Ağrı İbrahim Çeçen Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Coğrafya Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Faruk Kaya, Nepal-Tibet sınırında yaşanan ve binden fazla kişinin hayatını kaybettiği felaketin ardından Ağrı Dağı’ndaki buzul hareketliliğine dikkat çekti. Güncel uydu verilerinin zirvedeki takke buzulunun ciddi biçimde küçüldüğünü gösterdiğini belirten Kaya, bölgedeki buzulların düzenli şekilde takip edilmesi gerektiğini söyledi.
Kaya, 1900’lü yılların başında yaklaşık 15 kilometrekare olan Ağrı Dağı’ndaki buzul alanının günümüzde uydu ölçümlerine göre yaklaşık 5 kilometrekareye kadar gerilediğini belirtti. Geçmişte 3 bin 600 metre seviyelerine kadar inen buzul vadilerinin ise bugün yaklaşık 4 bin 900 metreye çekildiğini ifade etti.
Nepal’deki Felaket Ağrı Dağı’nı Gündeme Getirdi
Nepal ile Tibet arasındaki sınır hattında 26 Ağustos’ta Langtang Lirung Zirvesi’nin kuzey yüzünde kaya ve buz kütlesinin kopması sonucu büyük bir sel meydana geldi. Felakette can kaybının bini geçtiği, yaklaşık 5 bin kişinin ise kayıp olduğu bildirildi.
Dağlık bölgelerde buzulların küçülmesi ve hareketliliğin artmasıyla ortaya çıkabilecek riskleri değerlendiren Prof. Dr. Faruk Kaya, Ağrı Dağı’nda da geçmişte benzer ölçekte bir felaket yaşandığını hatırlattı. Kaya, 1840 yılında meydana gelen olayın Türkiye’nin buzul kaynaklı afet tarihindeki en önemli örneklerden biri olduğunu söyledi.
Ahura Vadisi’nde 1840 Felaketi
Kaya’nın aktardığı bilgilere göre 1840 yılındaki büyük afet, Ağrı Dağı’nın kuzeydoğu eteklerinde bulunan ve “Cehennem Deresi” olarak da bilinen Ahura Vadisi’nde meydana geldi.
Felaketin nasıl gerçekleştiği konusunda bilim dünyasında farklı görüşlerin bulunduğunu belirten Kaya, 2019 yılında Geomorphology dergisinde yayımlanan bir çalışmada depremin ve olası volkanik hareketliliğin hızlı kar ve buz erimesini tetiklediği, bunun sonucunda büyük bir volkanik çamur akıntısının oluştuğunun öne sürüldüğünü aktardı.
Başka araştırmacıların ise olayın devasa bir kaya ve buz kütlesinin vadi boyunca yaklaşık 21 kilometre ilerlemesi sonucunda gerçekleştiğini savunduğunu belirtti.
Binlerce Kişinin Hayatını Kaybettiği Felaket
1840 yılındaki olayda hayatını kaybedenlerin sayısı konusunda farklı rakamların bulunduğunu ifade eden Kaya, kaynaklarda can kaybının 1.300 ile 1.700 arasında gösterildiğini söyledi.
Felaketin ardından 8’inci yüzyıla kadar uzanan geçmişe sahip Ahura köyünün tamamen yıkıldığını belirten Kaya, yerleşimin kısa süre içinde yeniden kurulduğunu ve bugün Yenidoğan köyü adıyla varlığını sürdürdüğünü kaydetti.
Kaya, köyün yalnızca doğal afet geçmişiyle değil, bölge halkının kültürel hafızası açısından da önemli olduğunu vurguladı. Nuh peygamber ve çocuklarının buradan dünyaya yayıldığına ilişkin inancın da köyün tarihsel anlatısının bir parçası olduğunu belirtti.
Ahura Vadisi’nde Risk Yeniden Tekrarlanıyor
Ahura Vadisi’nin 1840 yılındaki büyük felaketin ardından tamamen sakin bir bölgeye dönüşmediğini belirten Kaya, 2021 yılının haziran ayında aynı vadide buzul kaynaklı çamur ve heyelan akıntısı yaşandığını söyledi.
Yaz aylarında ani buzul erimelerinin oluşturduğu akıntıların Ahura Vadisi ve Ağrı Dağı çevresindeki diğer vadilerde tekrarlanan bir olay haline geldiğini belirten Kaya, 30 Temmuz 2026’da da buzul erimesinin bölgede çamurlu sel ve taşkınlara neden olduğuna dikkat çekti.
Bu olayların 1840’taki felaket veya Nepal’deki son yıkımla kıyaslandığında daha küçük ölçekli olduğunu ifade eden Kaya, buna rağmen tekrarlanmalarının önemli bir uyarı niteliği taşıdığını söyledi.
Buzulların Alanı 15 Kilometrekareden 5’e Düştü
Prof. Dr. Faruk Kaya, Ağrı Dağı’ndaki değişimin uydu verileriyle açık biçimde izlenebildiğini belirtti. 20’nci yüzyılın başlarında yaklaşık 15 kilometrekare büyüklüğünde olan buzul alanının günümüzde yaklaşık 5 kilometrekareye kadar gerilediğini aktaran Kaya, buzul vadilerindeki çekilmenin de dikkat çekici boyuta ulaştığını söyledi.
Geçmişte buzulların 3 bin 600 metre seviyelerine kadar indiğini belirten Kaya, günümüzde bu sınırın yaklaşık 4 bin 900 metreye kadar yükseldiğini ifade etti.
Sürekli Buzul İzleme Programı Gerekiyor
Türkiye’de Himalayalar’daki ölçekte bir buzul gölü patlamasının beklenmediğini belirten Kaya, buna karşın iklim değişikliği nedeniyle yüksek dağlarda buzul kopmaları ve kaya çığlarının yerel ölçekte oluşturduğu riskin arttığını vurguladı.
Ağrı Dağı’nın yanı sıra Cilo, Süphan ve Kaçkar dağ sistemlerinde sürekli ve sistematik buzul izleme programlarının oluşturulması gerektiğini söyleyen Kaya, uydu görüntüleriyle takip, düzenli saha çalışmaları ve uygun alanlarda yamaç deformasyonlarının izlenmesini önerdi.
Küçük Olaylar Büyük Riskin Habercisi Olabilir
Ahura Vadisi gibi geçmişte büyük afetlerin yaşandığı bölgelerde meydana gelen küçük ölçekli olayların düzenli biçimde kayıt altına alınması gerektiğini belirten Kaya, bu hareketliliklerin daha büyük bir felaketin erken işaretleri olarak değerlendirilmesi gerektiğini söyledi.
Özellikle vadilerde ve dere yataklarına yakın bölgelerde bulunan yerleşimlerin mevcut riskler dikkate alınarak yeniden değerlendirilmesi gerektiğini ifade eden Kaya, 1840’ta Ahura’da yaşanan felaketin ardından benzer hareketlerin daha küçük ölçekte devam ettiğini hatırlattı.
Kaya, Chamoli’de 2021’de ve Nepal-Tibet sınırında 2026’da yaşanan olayların da farklı coğrafyalarda benzer risklere işaret ettiğini belirterek, dağlardaki buzulların sessiz görünse de sürekli değişim halinde olduğunu ve bu değişimin zamanında izlenmesi gerektiğini vurguladı.