ABD ile Güney Kore arasında geçen yıl imzalanan ve Seul’ün gümrük tarifelerinde indirim karşılığında 350 milyar dolarlık yatırım taahhüt ettiği anlaşmada uygulama süreci beklenenden yavaş ilerliyor. Anlaşmanın üzerinden yaklaşık bir yıl geçmesine rağmen yatırımların kapsamı, finansmanı ve getirisine ilişkin bazı başlıklar henüz netleşmedi.
Güney Kore Ticaret Bakanı Kim Jung-kwan’ın 10-12 Eylül tarihlerinde ABD’ye giderek taraflar arasındaki anlaşmazlıkları çözmeye çalışması bekleniyor. Görüşmelerde ilk büyük yatırım projesinin yanı sıra sermayenin nasıl finanse edileceği, yatırımlardan elde edilecek gelirin nasıl şekilleneceği ve kaynakların hangi sektörlere aktarılacağı ele alınacak.
Tarife İndiriminin Bedeli 350 Milyar Dolar
Anlaşmanın temelinde Trump yönetiminin Güney Kore ürünlerine yönelik gümrük tarifeleri bulunuyor. Washington başlangıçta Güney Kore’den ithal edilen ürünlere yüzde 25 oranında tarife uygulamayı planlarken, varılan anlaşmayla bu oran yüzde 15’e çekildi.
Bunun karşılığında Seul, ABD ekonomisine toplam 350 milyar dolarlık yatırım yapmayı kabul etti. Paketin 150 milyar dolarlık kısmının ABD’deki gemi inşa sektörüne, kalan 200 milyar doların ise yarı iletkenler, enerji ve diğer stratejik sektörlere yönlendirilmesi planlandı.
Ancak Güney Kore yönetimi, söz konusu yatırımların ticari açıdan sürdürülebilir olması konusunda ısrarcı. Seul, projelerin hem anapara hem de finansman maliyetlerini karşılayabilecek düzeyde gelir üretmesini istiyor.
Bu yaklaşım, yatırımların daha hızlı hayata geçirilmesini isteyen Washington ile Güney Kore arasında görüş ayrılığı yaratıyor.
İlk Büyük Proje Hâlâ Kesinleşmedi
Yatırım paketinin ilk büyük adımlarından biri olması beklenen proje, Teksas’ta kurulması planlanan 6,3 gigavatlık doğal gaz santrali. Yaklaşık 22,3 milyar dolara mal olması öngörülen tesisin, özellikle hızla büyüyen yapay zeka veri merkezlerinin artan elektrik ihtiyacını karşılaması hedefleniyor.
Ancak taraflar, projenin finansman koşulları ve yatırım modeline ilişkin henüz nihai bir anlaşmaya ulaşamadı. Bu durum, 350 milyar dolarlık paketin uygulanmasındaki yavaşlığın önemli göstergelerinden biri olarak değerlendiriliyor.
Seul yönetimi bunun yanında ABD’de sekiz nükleer reaktör inşa edilmesi ve Alaska’daki sıvılaştırılmış doğal gaz altyapısına katılım gibi seçenekleri de değerlendiriyor. Bu projelerin tamamının hayata geçirilmesi halinde stratejik yatırımlar için ayrılan 200 milyar dolarlık kaynağın önemli bir bölümünün kullanılması mümkün olacak.
Güney Kore açısından sorun yalnızca uygun yatırım alanlarının belirlenmesiyle sınırlı değil. Yüz milyarlarca dolarlık sermayenin ülke dışına aktarılmasının döviz piyasası ve genel ekonomi üzerindeki olası etkileri de hesaplanıyor.
Japonya Daha Hızlı İlerledi
Washington’ın Güney Kore üzerindeki baskısını artıran unsurlardan biri de Japonya’nın benzer anlaşmadaki ilerleme hızı oldu.
Japonya, ABD ile gerçekleştirdiği ticaret anlaşması kapsamında 550 milyar dolarlık yatırım paketi açıklamıştı. Tokyo tarafında projelerin daha hızlı ilerlemesi, Güney Kore’nin kendi yatırım taahhütlerini yerine getirmekte yavaş kaldığı yönündeki eleştirileri güçlendirdi.
İki ülkenin paketleri arasında önemli bir fark bulunuyor. Güney Kore’nin doğrudan yatırım kapsamında ABD’ye yıllık aktarımının yaklaşık 20 milyar dolarla sınırlandırılması planlanırken, Japonya’nın paketinde benzer bir yıllık üst sınır bulunmuyor.
Seul, söz konusu sınırlamayla ülkenin döviz rezervleri ve finansal istikrarı üzerinde ani ve yüksek bir baskı oluşmasını önlemeyi amaçlıyor.
Washington ise özellikle yarı iletken, enerji ve gemi inşa gibi stratejik sektörlerde yatırımların daha hızlı devreye alınmasını talep ediyor.
Washington Baskıyı Artırıyor
350 milyar dolarlık yatırım taahhüdü artık yalnızca ekonomik bir anlaşmanın konusu olmaktan çıkmış durumda. ABD yönetiminin Güney Kore ile ticaret ilişkilerinin yanı sıra savunma ve güvenlik alanlarındaki iş birliğinde de ekonomik taahhütlerin uygulanmasına önem vermesi, Seul üzerindeki baskıyı artırıyor.
Güney Kore açısından en önemli risklerden biri, yatırımların gecikmesinin Trump yönetimi tarafından anlaşmanın gereklerinin yerine getirilmemesi şeklinde yorumlanması. Böyle bir durumda gümrük tarifelerinin yeniden gündeme gelmesi, Güney Kore’nin özellikle otomotiv ve yarı iletken ihracatını olumsuz etkileyebilir.
ABD pazarı, Güney Koreli otomotiv ve teknoloji şirketleri açısından önemli ihracat merkezlerinden biri olmayı sürdürüyor. Bu nedenle yüzde 15’lik tarife oranının korunması Seul için yalnızca diplomatik değil, doğrudan ekonomik önem de taşıyor.
Önümüzdeki günlerde gerçekleştirilecek görüşmelerde temel gündem, 350 milyar doların yatırılıp yatırılmayacağından ziyade kaynakların hangi projelere, hangi takvimle ve hangi finansman koşullarıyla aktarılacağı olacak.