Yüksek lisans ve doktora eğitimleri söz konusu olduğunda, genellikle yüzlerce sayfalık tezler ve akademik makaleler akla gelir. Teknik ve mühendislik gibi uygulamalı alanlarda dahi doktora işleminde temel şartlar sıklıkla kapsamlı literatür çalışmalarını ve yazılı tez hazırlığını içerir. Fakat, son dönemde Çin’de ortaya çıkan yeni modeller bu geleneksel yaklaşımı köklü bir şekilde sorgulamaya başladı. Artık bazı bölümlerde, uzun tezler yerine gerçek ürün ve sistem geliştirilerek doktora alınması mümkün hale geliyor. Bu dönüşümün temelini atan ise, 2024 yılında yürürlüğe giren yeni derece yasa tasarısıdır.
İşte bu yasa, mühendislik ve benzeri uygulamalı alanlarda doktora eğitiminin yalnızca klasik ve yazılı tez üzerinden verilme zorunluluğunu kaldırdı. Üniversitelere, fiziksel prototiplerin geliştirilmesi, yeni üretim tekniklerinin uygulanması veya büyük projelerin hayata geçirilmesine dayalı eğitim verme yetkisi tanındı. Böylece “uygulamalı doktora” olarak adlandırılan yeni model, hukuki açıdan da kabul görmüş oldu. Pilot çalışmaların başlamasıyla birlikte, ilk örnekler de yavaş yavaş ortaya çıkmaya başladı. Artık doktoralar, yüzlerce sayfalık raporlar yerine sahadan gelen sistemler, üretim süreci ve teknik çözüm odaklı değerlendirmelerle yapılıyor.
Özellikle öne çıkan örneklerden biri ise Çin Güneydoğu Üniversitesi’nde gerçekleştirildi. Doktora sunumunu yapan Zheng Hehui, geleneksel ciltli bir tez yerine, Yangtze Nehri üzerindeki büyük bir köprü inşaatında aktif olarak kullanılan ve güçlendirilmiş çelik bloklardan oluşan bir mühendislik sistemini jüriye sundu. Bu sistem, doğrudan endüstriyel uygulamalara ve altyapı projelerine dayanan bir başarı hikayesi oldu. Böylelikle, uygulamalı doktora yaklaşımının sadece teorik değil, aynı zamanda pratik ve sektörle iç içe bir model olduğu ortaya konmuş oldu.
ABD ile yaşanan ticaret savaşları ve akademide görülen “makale fabrikaları” sorunları, Çin’in bu yeni eğitim yaklaşımını hızlandıran etkenler arasında yer aldı. Yüksek teknolojiler ve yarı iletkenler gibi kritik alanlarda yaşanan kısıtlamalar, Çin’in daha hızlı ve doğrudan çözümler üretebilecek bir Ar-Ge altyapısı kurma ihtiyacını doğurdu. Bu bağlamda, yüksek sayıda makale üretmekten çok, gerçek dünya projelerine dayalı ve sektörel katkısı yüksek sistem ve donanımlar geliştirilmesine öncelik verildi. 2022 yılı itibarıyla Çin, bilimsel yayın sayısında ABD’yi geride bıraktı fakat, kalite ve anlam açısından ciddi sorunlar yaşandı. Çok sayıda uydurma ve hatalı makale yayımlandı ve yüzlerce bilimsel yayın geriye çağrıldı. Çin hükümeti, bu durumu düzeltmek adına, makale başına verilen maddi teşvikleri kısıtladı ve uygunsuz davranışlar için araştırmacıların araştırma fonlarına erişimini engelledi.
2024 yılı itibarıyla, Çin’in yeni eğitim modeli ilk örneklerini vermeye başladı ve bu model, global anlamda yüksek lisans ve doktora eğitiminin daha uygulamalı ve sektöre odaklı şekillerde yeniden yapılandırılması açısından önemli bir adım olarak görülüyor. Çin, 18 temel sektörde uygulamalı doktora projelerine hız verdi. Bu çerçevede, özellikle elektronik, bilgi teknolojileri ve yarı iletkenler gibi, teknolojik darboğazların yaşandığı alanlarda pilot programlar hayata geçirildi. Son üç yılda 50’den fazla mühendislik yüksek lisans ve doktora koleji kuruldu ve yaklaşık 20 bin öğrenci bu yeni sistemden faydalandı. Çeşitli üniversite ve şirketler birlik içinde çalışarak, yüzlerce patent ve teknolojik çözüm geliştirdi. Örneğin, Tsinghua Üniversitesi’nin 56 şirketle ortak projeleri ve 100’den fazla patent alımı bunun göstergesi. Bu programdan mezun olan isimlerden biri olan Wei Lianfeng ise, Harbin Teknoloji Enstitüsü’nde vakum lazer kaynak teknolojilerini geliştirdi. Bu çalışmalar, üretim hatlarındaki teknik sorunların çözümlerine doğrudan katkı sağlıyor.
Mezunlar arasında yer alan bu ilk uygulamalı doktora alan öğrencilerin sayısı, henüz toplam doktora mezunu sayısının küçük bir bölümünü oluşturuyor. Ancak, ilk pilot gruptaki öğrencilerin tasarım, proje ve vaka raporlarıyla yaptıkları başvurular, modelin yüksek ilgi gördüğünü gösteriyor. Bu yeni yaklaşımda, temel bilimlerde geleneksel tezin korunacağı belirtilse de, mühendislik ve uygulama alanlarındaki hibrit çalışmaların yaygınlaşması bekleniyor. Çin’de uygulamaya konulan bu model, yüksek lisans ve doktora eğitimlerinin dünya genelinde de farklı şekillerde yeniden düşünülmesine kapı aralayabilir. Ancak, herhangi bir ürünün veya kaynağın gerçekten “doktoraya değer” olup olmadığını ölçmek, hem akademik hem de endüstri açısından bazı karmaşık kriterleri gerektiriyor. Bu nedenle, uluslararası arenada uygulamalı doktora modellerinin başarı ve etkisi zamanla netleşecek olsa da, Çin’in bu yeniliği diğer ülkeler için ilginç bir örnek teşkil edebilir.