Telefon mesajlarına ya da aramalara yanıt gelmesinin gecikmesi, bazı kişilerde yalnızca iletişimin kesilmesine bağlı bir huzursuzluk oluşturmuyor. Uzmanlara göre ortaya çıkan kaygı, kimi zaman bireyin geçmiş yaşantılarından şekillenen psikolojik kalıpların yeniden harekete geçmesiyle bağlantılı olabiliyor.
Psikanalist Karen Horney, 1937 yılında yayımlanan çalışmasında, bazı kişilik özelliklerine sahip bireylerin planların değiştirilmesi, beklemek zorunda kalmak veya karşı taraftan yanıt alamamak gibi durumlara karşı daha hassas tepkiler gösterebileceğine dikkat çekmişti.
Horney, bu tür davranışların bir karakter zayıflığı olarak değerlendirilmemesi gerektiğini, geçmiş deneyimler sonucunda geliştirilen ve kişiyi korumaya yönelik psikolojik mekanizmaların etkisiyle ortaya çıkabileceğini savunmuştu.
Sosyal Reddedilme Beyinde Ağrıyla Benzer Tepki Oluşturabiliyor
Sosyal dışlanmanın birey üzerindeki etkisini inceleyen 2003 tarihli bir deneyde, gönüllülerden sanal bir top atma oyununa katılmaları istendi. Katılımcılar daha sonra herhangi bir açıklama yapılmadan oyunun dışında bırakıldı.
Deney sırasında gerçekleştirilen beyin görüntülemelerinde, sosyal olarak dışlanma durumunun ön singulat korteksteki aktiviteyi artırdığı görüldü. Beynin bu bölgesi, fiziksel ağrının işlenmesiyle ilişkili süreçlerde de rol oynuyor.
Araştırmacılar ayrıca beyin aktivitesindeki artış ile katılımcıların bildirdiği olumsuz duygular arasında paralellik bulunduğunu belirledi. Çalışmanın katılımcı sayısının sınırlı olması sonuçların genellenebilirliğini kısıtlasa da araştırma, sosyal reddedilme ile fiziksel rahatsızlık arasındaki olası nörolojik bağlantıya dikkat çekti.
Belirsizlik, Sonuçtan Daha Fazla Kaygı Yaratabiliyor
University College London’da gerçekleştirilen başka bir araştırma ise belirsizliğin stres üzerindeki etkisini ele aldı. Katılımcılara elektrik şokuyla karşılaşabilecekleri bir görev verilirken, araştırmacılar stres tepkilerini kortizol seviyeleri, terleme miktarı ve göz bebeği çapındaki değişimler üzerinden takip etti.
Sonuçlar, şokla karşılaşma ihtimali belirsiz hale geldikçe stres tepkisinin yükseldiğini ortaya koydu. En yüksek stres düzeyi, şok alma ve almama ihtimallerinin eşit olduğu koşullarda gözlendi. Şokun kesinleşmesiyle birlikte ise stres göstergelerinde düşüş yaşandı.
Araştırmacılar bu bulguların, bazı durumlarda belirsizlik içinde sonucu beklemenin, sonucun kendisini yaşamaktan daha fazla kaygı oluşturabileceğini gösterdiğini belirtti.
Reddedilme Duyarlılığı Belirsiz Sinyalleri Büyütebiliyor
Psikolog Geraldine Downey ve Scott Feldman tarafından 1996 yılında ortaya konulan “reddedilme duyarlılığı” kavramı da benzer davranışları açıklamak için kullanılıyor.
Bu özelliği yüksek kişiler, reddedilme ihtimalini önceden kaygıyla bekleyebiliyor, karşı tarafın davranışlarındaki olası reddedilme işaretlerini daha hızlı fark edebiliyor ve yeterli kanıt bulunmasa dahi kesin sonuçlara ulaşabiliyor.
Araştırmalar, reddedilme duyarlılığı yüksek bireylerin özellikle karşı tarafın davranışının açık olmadığı durumlarda, belirsiz hareketleri kasıtlı bir uzaklaşma veya mesafe koyma olarak yorumlamaya daha yatkın olabildiğini gösteriyor.
Bağlanma Kaygısı Da Aynı Mekanizmayı Açıklıyor
Bağlanma üzerine yapılan araştırmalarda ise benzer tepkiler “bağlanma kaygısı” kapsamında değerlendiriliyor. Literatürde “hiperaktif stratejiler” olarak adlandırılan mekanizma, kişinin reddedilme veya terk edilme ihtimaline ilişkin işaretleri sürekli takip etmesiyle karakterize ediliyor.
Uzmanlara göre bu sistem zamanla oldukça hassas hale gelebiliyor. Böylece karşı taraftan gelen yanıtın gecikmesi gibi tek başına kesin bir anlam taşımayan küçük bir işaret bile kişinin zihninde güçlü bir reddedilme sinyali olarak algılanabiliyor.
Bu nedenle telefona geç yanıt verilmesiyle ortaya çıkan kaygının, her zaman karşı tarafın davranışından kaynaklanmadığı; kişinin geçmiş deneyimleri, belirsizliğe verdiği tepki ve reddedilmeye yönelik hassasiyetiyle de bağlantılı olabileceği belirtiliyor.