Sultan II. Abdülhamid, tahtta kaldığı 33 yıl boyunca, çöküşün eşiğindeki bir devleti yeniden ayağa kaldırmak için sayısız projeye imza attı. Bu projeler arasında hem siyasi hem de manevi açıdan en büyük öneme sahip olanı, hiç şüphesiz Hicaz Demiryolu‘ydu. 1 Eylül 1900’de temeli atılan ve sadece sekiz yıl gibi kısa bir sürede tamamlanarak 1 Eylül 1908’de hizmete açılan bu hat, Osmanlı’nın son dönemindeki mühendislik ve stratejik dehasının en parlak örneklerinden biri olarak tarihe geçti.
Hicaz Demiryolu’ndan önce Osmanlı topraklarında inşa edilen demiryolları, genellikle yabancı sermayeyle ve daha çok ekonomik amaçlarla yapılıyordu. Örneğin, Mısır’da İngilizlerin öncülüğünde yapılan İskenderiye-Kahire hattı ilklerdendi. Ancak Hicaz Demiryolu, dini, siyasi ve askeri potansiyeliyle diğerlerinden ayrışan, tamamen milli bir dava olarak yükseldi.
Projenin Doğuşu ve Stratejik Önemi
Hicaz Demiryolu fikri ilk olarak, Alman asıllı Amerikalı mühendis Charles Zimpel tarafından Kızıldeniz ve Şam’ı birleştirecek bir hat önerisiyle gündeme geldi. Ancak dönemin siyasi ve ekonomik koşulları bu projeyi hayata geçirmeye elverişli değildi. Sultan II. Abdülhamid’in tahta çıkışıyla birlikte, İstanbul’u Hicaz’a bağlayacak bir hattın yapımı, padişahın en önemli gündem maddelerinden biri haline geldi.
Bu projenin ardında yatan temel motivasyon, Sultan Abdülhamid’in taşıdığı İslam halifesi unvanını güçlendirme arzusuydu. Demiryolu, Hac vazifesini yerine getirmek isteyen milyonlarca Müslüman için seyahati güvenli ve kolay hale getirecek, uzak coğrafyalardaki Müslümanlar arasında bir birlik ve kardeşlik duygusu oluşturacaktı. Dini kolaylıkların yanı sıra, projenin en önemli amaçlarından biri de askeriydi. Hızlanan asker ve malzeme sevkiyatı, bölgedeki isyanları bastırmayı kolaylaştıracak ve Osmanlı’nın Arap Yarımadası’ndaki egemenliğini pekiştirecekti. Son olarak, hat boyunca kurulacak istasyonlar ve yerleşimler, bölgenin sanayi, ticaret ve genel olarak ekonomik gelişimine büyük katkı sağlayacaktı.
Milli Bir Dava: Finansman ve Komisyon
Bu denli büyük ve stratejik bir projenin finansmanı, dönemin zorlu ekonomik şartlarında en büyük sorundu. Bu nedenle, proje için milli ve uluslararası düzeyde büyük bir bağış kampanyası başlatıldı. Kampanyayı bizzat Sultan Abdülhamid, hazineden 50 bin liralık kişisel bağışıyla başlattı. Ardından üst düzey devlet adamları, din adamları, memurlar ve iş insanları bu onurlu davaya destek oldu. Mısır, Fas, Rusya, Çin ve Uzak Doğu’daki Müslüman topluluklar da cömert bağışlarıyla kampanyaya büyük katkı sağladı. Hattın maliyetinin yaklaşık üçte biri, bu yurt içi ve yurt dışı bağışlarla karşılandı. Bağışta bulunanlara özel madalyalar verilerek, bu milli seferberliğin motivasyonu artırıldı.
Projenin yönetimi için 2 Mayıs 1900’de İstanbul’da, bizzat Sultan’ın başkanlık ettiği Komisyon-ı Âli (Yüksek Komisyon) kuruldu. Bu komisyon, hattın inşasından gerekli malzemelerin (ray, vagon, lokomotif vb.) teminine, mühendis ve memur atamalarından maaş ödemelerine kadar tüm faaliyetleri denetleme yetkisine sahipti. Şam, Beyrut ve Hayfa’da kurulan komisyonlar ise bölgedeki çalışmaları yakından takip ediyordu.
Zorlu İnşaat Süreci: Adım Adım Medine’ye
Hicaz Demiryolu’nun inşasına, Sultan Abdülhamid’in tahta çıkışının 25. yıl dönümüne denk gelen 1 Eylül 1900‘de başlandı. Hattın genişliği 1 metre 5 santim olarak belirlendi. İnşaat, büyük bir hızla ilerledi ve bir yıl içinde önemli aşamalar kaydedildi.
- 1 Eylül 1901: Müzeyrib-Der’a arasındaki 11 kilometrelik ilk bölüm açıldı.
- 1 Eylül 1902: Hattın Der’a-Zerka kısmı tamamlandı ve resmi açılışı yapıldı.
- 17 Kasım 1902: Zerka-Amman arasındaki 20 kilometrelik bölüm hizmete girdi.
- 1 Eylül 1903: Hat, Maan’a kadar ulaştı.
- Eylül 1906: Şam-Hicaz hattında 800 kilometrelik mesafe tamamlandı.
- 1 Eylül 1908: Projenin tamamlanmasıyla hat uzunluğu 1464 kilometreye ulaştı. Toplam maliyet ise 3 milyon lirayı aştı.
Proje, özellikle Arap Yarımadası’nda ilerlerken, dini hassasiyetler nedeniyle önemli kararlar alındı. Tebük/El-ula kısmından itibaren gayrimüslim işçilerin çalışması yasaklandı ve kalan kısım tamamen Müslüman işçiler tarafından tamamlandı.
Kutsal Topraklara Hürmet ve Geri Dönülmez Bir Miras
Ne yazık ki, Hicaz Demiryolu’nun 450 kilometrelik Medine-Mekke bölümü, bölgedeki Bedevi saldırıları ve emperyalist devletlerin politik müdahaleleri nedeniyle hiçbir zaman inşa edilemedi. Bu durum, hattın en büyük amaçlarından biri olan Hac vazifesini kolaylaştırma hedefini sınırlı bıraktı. Ancak demiryolu, askeri alanda Osmanlı Devleti’ne büyük bir lojistik avantaj sağladı.
1 Eylül 1908‘deki açılışın ardından, Hayfa-Şam hattında her gün, Şam-Medine hattında ise haftada 3 gün seferler düzenlenmeye başlandı. İnşaat sürecinde 2666 kâgir köprü ve menfez, 7 demir köprü, 9 tünel, 96 istasyon, 7 gölet, 37 su deposu, iki hastane ve 3 atölye gibi devasa bir altyapı da hayata geçirildi.
Sultan II. Abdülhamid, projenin her aşamasıyla bizzat ilgilense de, özellikle Medine’ye yakın kısımlarda gösterdiği incelik ve saygı, onun manevi liderliğini simgeliyordu. Mukaddes topraklarda gürültülü çalışmanın Hz. Peygamber’in ruhaniyetini rahatsız edeceğini düşünen padişah, rayların altına keçe döşeterek sessiz bir ilerleme sağlamıştı.
Hicaz Demiryolu, sadece bir ulaşım projesi değil, aynı zamanda zorlu şartlara rağmen birleşen bir milletin ve dirayetli bir padişahın inancının ve kararlılığının bir sembolü olarak tarihteki yerini aldı. Bugün bile, bu hat hem teknik bir başarı hem de manevi bir miras olarak anılmaya devam ediyor.