için en sık duyduğumuz cümle ekonominin omurgasını oluşturduklarıdır. Ama bu böyle midir gerçekten? Türkiye’de KOBİ’ler gerçekten önemli midir? Bence esas tartışılması gereken bu. Çünkü ben böyle olduğunu düşünmüyorum. Eğer gerçekten böyle olsaydı bunun uygulamadaki yansımasını görürdük diye düşünüyorum. Tabii ki yapılmıyor değil. Yapılanlar önemsenmiyor gibi algılanmasın sakın. Ama söylemek istediğim şu: Olması gerektiği kadarı yapılıyor mu, onu tartışmamız lazım bence.
Mesela sürekli dile getiriliyor: Üretim önemlidir. Evet, zaten biz de bunu söylüyoruz zaten, elbette önemlidir ve üretim denince akla ilk olarak KOBİ’ler gelir. Buraya kadar tamam ama bunun, diyelim ki inşaattan daha önemli olduğunu pratikte göremiyoruz mesela. Oysa Türkiye’ye, Türk ekonomisine bir katma değer sağlanacaksa bunu en çok KOBİ’lerin üretimi başarabilir. Yani tüketim, önem bakımından üretimin önüne geçmiş oluyor bu durumda.

Yapılması gerekenler neler sizce?

Biz hem kendimizin hem başkalarının ihtiyaçları için üreten bir altyapı oluşturacağız ki Türkiye’nin refahı artsın. Burada en büyük iş ve yük KOBİ’ler yani üretimi gerçekleştiren insanlara düşüyor. Düşünün bir kere; işyerini açacaksınız, orada çalışacak işçiyi eğitip kaliteli bir üretim çıkaracaksınız. Yetmez, bunu pazarlayıp satacaksınız. Ve bu sistemi sürekli döndüreceksiniz. 40-50 hatta 100 bileşeni biraraya getirip bir iş ortaya çıkaracaksınız. Bu çok zor bir şey hakikaten. Bir de üzerine destek ve teşvik görmezseniz insanlar havlu atma, işlerini bırakma noktasına gelebiliyorlar, daha kolay kazanç yollarını tercih etmeye başlayabiliyorlar.

Rakamlarla ifade edersek, sanayi sektöründe çalışanların oranı yüzde 24’ten 17’ye iniyor. Madem KOBİ’ler ve üretim önemli o zaman bu konudaki farkındalığın, desteklerin artması, iyileşmesi, gelişmesi lazım. Üretimci için, onun krediye erişimi için yaygın, kullanılabilir bir sistem geliştirilmesi gerekiyor. Ama 3 milyon küçük işletmeye hitap eden KOSGEB’in bütçesi bir stadyumun bütçesi kadar değil mesela…

Peki önerileriniz neler?

Fark etmemiz gereken şey şu aslında: İnsanlar daha kolay yollardan para kazanabileceklerini bildikleri zaman neden üretim gibi zahmetli bir işe kalkışsınlar ki? İçinde bulunduğumuz politik ve ekonomik ortam bu farkındalık için en uygun zemini hazırlıyor aslında ama içini doldurmamız lazım. Bu bizim bindiğimiz dal, bunu kesemeyiz. Bunun üzerine titrememiz lazım. İnsanları üretici konumlarını korumaları için teşvik etmeliyiz. Türk ekonomisinin geleceği ve refahı ile ilgili hedeflere ancak bu şekilde ulaşabiliriz. Bu üretimleri yapacağız, bunların öneminin farkında olacağız ve bunların içine üniversitelerin bilgisini ve teknolojisini katacağız. Kendi ihtiyaçlarımızı burada ürettiğimiz gibi başkalarının ihtiyaçlarını da buradan karşılar duruma geleceğiz. Tarihimiz ve coğrafyamız nedeniyle sorumluluğumuzun bulunduğu insanlarla da bunu paylaşmamız gerekir, onlara da yetişeceğiz. Ancak o zaman refahımız artacak. Tüm bunların olması için yol basit üretimci, girişimci KOBİ’lerden geçiyor. Her şey bu bilinç üzerinde gelişecek. Bu ideale katkı sağlayacak insanlar buranın yerli, milli KOBİ’leridir. Üretim yapan, ihracat yapan, girişimci insanlarımızın kıymetini bilmemiz lazım, bu insanlar Türkiye için çok önemli.