İngiltere’nin demiryolu ağı, tarih boyunca teknolojik ilerlemelerle şekillenmiş, ancak ana hat elektrifikasyonunun sürekli bir programa dönüştürülmesi fırsatları defalarca kaçırılmıştır. Bu durum, yalnızca daha temiz ve verimli bir demiryolu sistemi yaratma potansiyelini değil, aynı zamanda ülkenin enerji bağımsızlığını ve çevresel sürdürülebilirliğini de sınırlamıştır. Ben Jones, bu ihmalin tarihsel bağlamını ve günümüzde nasıl düzeltilebileceğini ele alıyor.
Robert Stephenson’ın ikonik Roketinin 1829’daki Rainhill denemelerinde zafer kazanmasının ardından, demiryolu teknolojisinde devrim niteliğinde gelişmeler yaşandı. Bu gelişmelerin en önemlilerinden biri, 1841’de İskoç mucit Robert Davidson tarafından inşa edilen Galvani adlı elektrikle çalışan raylı taşıttı. Galvani, dünyanın ilk elektrikli demiryolu aracı olarak tarihe geçti ve büyük umutlarla Edinburgh ile Glasgow arasında test edildi. Ancak, saatte sadece 4 mil hız yapabilen ve şarj edilemeyen pillerle çalışan bu araç, o dönemin demiryolu yöneticilerini etkileyemedi ve elektrikli çekişin potansiyeli tam anlamıyla değerlendirilemedi.
Davidson’ın icadının ardından geçen 50 yıl boyunca, elektrikli çekiş teknolojisi Avrupa’nın diğer bölgelerinde daha fazla ilgi gördü. Werner von Siemens, 1879’da harici bir güç kaynağından sağlanan elektrikli çekişi başarıyla geliştirdi ve bu teknoloji 1880’lerde halka açık ilk ticari elektrikli