Metrobüsler niye yanıyor

Metrobüsler niye yanıyor :Geçtiğimiz yıl Mart ayında Şirinevler’de bir metrobüsün alev alev yanmasının ardından önceki gün de Topkapı Metrobüs durağı yakınlarında boş metrobüsün tamamen yanması gözleri toplu taşıma araçlarındaki yangın güvenlik sistemlerine çevirdi.


Uzmanlar, yolcu taşıyan araçlarda yangın algılama ve alarm sisteminin zorunlu hale getirildiğine vurgu yaparak, bu konudaki denetimlerin yetersiz olduğunu belirtiyor.

Makine Mühendisleri Odası İstanbul Şubesi Motorlu Araçlar Komisyonu Başkanı Alpay Lök, ‘Araç Yangın Algılama ve İhbar Sistemi’ için hazırlanan yasanın 1 Ocak 2014’te yürürlüğe girdiğini hatırlattı. “Toplu taşıma araçlarında zorunlu hale getirilen sistemin çalışıp çalışmadığını kontrol edecek bir adres olmaması en büyük sorun” diyen Lök, “En önemli sorun metrobüslerin muayene sistemiyle ilgili. Metrobüsler bölünmüş yollarda kullanıldığından baistisnai uygulamalar söz konusu.

‘Tüple söndürüldü’
İETT teknik güvenliğe önem veren kuruluşlardan biri ancak yine de yangın algılama sistemlerinin gerçekten işlevsel olup olmadığı kontrol edilmeli. Bugüne kadar halk otobüsleri ve şehirlerarası hizmet veren otobüslerde 10 numara yağ kullanımından kaynaklı yangınlar meydana geldi. Metrobüs araçlarında 10 numara yağ kullanılmıyor. Ancak İETT dışındaki diğer birçok toplu taşıma aracı için 10 numara yağ kullanımı tehdit olmaktan çıkmış değil” görüşünü paylaştı.

Araç Yangın Algılama ve İhbar Sistemi üreten bir firmanın yetkilisi Ahmet Fırat ise metrobüs yangınına ilişkin olarak şunları söyledi: “Sistem 2013 sonrası üretilen toplu taşıma araçlarında olmak zorunda. Yasaya göre motoru arkada olan toplu taşıma araçlarında bu sistem kullanılmak zorunda. Sistemin kontrol edilmesi büyük önem taşıyor. Denetim eksiklikleri yasal mevzuatların gerekli şartlarını karşılamıyor. Ulaştırma Bakanlığı, ‘Araç Yangın Algılama ve İhbar Sistemi’ni kusur tablosuna almıyor. Şayet yanan araçta, algılama ve alarm sistemi çalışıyor olsa şoföre ikaz verirdi. Şoför de yangın tüpüyle bile müdahale edebilir, yangını daha fazla büyümeden söndürebilirdi. Yangın algılama ve ikaz sistemi 130 derece ısıyı algılar. 10 saniye önce devreye girerek ikaz verir. Öyle anlaşılıyor ki ya sistem yoktu, ya da çalışmadı. Bu sistemlerin bir otobüs için maliyeti yaklaşık 2 bin lira. Söndürme sistemi de ilave edilecek olursa maliyet 5 bin liraya çıkıyor.”

Otomotiv uzmanı İskender Aruoba da, yangına ilişkin; “Düzgün ve zamanında bakıma alınan bir otobüsün yanması mümkün değil. Muhtemelen bakımda bir sorun yaşandı. Araçlar fabrikadan çıkmadan önce olası problem deneyleri yapıldıktan sonra müşteriye teslim edilir. Zamanında servis hizmeti alan bir araç yanmaz. Muhakkak insan hatası aramak lazım” değerlendirmesini yaptı.


1 Comment

  1. On yıllardır şu soru beni hep meşgul etmiştir: Neden bizde –neredeyse artık kanıksanmış şekilde- sürekli vukubulan kazalar, teknikte ileri ülkelerde olmaz? Eksiklerimiz ne ve nerede? Otobüsler aynı, otorlar (Otto veya Diesel) aynı, sistemler aynı, hatta belki de aynı ve/veya benzer üreticiden…
    Öncelikle uzmanların da belirttiği gibi; bakım-onarım sistemi olması gerektiği gibi değil. Bundan 15-20 yıl öncesi neredeyse standart olan, bugün bile hala daha rast gelebildiğimiz şekilde; bir son durakta hareket saatinin gelmesini bekleyen bir otobüsün motorunun gürül-gürül çalışmasına ülkemizde rastlayabiliyoruz. Ama ileri ülkelerde –benim 36 yıllık yurt dışı maceramda ben şahsen hiç ama hiç rastlamadım, hele, hele “Marş-Motoru bozuk” gibi özrü kabahatinden daha büyük bir bahaneye ise, asla, ama asla rastlamadım!- Bir aracın NORMAL ŞARTLARDA teknik olarak freni patlamaz, fren boşalması diye bir garabet ise, asla olamaz. Pek tabiî ki, geri kalmış ülkeler için bu durum bir istisnadır, yani onlar hariç. Peki neden ülkemizde sürekli böylesi zırvalıklar hala daha duyulmakta, yaşanmakta, okunmakta, hatta üstüne üstlük bir de resmi kurumlarca da teyid edilircesine açıklanmaktadır? Demek ki bu durum bizde bir VAKIADIR! Peki, nedenini kendi kendimize hiç sorduk mu, bunu basında konu edindik mi?
    Farz edelim ki, ileri bir Avrupa ülkesinde böylesi bir durum olmuş olsa idi.., (1) mutlaka, ama mutlaka bir vatandaş şöförü uyarır, motorun stop edilmesinde israr eder, şoför de özür dileyip + teşekkür ederek, tartışmasız uygulardı. Vatandaş ise, üstüne üstlük mutlaka polis v.b.g. ilgili birimlere şikayet ederek gereğini yapar. Sonuçta hem sürücü, hem de ilgili taşıma kurumunun ceza almasını mutlak surette sağlanır, bir de gazetelere konu olurdu… Dikkatinizi çekerim; resmi bir kurum tarafından, bir diğer resmi/yarı resmi kuruma ceza kesiliyor…) (2) prensip olarak o ulaşım şirketi, asla bozuk sisteme sahip bir aracı sefere çıkarmazdı. Ama seferde arıza yapmış bir araç ise, hemen seferden çekilerek birkaç dakika içerisinde yedeklerinin, alternatiflerinin oluşturulduğuna ben şahsen düzinelerle şahit oldum. Ve asla arıza yapan bir toplu ulaşım aracı yüzünden de sersefil olmadım. Olsa, olsa biraz gecikme yaşadım, o kadar. (3) Toplu-Ulaşım sistemlerinde (resmi, yarı resmi, resminin görevlendirdiği özel ve/veya tamamen tamamen özel…) asla, ama asla 10-No. yağ v.b.g. kural, şartname ve standartlar dışı bir yakıtın kullanılması düşünülemez bile! (4) ilgili denetim, vize vs. kurumları (TÜV, DECRA v.b.g.) görevlerini dört-dörtlük yapmakla mükelleftir ve yaparlarda!
    Ancak BİZ, başka ülkelerde tıkır, tıkır işleyen o örnek alınan sistemi bile, ülkemizde her yönü ile şarki bir zihniyetle sulandırmayı başardık! Yoğun duyumlar öyle ki, sözüm ona resmi hizmete ait –özellikle toplu taşıma araçları- TÜV-TÜRK muayene istasyonlarına bile muayeneye amaçlı gitmeden uzaktan topluca vize alabilmekteimişler…
    Bu olağanüstü ciddi bir iddiadır Acaba bu iddialar doğru mudur (?), bilemiyorum, ama mutlak surette bu konuda doğru, dürüst ve güvenilebilir bir açıklamanın gerekli mercilerce yapılması gerekmekte! Basının ise, bu noktada hassasiyetle konunun takipçisi olması, görevlerindendir!

Yorumlar