York’taki Ulusal Demiryolu Müzesi, iki yılı aşkın süren 11 milyon sterlinlik yenileme çalışmasının ardından, en önemli sergi alanı olan İstasyon Salonu’nu halka yeniden açıyor. Eski bir yük istasyonu olan bu salon, demiryolu yolculuğunun “en iyisi ve en kötüsü” sayılabilecek parçaları bir araya getirerek, mikrodalga hamburger kutusundan kraliçe vagonlarına kadar uzanan evrensel insan hikayelerini sergilemek üzere tasarlandı.
Müzenin yenilenen bu alanı, 50. yıl dönümü kutlamalarıyla eş zamanlı olarak Cuma günü halka açılacak. Müze Müdürü Craig Bentley, bu dönüm noktasının, Londra dışında açılan ilk ulusal müze için “muazzam bir dönüm noktası” olduğunu belirtti.
Yağmurlu Geçmişten Korunaklı Geleceğe
İstasyon Salonu, 1870’lerden beri sızdıran eski çatısının tamamen yenilenmesi için iki yıldan fazla kapalı kalmıştı. Baş küratör Andrew McLean, bu değişimi “devrim niteliğinde” olarak nitelendirdi ve binanın ilk kez rüzgar ve su geçirmez hale getirildiğini söyledi.
Yenilenen salonun temel fikri, istasyon kavramını ve onun ışık tuttuğu evrensel hikayeleri kutlamak. Küratör Karen Baker, insanların tatil heyecanından tren iptali sonrası beklerken duyulan can sıkıntısına kadar istasyonlarla ilgili deneyimlerini takdir etmelerini umduklarını belirtti. Baker, “Orası gerçek bir insanlık merkezi ve bunun sonucunda da pek çok harika hikâye var,” dedi.
Mikrodalga Burgerden Kraliyet Çelenklerine: Sıra Dışı Sergiler
İstasyon Salonu, demiryolu ikram kültürünün zıt uçlarını sergileyen objelerle dikkat çekiyor:
Mikrodalga Burger Kutusu ve Kahve Yenilikleri
- Son Mikrodalga Burger Kutusu: GNER trenlerinde “şarküteri tarzı” yemeklere geçilmeden önce kullanılan ve 1999 yılında müzeye bağışlanan son mikrodalga burger kutusu serginin en dikkat çekici parçalarından biri. Baş küratör Andrew McLean, demiryolu yemeklerinin haksız bir üne sahip olduğunu savunarak, 1970’lerdeki yemek vagonu kahvaltılarının ülkedeki en iyilerden olduğunu iddia etti.
- Devrim Niteliğinde Kahve Fincanları: Yan vitrinde, 1979’da parmakların yanmasını önlemek için tasarlanan Maxpax kahve ve çay fincanları yer alıyor.
- Gümüş Kahve Makinesi: Altta ise, 19. yüzyılda Swindon istasyonunun ikram odalarında kullanılan, eski bir lokomotif şeklinde muhteşem bir gümüş kahve makinesi bulunuyor. Ancak Isambard Kingdom Brunel’in bile o dönemde servis edilen kahvenin tadını “kötü kavrulmuş mısır” gibi bulduğu biliniyor.
Tarihi ve Ünlü Objeler
- Kraliçe Victoria’nın Cenaze Çelengi: 1901 yılında Victoria’nın cenaze trenini çeken lokomotifin ön tarafında bulunan devasa çelenk, 30 yıldan uzun süredir depoda tutuluyordu. Zorlu restorasyon sürecinin ardından sergilenmeye başlandı.
- WH Smith Kitap Standı: 1921 yılında Londra’daki Waterloo istasyonunda ilk kez kurulan, yeni restore edilmiş bir WH Smith kitap standı.
- Rod Stewart’ın Gişesi: Winchmore Hill istasyonundan getirilen pasimetre (bilet kiosku). McLean, Rod Stewart’ın düzenli yolculardan biri olduğunu ve biletlerini tam bu gişeden aldığını belirtti.
- Windrush Göçmenleri Fotoğrafları: Howard Grey’in 1962’de Waterloo’ya varan yorgun Windrush göçmenlerini gösteren fotoğrafları, serginin insani yönünü derinleştiriyor.
Hayvan Hikayeleri: Koleksiyoncu Laddie
Sergilenen objeler arasında, müze ziyaretçilerinin her zaman gözdesi olan bir hayvan hikayesi de bulunuyor: Laddie adında doldurulmuş bir Airedale teriyeri.
Laddie, hayattayken sırtına bağlı bir kutuyla yedi yıl boyunca Waterloo istasyonunda gezerek Southern Railway çalışanlarının yetimhanesi için para topladı. Öldükten sonra doldurulup cam bir kutuya koyularak Wimbledon istasyonunda koleksiyon yapmaya devam etmesi uygun görüldü. Vitrininde ziyaretçilerin bozuk para atabilecekleri yuvalar bulunuyor. McLean, “1948’den beri koleksiyon yapıyor ve eğer madeni paranız varsa, hâlâ koleksiyon yapıyor,” diyerek Laddie’nin mirasının devam ettiğini söyledi.
Yenilenen İstasyon Salonu, tarihi objeler ve sıradan nesneler aracılığıyla demiryolu yolculuğunun zengin ve katmanlı tarihini anlatmaya hazır.