İzmir’in en bilinen simgelerinden Saat Kulesi, 125 yıldır Konak Meydanı’nda kentin değişimine tanıklık ediyor. Depremler, kentleşme ve zamanın etkilerine rağmen ayakta kalmayı başaran tarihi yapının kalbindeki mekanik saat ise kurulduğu dönemdeki çalışma prensibini bugün de sürdürüyor.
1 Eylül 1900’de temeli atılan, tam bir yıl sonra aynı tarihte hizmete açılan Saat Kulesi, geçen 125 yılda İzmir’in değişen siluetinin ortasında varlığını korudu. Kulenin mekanik sisteminin bakımını 1994 yılından bu yana 68 yaşındaki üçüncü kuşak saat ustası Feti Pamukoğlu gerçekleştiriyor.
Fransız Mimarın Tasarladığı Simge Yapı
Fransız mimar Raymond Charles Péré tarafından tasarlanan Saat Kulesi’nde Kuzey Afrika ve Endülüs mimarisinin izleri görülüyor. Yapının ana taşları Denizli’nin Sarayköy ilçesinden getirildi. Koyu yeşil ve bordo renkli mermerler ise Marsilya’dan İzmir’e taşındı.
Kulenin yapımı için ayrılan 1.700 Osmanlı Lirası yeterli olmayınca İzmirliler tarafından bir bağış kampanyası başlatıldı ve 1.500 lira daha toplandı.
Konak Atatürk Meydanı’nda 81 metrekarelik bir taban üzerine inşa edilen yapı, 21 metre 12 santimetre yüksekliğe sahip. Dört basamaklı mermer platform ve sekizgen kaideden oluşan kulenin platform bölümünde küçük sütunlarla taşınan at nalı kemerli sebiller bulunuyor. Bu bölümde ayrıca üçer çeşme kurnası ve fıskiyeli havuzlar yer alıyor.
125 Yıllık Mekanizma Hâlâ Çalışıyor
Bugünkü İzmir’de Saat Kulesi’nin çevresinde 1901 döneminden çok az iz kalmış olsa da kulenin dört cephesindeki saatler, 125 yıl önce oluşturulan mekanik sistemin çalışma prensibini koruyor.
Dördüncü katın altında bulunan mekanizma, dört ayrı yöne bakan ve her biri 75 santimetre çapındaki dört saati birlikte çalıştırıyor. Sistemde 22 dişli çark bulunuyor.
Ağırlık ve yer çekimi esasına göre çalışan mekanizma, altı günde bir kuruluyor. Saat sisteminin düzenli çalışmasını sağlamak amacıyla üç ayda bir periyodik bakım gerçekleştiriliyor.
Pamukoğlu, İzmir Saat Kulesi’nin Türkiye’de bakımını üstlendiği 36 tarihi saat kulesi arasında kendisi için ayrı bir öneme sahip olduğunu belirtiyor.
“Bu sene 125’inci senesi. Mekanik olarak aslını yitirmeyen ve ilk günkü gibi çalışan nadide saatlerden biri İzmir Saat Kulesi. Ağırlık, çalışması için gerekli enerjiyi veriyor. Biz burada altı günde bir kuruyor, üç ayda bir de periyodik bakımını yapıyoruz.”
32 Yıldır Kulenin Mekanizmasını Koruyor
Pamukoğlu’nun tarihi kuleyle başlayan meslek hikâyesi 1994 yılına dayanıyor. Geçen 32 yıllık süreçte mekanizmanın neredeyse tüm ayrıntılarına hâkim olan usta, artık yalnızca ortaya çıkan arızaları gidermekle yetinmediğini, sorunlara yol açabilecek ihtimalleri de önceden belirlemeye çalıştığını anlatıyor.
İzmir’in yağmur, nem ve tozlu ortamının yıllar içinde mekanik sistem üzerinde deformasyona neden olabildiğini belirten Pamukoğlu, tecrübenin bakım anlayışını değiştirdiğini ifade ediyor.
“Bizde artık hatanın ne olduğu değil, neden olduğu önemli. İlk zamanlar hatayı bulup çözeriz derdik. Şimdi mesleki tecrübemle hataya neden olabilecek şeyleri önceden tespit edip önlemeye çalışıyorum. Bu da zamanın bana mesleğimle ilgili kazandırdığı bir tecrübe.”
“Burası Bizim Evladımız Gibi”
Konak Meydanı’nın merkezindeki Saat Kulesi’nin durması halinde bunun kısa sürede fark edildiğini söyleyen Pamukoğlu, bakım çalışmaları sırasında bile kendisine telefon geldiğini belirtiyor.
“Burası bizim evladımız gibi. Mutlaka bakımlarını yapmamız lazım. Sabah sekizde, dokuzda telefon başlar; ‘Saat durmuş’ derler. ‘Tamam, biliyoruz, bakımda’ deriz. Valiliğin karşısında olduğu için oradan da hemen telefon gelir, ‘Neden saat çalışmıyor?’ diye.”
Her gün binlerce kişinin önünden geçtiği ve fotoğraf çektirdiği yapının bakımını üstlenmenin manevi bir sorumluluk oluşturduğunu dile getiren Pamukoğlu, mesleğini severek yaptığı için bu sorumluluğu bir baskı olarak görmediğini ifade ediyor.
“Benim İçin Sığınak Ve Terapi”
Saat Kulesi, Pamukoğlu’nun hayatında yalnızca teknik bakımını yaptığı tarihi bir yapı olarak da kalmamış. Usta, yaşamının zor dönemlerinde kulenin kendisi için bir sığınak haline geldiğini anlatıyor.
“Ticaret hayatında sıkıntılar çektiğim dönemler oldu. Ruh halim bozuk olduğunda, insanlardan bunaldığımda burası benim için bir sığınak oldu. Yukarı çıkar, ufacık pencereden dışarıyı, denizi seyrederim. Benim için terapi.”
Tarihi bir mekanizmanın bakımını yapmanın yalnızca teknik bilgiyle mümkün olmadığını vurgulayan Pamukoğlu, işin sevgi ve dikkat istediğini söylüyor.
“Bu işi istemek, o ruhu hissetmek lazım. Bu işi sadece bir vazife olarak yaptığımda hiçbir anlamı yok. Sevgiyle yaptığım zaman çok anlamı var. Beynin o işin içinde olması lazım. Mikromekanikte ufacık bir dikkatsizlik bile saatin çalışmamasına neden oluyor.”
Saatçilik Ailede Kuşaktan Kuşağa Aktarılıyor
Pamukoğlu ailesinde saatçilik, nesiller boyunca sürdürülen bir meslek olarak öne çıkıyor. Ailenin üçüncü kuşağını temsil eden Feti Pamukoğlu, ailelerinin saatçilik mesleğinde 90 yılı geride bıraktığını belirtiyor.
Mesleği babasından öğrendiğini anlatan Pamukoğlu, babasını “Hem atam, hem babam, hem ustam” sözleriyle tanımlıyor. Babasının kendisine verdiği en önemli meslek öğüdünü ise şöyle aktarıyor:
“İnsanlar yaptıkları iyi işlerle anılır. İster çöpçü olun, ister boyacı olun, ister saatçi olun, ister sanatçı olun; yaptığınız güzel şeylerle anılın. Yeter ki insanlar yaptığınız işi kanıksasınlar ve sizden güzel söz etsinler derdi. Biz de o düsturla yetiştik.”
Tarihi Saatler İçin Usta Sıkıntısı Yaşanıyor
Pamukoğlu, Türkiye genelinde bakımını yaptığı bazı tarihi saat kulelerinde ise mekanizmaları çalıştırabilecek ve düzenli olarak kurabilecek ustaların giderek azaldığına dikkat çekiyor.
Türkiye’de 36 saat kulesinin bakımını üstlendiğini belirten Pamukoğlu, bazı kulelerde mekanik sistemleri kuracak kimsenin kalmadığını söylüyor. Mekanik saatlerin çalışması için belirli aralıklarla ağırlıkların yeniden yukarı çıkarılması gerekiyor.
“Türkiye’de baktığım 36 tane saat kulesi var. Bazılarında artık kuracak kimse bile kalmadı. Mekanik saatlerde ağırlığın belirli aralıklarla yeniden yukarı çıkarılması lazım. Bunu yapacak kimse olmadığı için bazılarını modifiye ettik. Ama gururla söylüyorum, burası hiçbir orijinalliği bozulmadan ilk günkü gibi çalışıyor.”
Depremler Kulede Hasara Yol Açtı
125 yıllık tarihinde çeşitli depremlere de maruz kalan Saat Kulesi, bu sarsıntılardan bazılarını ağır hasarla atlattı.
31 Mart 1928’de meydana gelen 6,5 büyüklüğündeki İzmir-Torbalı depreminde kulenin tepe katı çöktü ve yapı zarar gördü. 1929 yılında saatin durmasının ardından Almanya Konsolosluğu aracılığıyla Hannover’den bir saat ustası getirildi ve mekanizma yeniden çalışır hale getirildi.
Kule, 1 Şubat 1974’teki 5,2 büyüklüğündeki depremde de hasar gördü. Saat kadranlarının üzerindeki son kat yıkılırken ana gövde ayakta kaldı. Yıkılan tepe bölümü yaklaşık iki yıl süren çalışmalar sonucunda onarıldı.
Konak Meydanı Değişti, Kule Yerinde Kaldı
Saat Kulesi, yalnızca doğal afetlere değil, İzmir’in ve Türkiye’nin geçirdiği toplumsal ve fiziksel dönüşümlere de tanıklık etti.
Yapının ilk döneminde doğu ve güney cephelerinde Osmanlı arması, kuzey ve batı cephelerinde ise II. Abdülhamit’in tuğrası bulunuyordu. 1927’de yapılan yasal düzenlemenin ardından bu semboller kaldırıldı. Geçiş döneminde cephelere çapraz Türk bayrakları işlendi, daha sonra bugün görülen kabartma Ay-Yıldız motifleri yerleştirildi.
Saat Kulesi’nin inşa edildiği dönemde meydanın çevresinde Sarıkışla, Hükümet Konağı ve çeşitli depolar bulunuyordu. Meydanın batı tarafı ise doğrudan denize açılıyordu.
Aradan geçen 125 yılda İzmir’in kıyı çizgisi değişti, yeni yapılar yükseldi ve ulaşım sistemi yeniden şekillendi. Konak Meydanı bugünkü görünümüne kavuşurken Saat Kulesi ise tüm bu değişimin ortasında aynı yerinde kaldı ve kente zamanı göstermeyi sürdürdü.