Basra Körfezi ülkelerinde, ABD veya İsrail’in İran’ın nükleer tesislerine olası bir saldırısı durumunda ortaya çıkabilecek çevresel kirlilik ve misilleme saldırıları olasılığına ilişkin endişeler giderek artıyor. Bölge ülkeleri, bu potansiyel tehditlere karşı hazırlıklarını hızlandırıyor.
Körfez Ülkelerinde Artan Alarm Düzeyi
Umman’da mesajlaşma uygulamaları aracılığıyla halka, nükleer bir olay durumunda ne yapılması gerektiği konusunda tavsiyeler dağıtılıyor. Yayımlanan talimatlarda, sakinlere “kapalı ve güvenli bir iç mekana (tercihen penceresiz) girmeleri, tüm pencere ve kapıları sıkıca kapatmaları, klima ve havalandırma sistemlerini kapatmaları” gerektiği belirtiliyor.
Bahreyn devlet haber ajansı ise Salı günü yaptığı duyuruda, ülkede 33 sığınağın acil durumlar için hazırlandığını ve ülke çapında sirenlerin test edildiğini açıkladı. Nükleer serpinti konusundaki endişeler son bir haftada belirgin şekilde artarken, Orta Doğu’daki haber kuruluşları da radyasyon sızıntılarıyla nasıl başa çıkılacağına dair kılavuzlar yayınlamaya başladı.
Harvard Kennedy Okulu Ortadoğu Girişimi üyesi ve Bahreyn vatandaşı Elham Fakhro, insanların İsrail ve ABD’nin İran’ın nükleer tesislerine saldırı olasılığı konusunda “kesinlikle endişeli” olduğunu ifade etti. İran’ın Buşehr’deki tek işlevsel nükleer santrali, Tahran’dan ziyade birçok ABD müttefiki Arap başkentine coğrafi olarak daha yakın bir konumda bulunuyor.
Olası Senaryolar ve Ciddi Sonuçlar
Fakhro, öncelikli endişeler arasında “özellikle ortak sularda çevre kirliliği korkusu” olduğunu belirtti. Diğer endişeler ise “sivilleri etkileyebilecek Körfez ülkelerindeki ABD askeri tesislerine İran’ın misilleme yapma olasılığı ve hava sahasının uzun süre kapatılması” olarak sıralandı.
Bahreyn, Kuveyt, Umman, Katar, Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri’nden oluşan ekonomik ve politik bir blok olan Körfez İşbirliği Konseyi (KİK), Pazartesi günü Kuveyt merkezli Acil Durum Yönetim Merkezi’ni harekete geçirerek “çevresel ve radyolojik düzeylerde gerekli tüm önleyici tedbirlerin alınmasını” sağladı.
BAE Dışişleri Bakanı Şeyh Abdullah bin Zayed, “İran ve İsrail sınırlarının ötesine uzanabilecek pervasız ve yanlış hesaplanmış eylemlerin risklerine karşı” uyarıda bulunurken, Katar Dışişleri Bakanlığı sözcüsü de Körfez ülkelerinin sularını etkileyebilecek “hesaplanmamış” saldırılar konusunda dikkat çekti.
Körfez Arap ülkelerindeki yaklaşık 60 milyon insan, içme, yıkama ve diğer kullanımlar için Basra Körfezi’nden gelen tuzdan arındırılmış deniz suyuna bağımlı. Bölge liderleri, İran’ın Buşehr nükleer santralinden kaynaklanacak olası bir kirliliğin, saldırıya uğraması halinde bu kritik su kaynağı için ciddi çevresel sonuçlar doğurabileceği konusunda uyarıyor.
Mart ayında ABD’li gazeteci Tucker Carlson’ın Katar Başbakanı Muhammed El Tani’ye Buşehr nükleer santrali “patlatılırsa” ne olacağını sorması üzerine El Tani, “(Su) tamamen kirlenecek… Su yok, balık yok, hiçbir şey yok, hayat yok” şeklinde çarpıcı bir yanıt vermişti.
Bölgedeki bu derin endişeler, potansiyel bir askeri müdahalenin sadece hedef ülkeyi değil, tüm Körfez coğrafyasını ve insan yaşamını tehdit edebilecek geniş kapsamlı sonuçları olabileceğini açıkça ortaya koyuyor.