ABD Başkanı Donald Trump’ın, Ukrayna-Rusya savaşına bu hafta sonuna kadar son verme çabaları, uzmanlar tarafından gerçekçi bulunmuyor. Trump, 28 Temmuz’da yaptığı açıklamada, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’e müzakereler için daha önce verdiği 50 günlük süreyi “10 veya 12 güne” düşürdüğünü duyurmuştu. Bu, barış için son tarihin 8 Ağustos olduğu anlamına geliyor. Ancak uzmanlar, savaş alanında somut bir değişim olmadan diplomatik bir çözümün mümkün olmadığını belirtiyor.
Savaş Alanı Gerçekleri ve Putin’in Hedefleri
Litvanya’nın eski Rusya Büyükelçisi Eitvydas Bajarunas, barış görüşmelerinin kısa vadede gerçekleşme ihtimalini neredeyse imkansız olarak değerlendiriyor. Bajarunas’a göre, Putin’in stratejik hedefleri değişmedi ve bu hedefler gerçek bir uzlaşmayla bağdaşmıyor. Uzman, revize edilen tarihe kadar olası bir barış hareketinin “en iyi ihtimalle performans odaklı” olacağını ve somut gelişmelerin “diplomatik tiyatroya değil, savaş alanındaki değişimlere” bağlı olduğunu ifade etti.
Stratejik ve Uluslararası Araştırmalar Merkezi’nden Rusya ve Avrasya Kıdemli Uzmanı Maria Snegovaya da bu görüşü destekliyor. Snegovaya, Putin’in temel hedeflerinden vazgeçme belirtisi göstermediğini ve yeni ABD yaptırımları tehdidini ciddiye almadığını belirtiyor. Snegovaya, “Kremlin, askeri zafere güveniyor” dedi. Geçmişte yaşanan olaylar da bu şüpheleri haklı çıkarıyor. Örneğin, Ukrayna Dışişleri Bakanı, Rusya’nın Mayıs ayında yürürlüğe giren üç günlük ateşkesi birkaç saat içinde ihlal ettiğini açıklamıştı.
Bloomberg’in raporuna göre, Rusya olası yaptırımların baskısını hafifletmek için geçici olarak insansız hava aracı ve füze saldırılarını durdurmayı seçebilir, ancak kara operasyonlarına devam edebilir. Snegovaya, böyle bir jestin ana amacının ABD yaptırımlarından kaynaklanan baskıyı azaltmak olacağını söylüyor.
Olası Yeni Yaptırımlar ve Hedef Ülkeler
Trump yönetimi, Rusya’dan herhangi bir taviz alınmaması durumunda, Rusya’nın en yakın ticaret ortaklarına önemli ikincil tarifeler uygulanabileceği sinyalini verdi. Bu hamlenin ana hedefi, Kremlin’in savaş makinesine sağladığı fonları kesmek ve Rusya’nın küresel ekonomik bağlarını kısıtlamak. Bajarunas’a göre, bu yaptırımlardan en çok etkilenme riski taşıyan dört ülke: Hindistan, Çin, Türkiye ve Birleşik Arap Emirlikleri (BAE).
Hindistan: Rus petrolünü almaya devam etmesi durumunda, ABD’den gelen yüzde 25’lik gümrük vergilerinden daha sert bir darbe alabilir. Snegovaya, Hindistan’ın bu durumda alternatif petrol tedarikçilerine yönelme olasılığının yüksek olduğunu belirtiyor. Bu durum, kısa vadede Rusya’ya zarar verse de, uzun vadede Rusya’nın Çin ile petrol bağlarını derinleştirmesine veya yaptırımları aşma çabalarını artırmasına yol açabilir.
Çin: Peterson Uluslararası Ekonomi Enstitüsü’ne göre, Çin’e uygulanan mevcut ortalama Amerikan tarifesi zaten yaklaşık %55 seviyesinde. Ukraynalı istihbarat yetkilileri, Pekin’in Rus askeri tesislerine ürün sağlamaya devam ettiğini iddia ediyor. Bajarunas, Çin’e yönelik ek yaptırımların “ekonomik baskı ve ulusal güvenlik koruması” olarak sunulabileceğini söyledi. Ancak Snegovaya’ya göre mevcut yüksek tarifeler, ek tarifelerin etkisini azaltıyor.
Türkiye ve BAE: Rusya’nın yaptırımlardan kaçınma ağlarında aracı olarak gördüğü bu iki ülkeye yönelik yaptırımlarda Washington, limanlar, nakliye şirketleri veya bankalar gibi kritik altyapı ve kurumları hedef alabilir.
Bu analizler, Trump’ın son tarihi yaklaşmasına rağmen, Ukrayna’daki çatışmanın kısa vadede çözüme ulaşmasının zor olduğunu ve diplomatik bir ilerlemenin ancak savaş alanındaki güç dengeleri değiştiğinde mümkün olabileceğini gösteriyor. Olası yeni yaptırımlar ise, Rusya ile ekonomik ilişkileri bulunan ülkeleri zor durumda bırakabilir.