Tropikal yağmur ormanlarının derinliklerinde 183 santimetreye ulaşan boyu, 75 kilogramı bulan ağırlığı ve saatte 50 kilometreyi aşan koşu hızıyla güney tepeli devekuşu, araştırmacıların “yaşayan dinozor” dediği türlerin başında geliyor.

Bir metreye kadar zıplayabilen ve 10 santimetreyi aşan pençelere sahip bu kuş, “dünyanın en tehlikeli kuşu” unvanını taşıyor.

BAŞININ ÜZERİNDEKİ SIR
Bu fiziksel gücün yanında devekuşunu diğer türlerden ayıran bir özellik daha var: başının üzerindeki sert keratin kask. Bu kask, yoğun orman örtüsünde darbeye karşı koruma sağlıyor, ses iletimini güçlendiren ve baskınlık sinyali veren bir yapı.

Güney tepeli devekuşlarında diğer kuş türlerinden farklı olarak süslü görünen ve kaskı daha görkemli olanlar dişi kuşlar oluyor. Yine diğer kuşlardan farklı olarak kuluçkaya anne devekuşu değil, baba devekuşu yatıyor.

ORMANIN BAHÇIVANI
Tüm bu ürkütücü özelliklerine karşın devekuşunun ekosistem içindeki rolü çok önemli. Yüzden fazla meyve türünü bütün olarak yutan kuş, tohumları sindirim yoluyla yumuşatıp besin açısından zengin gübreyle birlikte uzak noktalara taşıyor. Bu sayede ormanın yenilenmesine doğrudan katkı sağlıyor. Araştırmacıların “orman bahçıvanı” dediği bu işlev, türü tropikal ekosistemin vazgeçilmez bir parçası yapıyor.

BİNLERCE YILLIK BİR BERABERLİK
Yeni Gine’deki avcı-toplayıcı toplulukların binlerce yıl boyunca güney tepeli devekuşu yumurtalarını topladığı, hatta türün evcilleştirilen ilk kuşlar arasında yer almış olabileceği düşünülüyor. Tarih öncesinden bugüne taşınan bu varlık, hem en tehlikeli hem de en gerekli kuş olma çelişkisini hala taşıyor.

GERÇEKTEN TEHLİKELİ
1900’lerden beri kayıtlara neredeyse 200 tane güney tepeli devekuşu saldırısı geçmiş. Bu saldırılardan iki tanesi ile ölümle sonuçlanmış. Saldırılar neredeyse istisnasız köşeye sıkıştırılan ya da üreme dönemindeki kuşlarda görülüyor.