Yüksek finansman maliyetlerinin şirketler üzerindeki baskısı sürerken, büyük holdingler, ulusal perakende zincirleri ve ana sanayi kuruluşlarının tedarikçilere yaptığı ödemelerde vadelerin 4-6 aya kadar uzadığı belirtiliyor. Büyük şirketlerin nakitlerini yüksek getirili finansal araçlarda değerlendirmeyi tercih etmesi, üretim zincirinin alt halkasında yer alan KOBİ’lerin ise ciddi bir likidite sıkışıklığı yaşamasına neden oluyor.
Bilançosunda kârlılığını koruyabilen büyük işletmeler ile özkaynakları hızla eriyen küçük ve orta ölçekli şirketler arasındaki finansal fark giderek açılırken, uzun ticari vadeler KOBİ’lerin işletme sermayesi üzerindeki yükü ağırlaştırıyor.
KOBİ’lerin Finansman Yükü Ağırlaşıyor
Ekonomi yönetiminin Orta Vadeli Program hedefleri ve dezenflasyon süreci kapsamında uyguladığı sıkı para politikası, makroekonomik dengelenme arayışını sürdürürken reel sektörün alt katmanlarında farklı bir tablo ortaya çıkıyor. Büyük sermaye gruplarının nakitlerini mevduat, repo ve benzeri yüksek getirili araçlarda değerlendirmesi, tedarikçilere yapılan ödemelerin fiilen 120-180 güne kadar uzamasına yol açıyor.
Ana sanayi kuruluşları bu süreçte ellerindeki nakitten finansal gelir elde ederken, üretim zincirinin devamlılığını sağlayan KOBİ’ler finansman maliyetini üstleniyor. Böylece büyük işletmelerin yüksek faiz ortamından sağladığı finansal kazanç ile küçük üreticilerin karşı karşıya kaldığı borçlanma maliyeti arasındaki fark büyüyor.
Çek Verileri Piyasadaki Tıkanıklığı Gösteriyor
Türkiye Bankalar Birliği Risk Merkezi’nin verileri de ticari ödemelerde yaşanan sıkışıklığın boyutunu ortaya koyuyor. Yılın ilk yedi ayında bankalara ibraz edilen ve karşılıksız işlemi yapılan çeklerde 26 bin 768 keşideciye ait 190 bin 699 çekin toplam tutarı 198 milyar liraya ulaştı.
Resmi sözleşmelerde çoğunlukla 60 gün olarak belirlenen ticari ödeme sürelerinin, mal tesliminden sonra farklı gerekçelerle 120 ila 180 güne kadar uzadığı ifade ediliyor. Zincir marketler ve ana yüklenicilerin lojistik kesintiler, raf bedelleri ve ödeme erteleme talepleriyle vadeleri ileri tarihlere taşıması, tedarikçilerin nakit akışını doğrudan etkiliyor.
Buna karşılık KOBİ’ler hammadde, işçilik, enerji ve ithal girdi maliyetlerinin önemli bölümünü peşin veya kısa vadelerde karşılamak zorunda kalıyor. Alacak ile borç arasındaki bu zaman farkı, küçük işletmeler açısından aylar süren bir finansman açığı oluşturuyor.
Ticari Alacaklarda Kritik Eşik Aşılıyor
Uluslararası alacak sigortası ve risk değerlendirme kuruluşları Allianz Trade ile Coface’ın Türkiye değerlendirmeleri de şirketler arasındaki ödeme vadelerinde belirgin bir bozulmaya işaret ediyor. Yüksek faiz ortamında ticari alacakların tahsil sürelerinin geçmiş dönemlerdeki normal seyrinden uzaklaştığı, özellikle perakende, hızlı tüketim ve imalatın bazı alanlarında vadelerin 120 günün üzerine çıktığı belirtiliyor.
Allianz Trade’in 2025-2026 Yıl Ortası Ekonomik Görünüm Raporu’nda, ticari alacak vadelerindeki uzamanın şirketlerin nakit akışını zorlayan önemli bir risk olduğu vurgulanıyor. Finansal koşulların sıkılaşması, maliyetlerin yükselmesi ve talepteki değişkenlik, şirketlerin ödeme davranışlarını doğrudan etkiliyor.
Bu nedenle vade uzaması yalnızca bir tahsilat problemi olmaktan çıkarak şirketlerin iş modellerinin dayanıklılığını sınayan stratejik bir risk haline geliyor. Coface’ın Türkiye değerlendirmeleri de benzer şekilde tedarik zincirindeki ödeme baskısının arttığını ortaya koyuyor.
Büyükler Faiz Geliri Sağlarken KOBİ’ler Borçlanıyor
Büyük sermaye gruplarının tedarikçilerine erken ödeme yapmak yerine nakitlerini mevduat veya repo gibi araçlarda değerlendirmesi, yüksek faiz ortamında ek finansal gelir yaratıyor. Ancak bu tercih, finansman ihtiyacının alt üreticilere aktarılması sonucunu doğuruyor.
Vadesi gelen alacaklarını tahsil edemeyen KOBİ’ler, işletme sermayesi ihtiyaçlarını karşılayabilmek için yüksek maliyetli ticari kredilere başvuruyor. Bazı şirketler ise uzun vadeli çeklerini faktoring yoluyla erken tahsil etmeye çalışarak zaten sınırlı olan özkaynaklarının bir bölümünü finansman maliyetine ayırmak zorunda kalıyor.
Uzmanlar, piyasa gücü yüksek şirketlerin ödeme vadelerini uzatmasının KOBİ’leri fiilen faizsiz ve vadesiz bir finansman kaynağına dönüştürdüğüne dikkat çekiyor.
KOBİ’lerin Parası Üzerinden Finansman Mekanizması
Yüksek faiz ortamında büyük şirketlerin uyguladığı mekanizmanın temelinde, ellerindeki nakdi mümkün olduğunca uzun süre finansal araçlarda tutma eğilimi bulunuyor. Faizlerin yüzde 50 civarında seyrettiği bir ortamda, tedarikçiye yapılacak ödemenin birkaç ay ertelenmesi büyük şirket açısından önemli bir finansal getiri sağlayabiliyor.
Büyük firma, satın aldığı mal veya hizmetin bedelini 30-60 gün içinde ödemek yerine çeşitli kesintiler, ek protokoller veya farklı ticari gerekçelerle vadeyi 120-180 güne taşıyabiliyor. Bu süreçte kendi nakdini mevduat veya repo gibi araçlarda değerlendirmeye devam ediyor.
KOBİ ise üretim için gerekli hammaddeyi, çalışan ücretlerini ve enerji giderlerini çok daha kısa sürelerde karşılamak zorunda kalıyor. Nakit açığı oluştuğunda banka kredisine başvurmak veya elindeki vadeli çekleri yüksek iskonto oranlarıyla faktoring şirketlerine devretmek seçenekleriyle karşı karşıya kalıyor.
Takipteki Kredilerde KOBİ’ler Öne Çıkıyor
Uzayan vadeler ve tedarik zincirindeki likidite dengesizliği, KOBİ’lerin borç ödeme kapasitesine de yansıyor. BDDK’nın Temmuz 2026 verilerine göre KOBİ kredileri son bir yılda yüzde 47,1 artarak 7,3 trilyon liraya yükseldi.
Ancak kredi hacmindeki bu artışın önemli bölümünün yeni yatırımlardan ziyade işletme sermayesi ihtiyacından kaynaklandığı belirtiliyor. Yüksek finansman maliyetleriyle borçlanarak faaliyetlerini sürdürmeye çalışan KOBİ’lerin bankacılık sistemindeki takipteki kredileri ise yüzde 107,4 artışla 284,9 milyar liraya ulaştı.
KOBİ kredilerinde geçen yıl temmuz ayında yüzde 2,8 olan takibe düşme oranı, 2026’nın aynı döneminde yüzde 3,9’a yükseldi. Bankacılık sistemindeki toplam kredi hacmi yıllık bazda yüzde 37 büyürken, takipteki alacaklardaki artış yüzde 81 seviyesinde kaldı. Toplam takipteki alacak oranı da yüzde 2,9 ile KOBİ’lerdeki oranın altında gerçekleşti.
Toplam takipteki alacaklar içinde KOBİ’lerden kaynaklanan bölümün payı da bir yılda yüzde 30,4’ten yüzde 34,8’e çıktı.
Orta Ölçekli İşletmelerde Risk Daha Hızlı Büyüyor
KOBİ grupları içinde en dikkat çekici bozulma ise ana sanayiye doğrudan tedarik sağlayan orta ölçekli işletmelerde yaşandı. Bu şirketlerin takipteki kredileri son bir yılda yüzde 136,9 artarak 127,1 milyar liraya yükseldi.
Orta ölçekli KOBİ’lerin takibe düşme oranı aynı dönemde yüzde 2,5’ten yüzde 3,6’ya çıktı. Küçük işletmelerde ise bu oran yüzde 4,2 ile KOBİ grupları arasındaki en yüksek seviyeye ulaştı.
Veriler, ticari vadelerin uzamasıyla birlikte finansman yükünün tedarik zincirinin alt halkalarına doğru kaydığını gösteriyor. Büyük sermaye grupları yüksek faiz ortamında nakitlerini değerlendirmeye devam ederken, KOBİ’ler artan kredi maliyetleri ve tahsilat sorunları nedeniyle borçlarını çevirmekte zorlanıyor.
Uzmanların değerlendirmelerine göre, KOBİ’lerin finansal sistem içerisinde adeta birer risk süngeri haline gelmesi, üretim zincirinin sürdürülebilirliği açısından da önemli bir tehdit oluşturuyor. Ticari vadelerin kontrol altına alınmaması halinde, tahsilat ve finansman sorunlarının daha fazla işletmeyi takipteki kredilerle karşı karşıya bırakabileceği belirtiliyor.