Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, Parlamento önünde yaptığı açıklamada, Moskova’nın yeni START nükleer silah sınırlandırma anlaşmasına bağlı kalmaya devam edeceğini, ancak bu taahhüdün Washington’un da aynı şekilde hareket etmesiyle mümkün olacağını belirtti. Lavrov, “Eğer ABD belirlenmiş limitleri aşmıyorsa, bizim duruşumuz, Cumhurbaşkanı tarafından ilan edilen moratory’nin aktif kalmaya devam etmesidir” diyerek tarifi güç bir durumu vurguladı.
Bu açıklama, anlaşmanın 5 Şubat’ta sona ermesinden kısa bir süre sonra gerçekleşti ve dünya çapında en büyük iki nükleer gücünün, ilk defa yarım yüzyıl boyunca bağlayıcı kısıtlamalardan muaf olmasına neden oldu. 2010 yılında imzalanan ve 2021’de Biden ile Putin tarafından 5 yıl uzatılan Yeni START anlaşması, toplamda 1.550 stratejik nükleer savaş başlığını üst sınır olarak belirlemişti.
Öte yandan, Donald Trump yönetimi, Putin’in anlaşmanın gönüllü uzatılması teklifini reddedip, anlaşmayı “kötü müzakere edilmiş” olarak nitelendirmiştir. Ayrıca, Çin’in de katılımını içeren yeni ve modernize edilmiş bir silah kontrolü anlaşması müzakerelerini talep etmiştir. Pekin ise, ABD ve Rusya’nın cephaneliklerinin kendilerinden çok daha büyük olduğunu ileri sürerek, bu görüşmelere katılmaktan sürekli olarak kaçınmaktadır.
Bu gelişmeler ışığında, bazı gözlemciler, Batı ülkelerinin baskısıyla, Rusya’nın İngiltere ve Fransa’nın nükleer cephaneliklerini de kapsamına alacak talepleri dile getirdiğini belirtiyor. Uzmanlar, tüm önemli stratejik silah azaltma anlaşmalarının genellikle iki taraflı olduğunu vurgulayarak, çok taraflı bir anlaşmanın gerekliliğine işaret etmektedir. Ancak, bu sürecin oldukça karmaşık olacağının da altı çiziliyor.
Rusya, uygulamada memnuniyetsizlik belirtileriyle, Şubat 2023’te New START’a katılımını askıya aldı, fakat sayısal limitlere uyumunu sürdürdü. Bu askıya alma, her iki ülkenin de şeffaflık ve denetim imkanlarını ortadan kaldırdı. Denetimlerin sona ermesi ve veri alışverişinin durdurulması, güvenlik açısından yeni riskler doğurmakta. Lavrov’un yaptığı bu koşullu söz, doğrulama mekanizmalarının olmaması halinde, sınırlamaların sağladığı güvenceyi sınırlıyor. Tarafların, istihbarat değerlendirmelerine dayanarak uygunluk tespiti yapması gerekiyor; bu durum ise, jeopolitik gerilimlerin yüksek olduğu Ukrayna durumu ve genel stratejik rekabet ortamında, nükleer istikrarın kırılgan bir zemine oturmasına neden olmaktadır.