TEDMEM’in yayımladığı rapor, Türkiye’de gençlerin yapay zekâyı yalnızca akademik amaçlarla değil; aynı zamanda duygusal destek ve paylaşım için de kullandıklarını ortaya koyuyor. Bu yeni kullanım biçimi, bilişsel gelişim ve duygusal sağlık açısından çeşitli riskleri gündeme getiriyor.
Raporda yer verilen bulgulara göre, yapay zekâ ile kurulan duygusal yakınlık; gençlerin düşünme, analiz ve üretme süreçlerini makinelere devretme eğilimini artırıyor. Bu eğilim, öğrenme çabasını ve eleştirel düşünme becerisini zayıflatma tehlikesi taşıyor. Aynı zamanda az sayıda teknoloji şirketinin gençlerin duygusal eğilimleri üzerinde orantısız etkiler elde etmesi, toplumsal algı ve davranışlarda yapay yönlendirmeler yaratma riskini büyütüyor.
Yeni teknolojik düzenin getirdiği tehditler
TEDMEM, modern dijital uygulamaların kişilerin dijital ayak izlerini sadece kaydetmekle kalmayıp; bu veriler üzerinden geleceği tahmin edip davranışları yönlendirdiğini vurguluyor. Bu bağlamda literatürde “dijital diktatörlük” veya “tekno-otoriterlik” olarak tanımlanan yapı, bireyi veri nesnesine dönüştürerek özgür iradenin sınırlarını daraltma potansiyeli taşıyor. Raporda, yapay zekâ altyapısının birkaç küresel aktörün elinde toplanmasının insanlığın geleceği açısından ciddi bir tehdit oluşturduğu ifade ediliyor.
Türkiye’nin yolu: teknoloji mi, insan kaynağı mı?
Rapor, Türkiye’nin eğitimde yapay zekâ entegrasyonuna yönelik adımlarını olumlu bulmakla birlikte, reel kazanımın nitelikli öğretmenler, lisansüstü araştırma kapasitesi ve yaşam boyu öğrenmeyi destekleyen yapısal düzenlemelere bağlı olduğunu belirtiyor. TEDMEM, diğer ülkelerin uygulamalarını olduğu gibi kopyalamak yerine, kendi toplumsal dinamiklerini gözeten özgün politikalara yönelmenin önemine dikkat çekiyor.
Akademik ve duygusal risklere karşı önerilen önlemler
Raporda gençlerin yapay zekânın sınırlılıklarını tespit etmekte zorlandığı, birçoğunun yapay zekânın “halüsinasyon” yani yanlış bilgi üretme eğilimini ayırt edemediği belirtiliyor. Bu nedenle sadece teknik okuryazarlıktan öte; güvenli, etik ve öz denetim gerektiren bir kullanım becerisinin kazandırılması gerekliliği vurgulanıyor. TEDMEM, bu amaçla lise mezunlarına verilebilecek bir “Yapay Zekâ Ehliyeti” önerisini sunuyor: Bu ehliyet; teknolojiyi bilinçli, sorumlu ve etik çerçevede kullanabilen bireyler yetiştirmeyi hedefliyor.
Politikadan sınıfa: uygulama önceliği
Raporun son bölümünde, oluşturulan politika belgeleri ve kurumsal altyapının güçlü bir başlangıç olduğunu fakat asıl başarının bu politikaların okulların günlük öğretim süreçlerine etkin biçimde yansıtılmasında yatacağı ifade ediliyor. Yapay zekâ insanı taklit edebilir ama yerini alamaz vurgusuyla, Türkiye’nin yapay zekâyı yalnızca tüketen değil; değerleri ve sınırlarını belirleyen bir aktör haline getirmesi gerektiği üzerinde duruluyor.
Gençlerin yapay zekâyla kurduğu etkileşimler, yeni fırsatların yanı sıra bilişsel ve duygusal riskler de barındırıyor. Bu nedenle eğitim politikalarının; teknoloji yatırımlarının ötesinde insan kaynağı geliştirmeye, etik rehberliğe ve okul tabanlı uygulamalara odaklanması gerekiyor.