Türkiye’nin BRICS Üyeliği ve Ekonomik İlişkiler
Türkiye, bir süre önce Brezilya, Rusya, Hindistan, Çin, Mısır, Etiyopya, İran ve Birleşik Arap Emirlikleri ile Suudi Arabistan’ı kapsayan BRICS’e üyelik başvurusu yaptı. Bu bağlamda, Ekonomi ve Dış Politika Araştırmalar Merkezi (EDAM) Direktörü Sinan Ülgen, “Dimyata pirince giderken evdeki bulgurdan olmayalım” uyarısında bulundu. Türkiye’nin yatırım yönünün çoğunlukla Avrupa’ya odaklandığını belirten Ülgen ile BRICS üyeliğinin getiri ve götürülerini detaylı bir şekilde konuştuk.
BRICS Üyeliği: Avantajlar ve Dezavantajlar
Genel dış politika açısından Türkiye’nin birçok ülkeyle ilişkilerini geliştirmesi son derece doğal bir durum. Ancak BRICS’e üyeliğin siyasi ve ekonomik getirilerinin ne olacağı hakkında, başvuruyu yapan hükümet yetkililerinin bizlerle paylaştığı bir analiz mevcut değil. Üyelik başvurusunun yapıldığını, yabancı basından ve Çin ile Rusya’nın açıklamalarından öğrendik.
Türkiye’nin ikili düzeyde Çin, Rusya veya Hindistan ile elde edemediği ekonomik kazanımların BRICS içerisinde nasıl gerçekleşeceğini anlamak gerekiyor. BRICS içinde en büyük ekonomik güç olan Çin ile Türkiye’nin ticaret dengesine baktığımızda, Türkiye’nin Çin’den yaptığı ithalatın 45 milyar dolar, ihracatının ise sadece 3.5 milyar dolar olduğunu görüyoruz. Yani arada ciddi bir 12 kat fark var. Bu farkın öngörülebilir gelecekte kapanması da pek olası görünmüyor. Öte yandan, Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne ihracatı 155 milyar dolar, ithalatı ise 160 milyar dolar seviyesinde. Yatırım ilişkileri açısından Batı ile kurulan bağlantılara öncelik veriliyor. Dolayısıyla, BRICS içindeki ticaret ve yatırım fırsatları sınırlı kalabilir.
BRICS Üyeliği ve AB İlişkisi
BRICS üyeliği, niyet bu olmasa da, Türkiye’yi dar anlamda Avrupa Birliği’ne sırt dönmeye yöneltebilir. Ancak BRICS üyeliğimizin, mevcut ticaret ve yatırım ilişkilerimizde olumsuz bir etki yaratıp yaratmayacağını da göz önünde bulundurmak gerekiyor.
Zarar Verme Potansiyeli
Bu konuda derinlemesine bir inceleme yapılması şart. BRICS ülkeleri ile bazı avantajlar elde edilebilir. Ancak bu avantajların genel ticaret ilişkilerine yansıması sorgulanmalıdır. Ukrayna savaşı nedeniyle Rusya üzerindeki yaptırımlar, Türkiye üzerinde de baskı oluşturuyor. Bu bağlamda Rusya ile normal ekonomik ilişkiler geliştirmek oldukça zor.
ABD seçimleri sonrasında Batı sistemi ile Çin arasındaki çekişmenin artması bekleniyor. BRICS üyeliğimiz, geleneksel yatırım ve teknoloji ilişkilerimizin olduğu ortaklarımızda bir davranış değişikliğine neden olma riski taşıyor. İşte bu noktada “dimyata pirinç bulgur meselesi” devreye giriyor.
Fikirdaşlık ve Jeopolitik Riskler
Dünya genelinde yatırım ve ticaretin jeopolitik konjoktörden etkilendiği bir ortamda, böyle bir riskin var olduğu gerçeğini unutmamak gerekir. IMF araştırmalarına göre, Avrupa menşeli çok uluslu şirketlerin yatırım kararlarında jeopolitik unsurlar ve siyasi fikirdaşlık giderek daha fazla önem kazanıyor.
Türkiye’nin Fikirdaş Ülkeleri
- Batı Ülkeleri: Özgürlüklere inanan, demokrasi ve hukukun üstünlüğünü benimsemiş ülkeler.
- Rusya ve Çin: Bu ülkeler, Türkiye’nin fikirdaş olduğu kategoride yer almıyor.
Yatırım Çekememe Sorunu
Son yıllarda Türkiye, yatırım çekme konusunda ciddi zorluklar yaşıyor. Türkiye ekonomisi, milli gelir bakımından 1.1 trilyon doları geçmiş durumda. Ancak, geçen yıl Türkiye’nin çektiği doğrudan yatırım miktarı sadece 12 milyar dolar oldu ki bunun yarısı gayrimenkul alanına gitti. Yatırım ortamının güçlendirilmesi açısından hukuk ve adil rekabetin sağlanması kritik önem taşıyor. Şirketlerin haklarının korunacağına dair güvence verilmesi gerekiyor. Aksi takdirde yatırımlar, Polonya, Romanya ve Fas gibi ülkelere kayabilir.
Demokratik Normlar ve AB İlişkisi
Türkiye’nin Avrupa İnsan Hakları kararlarına saygı göstermesi ve Avrupa Konseyi normlarını benimsemesi gerekiyor. İstanbul Sözleşmesi’nin uygulanması gibi adımlar, Türkiye’nin demokratik ruhunu yeniden kazanmasına yardımcı olabilir.
Türkiye’nin AB üyeliği konusundaki enerjisinin düştüğü bir gerçek. Son 10 yılda demokratik normlar bakımından önemli kayıplar yaşandı. Kısa vadede ciddi bir demokratik hamle olmazsa, AB ile ilişkilerde ilerleme sağlamak zor olacaktır.
Körfez Sermayesi ve Türkiye
Türkiye, son yıllarda ağırlığını Körfez sermayesine vermiş durumda. Ancak bu durum, Türkiye için bir kurtarıcı olamaz. Avrupa’nın bir alternatifi bulunmamaktadır. Körfez sadece tamamlayıcı bir rol üstlenebilir. Bugün Türkiye’nin, Avrupa dışında yönlendirebileceği başka bir pazar yok.
Ekonomi Üzerine Değerlendirme
Türkiye, 2023 Mayısı öncesinde yapılan makroekonomik hataların sonuçlarını maalesef hâlâ yaşıyor. Mehmet Şimşek’in doğru adımlar atmaya başlaması önemli bir gelişme. Ancak para politikası, bu programın başarısı için tek başına yetersiz kalacaktır. 2001 programı gibi daha iddialı ve kapsamlı bir yapısal reform programına ihtiyaç vardır. Şu anda istikrar programını önceleyen, reformları sonraya bırakan bir yaklaşım uygulanıyor ki bu da doğru değil.
Ortadoğu ve Dünya Ekonomisi
İsrail-Filistin-Lübnan ve Suriye bölgeleri, tam anlamıyla bir savaş yumağı haline gelmiş durumda. Bu durum, dünya ekonomilerini olumsuz yönde etkileyebilir. Petrol fiyatları ve bu fiyatların yaratacağı enflasyonist baskılar, Türkiye için de bir risk oluşturuyor.
Rusya-Ukrayna savaşı başladığında, bu çatışmanın uzun süreceğini öngörmüştüm. Ancak ABD seçimleri sonrasında bu süreç hızlanabilir. 2025 yazından itibaren müzakerelerin yapılması yönünde baskı artacaktır.