ABD Merkez Bankası’nın (Fed) Temmuz 2023’ten bu yana ilk kez faiz artırması, yalnızca ABD ekonomisinde değil, dünya genelindeki finansal piyasalarda da yeni bir dönemin başlangıcı olarak değerlendiriliyor. Petrol fiyatlarındaki yükseliş ve devam eden enflasyonist baskılar nedeniyle para politikasını yeniden sıkılaştıran Fed, 25 baz puanlık artışın ardından bir faiz artırımı daha yapılabileceğine yönelik sinyal verdi.
Ekonomist ve stratejistlere göre Fed’in yeniden sıkılaşmaya yönelmesi; doların seyri, küresel para politikaları, tahvil getirileri ve hisse senedi piyasaları başta olmak üzere birçok alanda etkisini gösterebilir.
İlk Etki Para Birimlerinde Hissedilebilir
Fed’in faiz politikasının küresel ekonomiye en hızlı yansıdığı alanlardan birinin döviz piyasaları olması bekleniyor. ABD’de faizlerin yüksek seviyelerde kalması doların cazibesini artırırken, diğer ülke para birimleri üzerindeki baskıyı da güçlendirebilir.
Petrol, doğal gaz ve tarım ürünleri gibi çok sayıda emtianın dolar üzerinden fiyatlandırılması ise yerel para birimlerindeki değer kaybının ithalat maliyetlerine daha güçlü şekilde yansımasına neden olabilir.
Moody’s Analytics Başekonomisti Mark Zandi, Fed’in faiz artırımı ve yeni bir artış ihtimalinin dolar üzerinde yukarı yönlü, diğer para birimlerinde ise aşağı yönlü baskı oluşturabileceğine işaret etti.
Döviz kurlarındaki yükselişin ithal ürün fiyatlarını artırması, enflasyonla mücadele eden ülkelerin işini de zorlaştırabilir. Özellikle enerji fiyatlarının yüksek olduğu bir ortamda ekonomiler aynı anda yüksek petrol maliyetleri, zayıf para birimi ve sıkı finansal koşullarla karşı karşıya kalabilir.
Merkez Bankalarının Kararları Zorlaşabilir
Fed’in para politikasını sıkılaştırması, diğer merkez bankalarının kararlarını da doğrudan etkileyebilecek unsurlar arasında yer alıyor. Avrupa Merkez Bankası’nın faiz artırdığı süreçte Japonya Merkez Bankası’nın atacağı adımlar da yakından izleniyor. Yenin dolar karşısında değer kaybetmesi, Japonya’da faiz artırımı yönündeki baskıyı artırabilir.
BlackRock Asya Pasifik Küresel Sabit Gelir Başkanı Navin Saigal, Fed’in şahin mesajlarının kısa vadede Asya para birimleri ve tahvil piyasaları üzerinde baskı oluşturabileceğini belirtiyor.
Bununla birlikte tüm merkez bankalarının Fed ile aynı yönde hareket etmesi beklenmiyor. Çin ve Tayland deflasyonist baskılarla mücadele ederken, Avustralya ve Japonya’da enflasyon hedeflerin üzerinde seyrediyor. Bu nedenle ülkelerin kendi büyüme ve enflasyon koşulları, faiz kararlarında belirleyici olmaya devam edecek.
Yatırımcıların Tercihi ABD’ye Kayabilir
Fed’in yüksek faiz politikasını sürdürmesiyle birlikte ABD Hazine tahvillerinin getirilerinin cazibesini koruması, küresel sermaye hareketlerini de etkileyebilir. Dolar cinsinden varlıkların daha yüksek getiri sunması, yatırımcıların sermayelerini ABD piyasalarına yönlendirmesine yol açabilir.
Bu durum özellikle para birimi üzerinde baskı bulunan ülkelerde merkez bankalarının daha sıkı politikalar uygulamasını gerektirebilir. Faiz indirimi yapmak isteyen merkez bankalarının önündeki en önemli engellerden biri de güçlü dolar haline gelebilir.
Tahvil Getirileri Ve Hisseler İzlenecek
ABD tahvil getirilerinin yükselmesi, sabit getirili yatırım araçlarını hisse senetleri karşısında daha cazip hale getirebilir. Bunun yanında yüksek faizler şirketlerin borçlanma maliyetlerini artırırken, gelecekteki kazançların bugünkü değerini de aşağı çekebilir.
Charles Schwab Baş Yatırım Stratejisti Liz Ann Sonders, piyasalarda yalnızca tahvil faizlerinin ulaştığı seviyenin değil, yükselişin hızı ve düzensizliğinin de önem taşıdığını belirtti. ABD’nin 10 yıllık tahvil getirisinin yüzde 5 seviyesine yaklaşmasının mevcut enflasyon, Fed politikası ve güçlü nominal büyüme koşullarıyla açıklanabileceğini ifade eden Sonders, sert ve düzensiz yükselişlerin hisse senedi piyasalarının fiyatlama sürecini zorlaştırabileceğine dikkat çekti.
Teknoloji Hisselerinde Faiz Hassasiyeti
Yüksek faiz ortamından en fazla etkilenebilecek sektörler arasında teknoloji şirketleri öne çıkıyor. JPMorgan Asset Management Asya-Pasifik Baş Piyasa Stratejisti Tai Hui, Fed’in 2027’ye kadar şahin bir tutum sergilemesi halinde yatırımcıların faizlere duyarlı teknoloji şirketlerinin yüksek değerlemelerini yeniden değerlendirebileceğini ifade etti.
Öte yandan Fed’in faiz artırmasına imkan veren güçlü ABD ekonomisi, küresel ekonomi açısından olumlu bir unsur olarak da değerlendiriliyor. ABD’de ekonomik aktivitenin dirençli kalması, ithalat talebini destekleyerek özellikle Asya ekonomilerindeki ticaret hacmi ve şirket faaliyetlerine katkı sağlayabilir.
Bu nedenle yeni dönemde küresel piyasaların seyrinde güçlü dolar, yüksek tahvil getirileri ve artan finansman maliyetleri ile ABD ekonomisinin oluşturduğu güçlü talep arasındaki denge belirleyici olacak.