Yapay zekâ teknolojilerine yönelik küresel yatırım dalgası yeni bir eşiğe yaklaşırken, yatırımların finansman biçimi Uluslararası Para Fonu’nun (IMF) gündemine girdi. IMF, küresel özel sektörün yapay zekâ bağlantılı yatırımlarının 2026’da 2 trilyon doları aşabileceğine dikkat çekerken, artan borç kullanımının teknoloji sektöründeki finansal riskleri büyütebileceği uyarısında bulundu.
Yapay Zekâ Yatırımları 2 Trilyon Doları Aşabilir
IMF’nin 2026 Yıllık Raporu’nda yer alan değerlendirmeye göre, dış tahminler küresel özel sektörün yapay zekâ ile bağlantılı yatırımlarının bu yıl 2 trilyon doların üzerine çıkabileceğine işaret ediyor.
Bu seviyedeki yatırım hacmi, yapay zekâyı son yıllarda küresel ekonominin en hızlı büyüyen yatırım alanlarından biri konumuna getiriyor.
IMF, yapay zekâ yatırımlarının ABD ekonomisine şimdiden ölçülebilir katkı sunduğunu belirtiyor. Rapora göre teknoloji yatırımları 2025 yılında ABD ekonomik büyümesine yaklaşık 0,5 puan katkıda bulundu.
Veri merkezleri, yüksek performanslı işlemciler, enerji altyapısı ve bulut bilişim yatırımları söz konusu sermaye harcamalarının önemli bölümünü oluşturuyor.
Yapay zekâ yatırımlarının önümüzdeki yıllarda verimlilik artışına dönüşmesi halinde ekonomik büyüme üzerindeki etkinin daha kalıcı hale gelebileceği değerlendiriliyor.
Borç Finansmanı Arttıkça Risk Yayılabilir
IMF’nin dikkat çektiği başlıklardan biri de yapay zekâ yatırımlarının giderek daha fazla borçla finanse edilmesi oldu.
Özellikle veri merkezi işletmecileri, büyük teknoloji şirketleri ve çip üreticileri arasındaki yatırım, kredi ve satın alma ilişkilerinin finansman yapısını daha karmaşık hale getirdiği belirtiliyor.
Fonun değerlendirmesine göre bazı şirketler aynı ekosistem içerisinde birbirlerinin müşterisi, yatırımcısı ve finansörü konumuna gelebiliyor. Bu durum, bir şirketin yaşayabileceği finansman sıkıntısının diğer şirketlere de yansıması riskini artırıyor.
IMF’nin daha önceki küresel finansal istikrar değerlendirmesinde, büyük teknoloji şirketlerinin 2029’a kadar yaklaşık 3,4 trilyon dolarlık yapay zekâ bağlantılı sermaye harcaması yapabileceği öngörülmüştü.
Aynı çalışmada, büyük teknoloji şirketlerinin Ocak 2025’ten bu yana tahvil piyasalarından 100 milyar doların üzerinde finansman sağladığına dikkat çekilmişti.
Yapay zekâ yatırımlarının şirketlerin mevcut nakit akışlarını aşması durumunda tahvil, özel kredi, kaldıraçlı kredi ve şirketler arası finansman kanallarına daha fazla başvurulabileceği belirtiliyor.
Bu nedenle risklerin yalnızca teknoloji şirketlerinin bilançolarında kalmayarak bankalar, özel kredi fonları, sigorta şirketleri ve tahvil yatırımcıları üzerinden daha geniş finansal sisteme yayılabileceği değerlendiriliyor.
IMF’den Sert Değerleme Düzeltmesi Uyarısı
IMF’nin işaret ettiği bir diğer risk, yapay zekâ yatırımlarının beklenen ekonomik getiriyi sağlayamaması durumunda ortaya çıkabilecek değerleme düzeltmesi.
Fon, yüksek maliyetli yatırımların beklenen verimlilik ve gelir artışını yaratmaması halinde teknoloji şirketlerinin yüksek değerlemelerinde sert düşüşler yaşanabileceğini belirtiyor.
Böyle bir durumda etkilerin yalnızca hisse senedi yatırımcılarının kayıplarıyla sınırlı kalmayabileceği, servet kaybı, yatırımlarda gerileme ve işten çıkarmalar gibi sonuçların da ortaya çıkabileceği ifade ediliyor.
IMF’nin nisan ayında yayımladığı çalışmada da yapay zekâ beklentilerinin zayıfladığı ve ABD hisse senetlerinin yüzde 20 değer kaybettiği bir senaryo ele alınmıştı. Bu ölçekte bir piyasa düzeltmesinin küresel finansman koşullarını sıkılaştırarak ülkelerin borç risklerini artırabileceği değerlendirilmişti.
Yapay Zekâ Ekonomik Büyümeyi Destekleyebilir
IMF, yapay zekânın ekonomik etkisini yalnızca finansal riskler üzerinden değerlendirmiyor.
Teknolojinin verimliliği artırması, şirketlerin maliyetlerini düşürmesi ve yeni ekonomik faaliyet alanları oluşturması halinde küresel ekonominin potansiyel büyüme kapasitesinin yükselebileceğine dikkat çekiliyor.
Bu çerçevede yapay zekâ yatırımlarında önümüzdeki dönemde yalnızca yatırım hacminin değil, bu yatırımların sağlayacağı gelir ve verimlilik artışının da belirleyici olması bekleniyor.
IMF’nin değerlendirmeleri, 2 trilyon doları aşması beklenen yatırım dalgasının hangi finansman kaynaklarıyla karşılanacağı ve artan borç yükünün şirketlerden finansal sistemin diğer kesimlerine ne ölçüde yayılabileceği konularını öne çıkarıyor.