Avrupa’nın iki büyük ekonomisi Fransa ve İtalya arasındaki tahvil piyasası dengesi değişiyor. Uzun yıllar yüksek kamu borcu nedeniyle yatırımcıların temkinli yaklaştığı İtalya, son dönemde mali dengelerini iyileştirme çabalarıyla öne çıkarken Fransa, artan bütçe açığı ve siyasi belirsizlikler nedeniyle baskı altında kalıyor. JPMorgan, Fransız devlet tahvillerinde yeni pozisyon almak için henüz uygun koşulların oluşmadığını değerlendiriyor.
Fransa’da 2027 bütçesine ilişkin belirsizlikler ve toplumsal protestolar, devlet tahvillerinde satış baskısını artırdı. Ülkenin 10 yıllık tahvil faizinin yüzde 5’in üzerine çıkması ve Almanya ile arasındaki faiz farkının genişlemesi, yatırımcıların Fransa’nın mali görünümüne ilişkin endişelerini güçlendirdi.
Fransa Neden İtalya’dan Daha Riskli Görülüyor?
Fransa ile İtalya arasındaki yatırım tercihlerinde yalnızca kamu borcunun büyüklüğü değil, bütçe dengeleri ve siyasi koşullar da etkili oluyor. İtalya’nın kamu borcunun gayrisafi yurt içi hasılaya (GSYH) oranı Fransa’dan daha yüksek olmasına rağmen, faiz dışı bütçe dengesi daha olumlu bir görünüm sergiliyor.
Fransa’da ise yüksek kamu harcamaları ve bütçe açıkları, artan borçlanma maliyetleriyle birleşerek mali baskıyı artırıyor. JPMorgan’ın değerlendirmesine göre ülkenin toplam bütçe açığı GSYH’nin yaklaşık yüzde 5,5’ine, faiz dışı açık ise yaklaşık yüzde 3’üne karşılık geliyor.
Bu tablo, borç yükünün kontrol altına alınabilmesi için kamu maliyesinde kapsamlı düzenlemelere ihtiyaç duyulduğuna işaret ediyor. Ancak siyasi bölünmüşlük ve toplumsal tepkiler, harcamaların azaltılmasını ve bütçe disiplininin güçlendirilmesini zorlaştırıyor.
İtalya ise son yıllardaki mali dengelenme çabalarıyla yatırımcıların yeniden değerlendirdiği ülkeler arasında yer alıyor. JPMorgan’ın Avrupa devlet tahvillerine yönelik stratejisinde İtalyan tahvillerine sınırlı ölçüde daha yüksek ağırlık verilirken Fransız tahvillerindeki nötr pozisyon korunuyor.
Fransız Tahvil Faizleri 24 Yılın Zirvesini Gördü
Fransa’nın borçlanma piyasasındaki satış baskısı ekim ayında belirginleşti. Ülkenin 10 yıllık devlet tahvili faizi, 22 Ekim’de yüzde 5’i aşarak 2002’den bu yana en yüksek seviyesine ulaştı. Almanya’nın aynı vadeli tahvilleriyle arasındaki faiz farkı da 170 baz puanın üzerine çıktı.
Faiz farkının genişlemesi, yatırımcıların Fransa’ya borç vermek için Almanya’ya kıyasla daha yüksek getiri talep ettiğini gösteriyor. Devletin borçlanma maliyetlerindeki artış, zaman içinde şirketlerin finansman koşullarını ve bankaların kredi maliyetlerini de etkileyebiliyor.
Satış baskısında siyasi belirsizliklerin yanı sıra yüksek kaldıraçla pozisyon alan yatırım fonlarının işlemlerini kapatması da rol oynadı. Bu durum, başlangıçta sınırlı kalan fiyat hareketlerinin zorunlu satışlarla daha güçlü bir piyasa baskısına dönüşmesine neden oldu.
Moody’s Kararı Satış Baskısını Hafifletti
Fransa’nın kredi notuna ilişkin 23 Ekim’deki değerlendirme, tahvil piyasası açısından önemli bir gelişme oldu. Moody’s, ülkenin kredi notunu Aa3 seviyesinde korurken görünümünü negatif olarak bıraktı.
Kredi notunda indirime gidilmemesi, 26 Ekim’de Fransız tahvillerine bir miktar destek sağladı. Ülkenin 10 yıllık tahvil faizi yaklaşık 4,7 baz puan gerileyerek yüzde 5,03 seviyesine indi.
Bununla birlikte notun korunması, bütçe açığı ve siyasi belirsizliklerden kaynaklanan risklerin ortadan kalktığı anlamına gelmiyor. Negatif görünüm, kamu maliyesindeki bozulmanın devam etmesi halinde kredi notunun düşürülmesi riskinin sürdüğünü gösteriyor.
JPMorgan’ın Beklediği Asıl Gelişme 2027 Bütçesi
JPMorgan’a göre Fransız tahvillerinde kalıcı bir toparlanma yaşanabilmesi için yatırımcıların güven duyacağı, uygulanabilir bir mali disiplin programının ortaya konulması gerekiyor. Bu nedenle 2027 bütçesine ilişkin kararlar, piyasaların yakından takip ettiği başlıkların başında geliyor.
Hükümetin bütçe açığını azaltacak önlemler konusunda siyasi uzlaşma sağlayamaması, tahvil faizlerinin yüksek seviyelerde kalmasına neden olabilir. Ülkede hayat pahalılığı ve kamu hizmetlerine ilişkin tepkilerin büyümesi de bütçe kesintileri üzerinde uzlaşmayı zorlaştırıyor.
Nisan-Mayıs 2027 döneminde yapılması planlanan cumhurbaşkanlığı seçimi de siyasi belirsizliğin önümüzdeki aylarda gündemde kalabileceğine işaret ediyor.
JPMorgan, kısa vadede tahvil piyasasında toparlanma yaşanması ihtimalini tamamen dışlamıyor. Ancak faiz farklarının geçici olarak daralmasıyla Fransa’nın mali risklerinin kalıcı biçimde azalmasının birbirinden farklı gelişmeler olduğuna dikkat çekiyor.
Fransa’daki Risk Avrupa’ya Yayılabilir Mi?
Fransız tahvillerindeki satışların Avrupa’nın diğer borçlu ülkelerine yayılma ihtimali, yatırımcıların izlediği önemli başlıklar arasında bulunuyor. Belçika ve İtalya tahvilleri de Avrupa genelinde yükselen faizlerden etkilenirken Avrupa Merkez Bankasının olası adımları piyasaların gündeminde yer alıyor.
JPMorgan, mevcut gelişmeleri 2011-2012 dönemindeki Avrupa borç krizinin doğrudan tekrarı olarak değerlendirmiyor. Bununla birlikte Fransa’nın uzun süre yüksek borçlanma maliyetleriyle karşı karşıya kalmasının bankalar, şirketler ve hisse senedi piyasaları üzerinde ek baskı oluşturabileceği belirtiliyor.
Önümüzdeki dönemde yatırımcıların odağında, Fransız hükümetinin bütçe açığını kontrol altına alabilecek güvenilir bir program hazırlayıp hazırlayamayacağı bulunacak. Fransa ile İtalya arasındaki tahvil tercihlerinin seyri de mali disiplin, siyasi istikrar ve borçlanma maliyetlerindeki gelişmelere bağlı olacak.